Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)
Sinop Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 120. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Haziran 2005 · 1.614 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Engin Altay (CHP), 28 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.614 kelime.
Engin Altay (CHP, Sinop). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 28 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2005-06-28-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 951 sıra sayılı kanun tasarısının eski 40, yeni 39 uncu maddesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepimizin de bildiği üzere, ülkemizdeki rejimin tam adı "parlamenter demokratik rejim"dir. Parlamenter demokrasilerde rejimin üç temel ayağı vardır. Bu ayaklardan birisi yasama, bir diğeri yürütme, bir diğeri de yargıdır ve bu üç kuvvet de, kaynağını, gücünü Anayasadan alır.
Ancak, Türkiye'de, son yıllarda, özellikle de Kasım 2002'den sonra bu kuvvetler ayrılığı prensibinin çok iyi işlemediğini düşünüyorum ve düşünüyoruz. Yasama organı, yürütme organı tarafından by-pass edilme noktasına gelmiştir. Aynı şekilde, yargı da -bu yeni değil, 12 Eylül 1980'den beri böyle- yine, yürütme organı tarafından baskı altına alınmaya kalkışılan bir süreçte yol almaktadır.
Hepimiz takdir ederiz ki, yargı, şüphesiz olarak, bağımsızdır, bağımsız kalabilmelidir.
Bakın, Anayasamızın 138 inci maddesi, mahkemelerin bağımsızlığını; 139 uncu maddesi, hâkimlik ve savcılık teminatını; 140 ıncı maddesi de, hâkim ve savcıların görevlerini nasıl ifa edeceklerini çok açık biçimde ortaya koymuştur. Bu çerçevede, 138 inci madde der ki:
"Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."
Anayasa ne için diyor bunları; yürütme için diyor.
Değerli arkadaşlar, böyle baktığımızda, yine, hâkimlik ve savcılık teminatı yönünden "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz" diyor Anayasa.
Anayasa böyle diyor; ama, pratikte uygulama böyle yürümüyor. Bu, döneminizle ilgili bir durum da değildir. 12 Eylül 1980 gerici askerî darbesinden sonra, Yüksek Hâkimler Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu kaldırıldı, yerine, şimdiki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu; şimdi, burada, Sayın Bakan, Sayın Müsteşar, Yargıtaydan 3, Danıştaydan 2, 4'ü de yedek, itirazlara bakan bir yapılanma var. Ancak, adliye camiası bu kurumu demokratik görmemektedir. Adliye camiası bu kurumu şeffaf görmemektedir. İstenmektedir ki, evet, bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olsun. Olsun da, bunun içinde Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizin adliyelerinden temsilciler olsun. Olsun da, bunun içinde taşra teşkilatından, adliyemizin taşradaki ünitelerinden de temsilciler olsun. Ve olsun ki, bunun içinde Barolar Birliğinden de temsilci olsun. Ve olsun ki, bu 7 kişilik dar bir kadro değil de, 30 kişilik, 40 kişilik bir ciddî yüksek kurul olsun. Bu Kurul, siyasî iradenin baskısından, tahakkümünden bağımsız olarak, hür ve bağımsız olarak çalışabilsin. 7 kişilik bir kurul var. Başında Sayın Bakan var. Sayın Müsteşar Kurulun içinde ve bu kurulun biz tam bağımsızlığından söz etmiyoruz zaten, siz de etmiyorsunuz. Türkiye'nin bütün hâkimleri ve savcıları da bu Kurulun bağımsızlığından söz etmiyor, edemiyor.
Bakın, İl Özel İdaresi Kanununu geçirdik buradan. Güzel bir şey yaptık. Tartışılır-tartışılmaz, beğenilir-beğenilmez. Vatandaşların seçtiği il genel meclisi üyelerinin başında devletin valisi başkandı. Ne yaptık; devletin valisini il genel meclisinin başkanlığından aldık. Kendi aralarından, seçimle, demokratik yollardan bir il genel meclisi başkanı seçiyor iller. Bu, yargı gibi, üç temel kuvvetin birisini ilgilendiren çok önemli bir kurulsa -ki, öyle- niye bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda da böyle bir uygulama yapmıyoruz. Yani, biz yürütmeyi reddetmiyoruz. Yürütme, demokrasinin olmazsa olmazıdır; yürütme de, milletimizin iradesinin bir teveccühü olarak şekillenen bir durumdur; ama, yürütmenin bir siyasî penceresi vardır. Sayın Bakanı kişisel olarak hepimiz seviyoruz; çok derli toplu, düzgün buluyoruz, nitelikli buluyoruz; ama, bu, Sayın Bakanın olaylara bir pencereden bakmayacağı anlamına gelmez. Bu sebeple, bu, yürütmenin işi değildir. Bunu Yüce Meclise söylüyorum. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili olarak bu Parlamentonun acilen bir düzenlemeye gitmesi lazım. Personel Genel Müdürlüğü -yanlış bilmiyorsam- Kurulun gündemini hazırlıyor, Personel Genel Müdürlüğü kurumun sekreteryasını yürütüyor. Bunları, yargı bağımsızlığı bakımından çok doğru bulmuyoruz. Nitekim, her iktidar geldiği zaman genel müdürünü, müsteşarını, müsteşar yardımcısını, genel müdür yardımcısını, daire başkanını, şube müdürünü değiştiriyor. Siz, işi biraz da ileri getirdiniz, bilgisayar memurlarını da değiştiriyorsunuz. Böyle bir durumda yargının bağımsızlığından söz etmemiz, hele Kurulun bağımsızlığından söz etmemiz düşünülemez.
Teftiş, her kurumun olmazsa olmazıdır. Teftiş kurulu da eskiden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağlıyken, şimdi, o da Bakanlığa bağlı. Anayasa da diyor ki: "Yargıyı hiçbir güç etkileyemez, tavsiyede, telkinde bulunamaz." Bu da bir çarpıklık.
Değerli milletvekilleri, şunu söylemiyorum; efendim, yargı bağımsızdır, kimse ona karışmasın, keyfe keder iş yapsın, hâkim, isterse 2'de gitsin, isterse 5'te gitsin adliyeye demiyorum. Elbette ki, adalet sistemi başıboş bırakılamaz; adalet sisteminin başıboş bırakılması elbette düşünülemez; ama, adalet sisteminin, yargının, siyasî iradenin tahakkümünde olması asla ve asla kabul edilemez. Birisi düşünülemez, birisi kabul edilemez.
Bir söz vardır: "Etkilenen adalet, adalet değildir." Yine bir söz vardır: "Bir yerde adliyenin olması, orada adaletin olduğu anlamına gelmez." Hâkim ve savcılarımızın, siyasî iktidara şirin görünmek vaziyetine düşürülmemeleri gereklidir. Bu Parlamento ya da bundan sonraki Parlamento, bu konuyu, bu ülkenin çözülmesi gereken en acil konusu olarak görmelidir.
Şimdi, biz, ben, belki sizler, hepimiz, yüzde 100 adalet istiyoruz, yüzde 100 adalet… Bir bilezik alırsınız, bunun yüzde 90'ı altındır, yüzde 10'u bakırdır. Bunu bu şekilde bilezik olarak görebilirsiniz, kullanabilirsiniz; ama, isterseniz, onu ayrıştırıp yüzde 90'lık altını şuraya, yüzde 10'luk bakırı buraya koyabilirsiniz; ancak, adaletin içinde, bırakın yüzde 10'u, yüzde 1'lik bir başka etki, yan etki, yan faktör, yanılgı, yanlışlık, eksiklik olursa, bunun sebepleri sosyal olur, siyasal olur, parasal olur, psikolojik olur, toplumsal olur, her türlü olur, her nasıl olursa olur; burada, bunun yüzde 1 bile içinde bir başka şey varsa, bunun adına adalet denmez; yüzde 99 adalet, yüzde 1 arada başka bir şey varsa, o, artık, adalet olmaktan çıkar.
Şimdi, Türkiye'deki bütün çalışanların ciddî bir malî kriz içinde olduğunu biliyoruz. Elbette, hâkim ve savcılarımızın da, bu yönüyle ciddî bir kriz içinde oldukları malum. Ancak, burada, sadece adliye mensuplarının maaşlarında öyle bir çarpıklık var ki, bakın, şimdi anlatacağım ben size, belki de sizin de hiç dikkatinizi şimdiye kadar çekmedi. Mesela, 1'in 4'ündeki bir öğretmen 879 000 000 alıyor; ama, en düşük derecedeki 9'un 1'indeki bir öğretmen de 707 000 000 alıyor. Arada ne var: 170 000 000 fark var. Bir başkomiser, üst düzey başkomiser 1 112 000 000 alıyor, yeni başlayan bir polis 927 000 000 alıyor. Arada 100 000 000'dan az, 100-110 milyon bir fark var. Bakın, şimdi gelin adliyeye; birinci sınıf hâkim, 2 980 000 000 alıyor, sekizinci derecedeki hâkim de 1 451 000 000 alıyor. Arada 1,5 milyarlık fark var. Ben, birinci sınıf hâkim çok alıyor demiyorum, az alıyor. Yani, milyon dolarlık kararların altına imza atan hâkimin para problemi, maddî sorunu elbette olmamalı. Aynı çerçevede, bir derslikte 75 tane çocuğa okuma-yazma öğreten öğretmenin de maddî sorunu olmamalı. Bir toplum içerisinde hırsızla, arsızla, namussuzla uğraşan polisin de para sorunu olmamalı; ama, arkadaşlar, Sayın Bakan, makas çok büyük. 8 inci derecedeki hâkim ile birinci sınıf hâkim arasındaki makas, hiçbir meslek grubunda olamayacak kadar büyük ve bu yüzdendir ki, çok iyi yetişmiş genç hukukçular, bir banka sınav açtığı zaman, vın, gidiyor, bankanın sınavını kazanıyor ve orada işe başlıyor; aslî mesleği olan adalet dağıtma, adalet üretme işi yerine, bir bankanın hukukî işlerini takip ediyor. Rakam da vermek mümkün; bir bankada, yeni mezun, iyi yetişmiş, donanımlı bir genç hukukçu 1 750 000 000'la başlıyor. Dolayısıyla, adliyede, bu yönüyle de bir sıkıntıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yani, Bakanlık, hâkim, savcının işiyle uğraşacağına, özlük haklarını düzeltmekle uğraşsa daha iyi olacak.
Hâkim ve savcıların askerî hâkimlere endeksli olması, Sayıştaya endeksli olması da ayrı bir dert. Bir hâkim albay, hâkim, savcıların maaşlarıyla orantılı olarak generalden fazla maaş alıyor. O zaman, o dengeyi, o çıtayı korumak için sivil adliyeciler hâkim, savcılara hak ettikleri maaş verilemiyor. Bu da ayrı bir sıkıntı. Bu hâkim ve savcılarımızın özlük haklarının, askerî hâkim ve savcıların dışında, Sayıştay denetçilerinin dışında şekillendirilmesi lazım. Bir hâkim, Allah'ın dağına gidiyor; jiple, besmele çeke çeke, o çamurların, buzların içinde 8-9 saatlik dağa gidiyor, keşif yapıyor; kaç lira alıyor biliyor musunuz; 16 000 000 lira para alıyor; ama, Ankara'da birsürü KİT yönetim kurulu üyesi, ayda bir kere toplantıya katılıyor, o hâkimin o keşifte aldığının 10 katı, 20 katı, 50 katı para alıyor.
Avrupa Birliği süreci çerçevesinde -bana göre o defter kapanmıştır ancak- birsürü kanun çıkardık, Türk Ceza Kanunuyla ilgili de birsürü kanun çıkardık; ama, hâkim, savcılarımızın, adliye personelimizin özlük sorunlarını pas geçtik. Avrupa Birliğinin kokoreçle ilgili hassasiyeti kadar, biz, adliyecilerimize yönelik olarak hassas olmadık. Bu yargı sisteminin sorunlarını konuşurken, işin merkezindeki, pratiğindeki insanların sorununu çözemezseniz, buradan birlerce kanun bile çıkarsanız bu sorunu çözememiş olursunuz.
Özetle, ben diyorum ki, hâkimlik ve savcılık teminatı, Anayasada öngörüldüğü şekilde işletilebilmelidir. Hâkimin, savcının ve tüm adliye personelinin özlük hakları diğer kamu görevlileriyle beraber, eşzamanlı olarak, acilen düzeltilmelidir.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, en azından 12 Eylül 1980 öncesi duruma getirilmelidir.
Hâkimler ve savcılar da meslek örgütü kurabilmelidir.
Adliyelerimiz dökülüyor Sayın Bakan; Sinop'a geldiniz, ne güzel… Sinop Adliyesi, Türkiye'nin örnek adliyesidir, çok güzel oldu. Emeği geçen, Başsavcımız dahil, Valimiz dahil, Sayın Bakan dahil, Bakanlığın bürokratlarına, hepsine teşekkür ediyoruz. Herkese tavsiye ederim; Sinop Merkez Adliyesi, Türkiye'nin görülmeye değer en güzel adliyelerinden biridir; ama, bu ülkede, kapısında asma kilit olan adliyeler var. Aynı çerçevede, fizikî kapasite olarak dökülen, ekipman, donatım olarak, tefrişat olarak dökülen, berbat durumda olan adliyeler var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (Devamla)Hemen bitiriyorum.
Adliyeye girdiğinde hâkimin içi açılacak, savcının içi açılacak; her şeyden önemlisi, şahit olarak, sanık olarak, zanlı olarak, her ne olarak olursa olsun, giren vatandaşın içi açılacak. Adliyeyi, psikolojik ağır baskı yerine, iç huzuru bulunan bir yer ortamına da getirmeliyiz.
Sonuç ve kanaat: Adliyelerimizin fizikî kapasitesini, fizikî durumunu, hâkimlerimizin ve savcılarımızın özlük durumlarını iyileştirmeliyiz; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu -tekrar ediyorum bunu çok önemsediğim için- demin anlattığım gibi olmasa da, hiç değilse 12 Eylül öncesi hale getirmeliyiz.
Bunları belirtiyorum; ayrıca, Sinoplular, Dikmen'e adliye beklerken, Saraydüzü Adliyesinin kapanmasından dolayı size biraz dargındır, hatırlatıyorum.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 28 Haziran 2005