İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı

Ertuğrul Kürkcü

Mersin Milletvekili ·

Genel Kurul, 33. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Aralık 2011 · 823 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ertuğrul Kürkcü, 10 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 823 kelime.

Ertuğrul Kürkcü (Mersin). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-kurkcu-24-2011-12-10-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=13675

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin)Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; her şeyden önce bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Bu günde, hakları ellerinden alınan, insan hakları ihlal edilen mağdurlarla dünyanın her yerinde dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek isterim. Tıpkı bunun gibi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin girişinin üçüncü paragrafında bütün insanlığa tanınmış olan zulme karşı isyan hakkını dünyanın dört bir tarafında beş kıtada kullanarak kendi kurtuluşları ve özgürlükleri için mücadele eden halkların da yanında olduğumuzun bilinmesini isterim.

Sevgili arkadaşlar, bugün Dünya İnsan Hakları Günü’ne girerken ne yazık ki Türkiye’deki tablo, her ne kadar Hükûmetimiz, bu Anayasa oylamasından ve seçimlerden sonra Türkiye’nin demokrasi alanının genişlediğini söylemeye devam etse de, işkence yasağı ihlallerinin sürdüğü, işkence yasağını ihlal edenlerin cezasızlığının sürdüğü, özel yetkili mahkemelerinin adil yargılanma hakkını sürekli olarak ve sistematik olarak ihlal ettiği, keyfî ve uzun tutuklamalarla düşünenlerin, mücadele edenlerin, siyaset yapanların haklarının baltalandığı bir yıl oldu.

Bu yıl içerisinde cezaevlerinde toplam 384 ceza ve infaz kurumunda 124.074 tutuklu ve hükümlü var. Bu rakam tek başına hiçbir anlam ifade etmeyebilir eğer bir kıyaslama yapmazsak. 2001’de Türkiye’de 55.209 tutuklu ve hükümlü vardı, on yılda Türkiye’nin nüfusu sadece yüzde 4,2 artarken cezaevi nüfusu yüzde 250 arttı yani Adalet Bakanlığı çalıştıkça suçlu üreten bir Bakanlık hâlindedir. Adalet Bakanlığının bütçesinin artışı kadardır Türkiye’deki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış. 2001’deki Adalet Bakanlığı bütçesine nazaran 2012’de teklif edilen bütçe 2,5 kat artış göstermektedir. Demek ki Adalet Bakanlığı bütçesini reddetmek gerekmektedir ki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış dursun. Bir ülkede hem demokratik haklar ve özgürlükler gelişmeye devam edecek hem de tutuklu ve hükümlü sayısı on yılda 2,5 kat artacak, nüfus artışına oranla tamamen orantısız bir artışla karşılaşacağız; bu ülkede demokrasi ve özgürlüklerin geliştiğini söylemek sadece eğer kanan birisi bulunursa kandırma olacaktır.

Bu tutuklu ve hükümlülerden 6.850’si terör tutuklu ve hükümlüsü olarak tasnif edilmiştir. Bunlardan sadece 3.558’si KCK davası gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır, 15’i belediye başkanı olan 442 seçilmiş il genel meclisi üyesi, belediye meclisi üyesi, muhtarlar ve diğer seçilmişlerle birlikte bu 3.552 kişinin yanında gazeteci ve yazar tutukluların sayısı 70, 500’ü aşkın öğrenci de hapistedir.

11 Eylül 2001’den bu yana tüm dünyada, Associated Press ajansının yaptığı araştırmaya göre -ki bunu yetkili hükûmetlerle görüşerek, yazışarak elde etmiştir- 35.117 kişi terörden suçlanmıştır ve hüküm giymiştir. Bunların 12.089’u Türkiye’dedir. Türkiye’de 2005’te 273, 2009’da 6.345, 2011’de ise 6.850 kişi terörden tutuklu ve hükümlüdür.

Şimdi, gözümüzün önüne getirelim, bu Adalet Bakanlığının çalışmaları sonucu yargıçların durmaksızın insanları siyasi kanaatlerinden ötürü tutukladığı, cezaevlerinin kapasitesinin de buna yetmediği bir bakanlığın bütçesinin 2,5 kat artırılmasının Türkiye'nin gelişmesi bakımından nasıl bir önemi olduğunu hepinizin sorgulamasını istiyorum.

Adalet Bakanlığı ya da Türkiye adaleti esasen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu eliyle bu fiilleri işlemektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu aslında bu Kurul üyelerinin, bu Kurul seçimlerine katılanların açıkça itiraf ettikleri gibi, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin gösterdiği listeyle oluşmuştur. Özellikle özel yetkili mahkemelere yapılan tayinler, kritik denilen davalara yapılan tayinler doğrudan doğruya Hükûmetin kontrolündedir.

Aslında bu tutuklamaların Hükûmetin doğrudan işe karışmasıyla yapıldığına Başbakan hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık beyanlarıyla katkıda bulunmaktadır. Şöyle demiştir Kurban Bayramı’nda: “Son KCK operasyonlarının durmasını kimse bizden beklemesin.” Yani demek ki KCK operasyonlarına doğrudan doğruya Başbakan nezaret etmektedir. “Biz” derken Hükûmetini kastetmektedir. Yani tutuklama gibi, operasyon gibi doğrudan doğruya savcılıkların yetkisinde olan bir yetkiyi Başbakan kullandığını, kullandıklarını ve kullanmaya devam edeceklerini açıkça söylemektedir. Ve aynı Başbakan bunları eleştirenlere şunu demektedir: “Yaptığınız açıklamalar teröre destektir. Devletin içinde paralel bir devlet anlayışına müsaade edemeyiz.” Bana sorarsanız sevgili arkadaşlar, evet, Türkiye'nin 2007 4 Mayısından beri bir paralel devleti vardır. Bu paralel devlet doğrudan doğruya Adalet ve Kalkınma Partisi ile askerî vesayetin temsilcileri arasında kurulmuştur. Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasında Dolmabahçe’de kurulan anlaşma, mutabakat, paktla Türkiye’de bir paralel devlet kurulmuştur. Eski devletin bütün anahtarlarını Tayyip Erdoğan’a Yaşar Büyükanıt devretmiştir. O günden beri Türkiye’de bir paralel devlet inşa edilmektedir. Türkiye’de geçmişte askerî vesayetten yakınırken, askerin bütün yapı üzerindeki hâkimiyetinden yakınılırken, şimdi polis, yargıç, Hükûmet arasında kurulan, askerin bunun tamamlayıcı bir parçası olduğu, bütünüyle Meclis dışı bir yeni yönetim kurulmuştur.

Bakınız şu Meclise; Hükûmet, bu Meclise açıldığı günden beri gelmemektedir. Başbakan, bir tek gün bu Meclise ayak basmamıştır. Meclis ile Hükûmet, Meclis ile yürütme arasında hiçbir ilişki kalmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin il başkanları, cemaat örgütleri, iş çevreleri bunlar arasında kurulan ittifaklarla bu devlet yürütülmektedir. Bu devletin Meclisten kaçırıldığı yepyeni paralel bir devlet ile yönetilmekteyiz; bunun aksini ispat edemezsiniz. Aksini ispat edecek olan, bize, şu tutuklamalarla ilgili Başbakanın beyanlarının yalan olduğunu söylemelidir.

Ne zamandan beri yargı işleri başbakanlar tarafından yürütülmektedir? Ne zamandan beri insanlar başbakan emirleriyle tutuklanmaktadır? Ne zamandan beri öğrenciler, gençler, kadınlar başbakanı protesto ettikleri için onun emirleriyle sürülmektedir?

BÜLENT TURAN (İstanbul)Hâkim, savcı ne iş yapar bu ülkede?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul)Hâkim, savcı ne iş yapar bu ülkede?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Evet, hâkimleri ve savcıları Hükûmetiniz tayin ettiği nispette siz de suça ortaksınız, yargıçlar da suça ortak. Hepiniz aynı kaptasınız!

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye)Hadi ordan!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Hepiniz aynı kaptasınız!

BÜLENT TURAN (İstanbul)Siz hangi kaptasınız?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Biz ordayız.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

92 konuşma daha · 10 Aralık 2011

92 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook