Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)
Genel Kurul, 73. Birleşim · 5. yasama yılı · 3 Mart 2011 · 1.763 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Bal (MHP), 3 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL SEÇİMLERİN YENİLENMESİ VE SEÇİMİN 12 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE YAPILMASI HAKKINDA (S.S.647)); konuşma 1.763 kelime.
Faruk Bal (MHP, Konya). “Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2011-03-03-genel-secimlerin-yenilenmesi-ve-secimin-12-haziran-2011-tarihinde-yapi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönem Parlamentosunun milletvekillerinin 12 Haziran 2011 tarihinde seçilmesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi ve AKP grup başkan vekilleri ve milletvekilleri tarafından verilen karar tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, 54’üncü Hükûmetin Başbakanı Sayın Necmettin Erbakan’a bir kez daha Cenabıallah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum ve milletimizin başı sağ olsun diyorum.
Değerli arkadaşlarım, seçimler, millet iradesinin tecelli ettiği zemindir. Millet iradesinin tecelli edeceği 12 Haziran seçimlerine karar vereceğimiz bu günün hayırlı sonuçlara vesile olmasını Cenabıallah’tan niyaz ediyorum.
Seçimlerin bir başka özelliği ise seçimler demokrasinin özüdür. Her adı “demokrasi” olan ülkede seçim vardır, ancak her yapılan seçim de, netice itibarıyla, demokratik bir seçim değildir. Birkaç örnek vererek sizlerle düşüncemi paylaşmak istiyorum:
Faşist Hitler Almanyası’nda da seçim yapılmaktaydı, faşist İtalyan Mussolini yönetiminde de seçim yapılmaktaydı, komünist Stalin döneminde de seçimler yapılmaktaydı ve ilerleyen süreçte, günümüzde ise kırk yıldır Libya’yı yöneten Kaddafi yönetimi de seçimle işbaşına gelmekteydi, Mısır’daki Mübarek de kırk yıldır seçimlerle işbaşında bulunmaktaydı ve onun gibi adı “demokratik” olmasına rağmen, özü demokratik olmayan sistemlerde seçimler göstermelik birer araç olarak kullanılmakta idi.
İleri demokrasilerde ve modern demokrasilerde seçimlerin göstermelik olmaktan çıkarak milletin en değerli varlığı olan millet iradesi hâline dönüşmesinin iki tane temel unsuru vardır. Eğer bu iki temel unsur yerine getirilebilir ise Kaddafi’nin Libyası’nda Kaddafi’yi kırk yıl iktidarda tutan bir seçim sisteminden bahsetmeyiz, Mısır’ın Mübarek’i kırk yıl iktidarda tutan bir seçim sisteminden bahsetmeyiz, eğer bu iki özellik dikkate alınırsa Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası ve Komünist Rusya’daki seçimler göstermelik birer seçim olarak insanlık tarihinin önünde ciddi sorunlar açan seçimler olmaktan çıkardı. Bu iki temel özellik: Birincisi, iktidarın hesap vermesi, ikincisi de seçimlerin dürüstlük ilkesine uygun yapılmasıdır. İktidarın hesap vermesinin ikiz kardeşi, seçmenin iradesini teslim ettiği, ülkesinin yönetimini tevdi ettiği iktidardan bu emaneti nasıl kullandığını sorgulamasıdır yani iktidardan hesap sormasıdır. Seçimlerin dürüstlük içerisinde yapılması ise iki tane temel değerin iktidarda bulunan parti tarafından kendi çıkarları için kullanılmaması demektir; bunlardan birisi devletin gücü, diğeri ise devletin parası. Şimdi önümüzdeki seçimler, bu anlattığım ileri demokrasi, modern demokrasi, 21’inci yüzyılın evrensel değeri açısından çok önemlidir ve geçmiş dönemde AKP İktidarının yönetimde bulunduğu süre içerisinde yapılan seçimler açısından da çok vahim sonuçları bulunmaktadır. İşte Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidar partisi olarak Türkiye’yi seçime götürürken sadece şekli anlamda Adalet Bakanı, Ulaştırma Bakanı ve İçişleri Bakanının anayasal zorunluluk gereği görevlerini bırakmaları ve bağımsızların oraya bakan olarak atanmasından ibaret değildir. Özü itibarıyla AKP’ye düşen birinci görev, devletin parasını bu seçimde vatandaşın iradesini satın almak için kullanmamasıdır, devletin gücünü vatandaşın oyunun belirlenmesinde etki aracı olarak kullanmaması lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, bunlar önemli hususlardır ve bu önemli hususlardan birkaç tanesini sizlerle paylaşarak Kaddafi rejiminden ne farkı olduğumuzun, Mübarek rejiminden ne farkı olduğumuzun fark edilmesini arzu ediyorum. İlkini kendimden örnek veriyorum değerli milletvekilleri: 29 Mart seçimlerinde, ben, Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekili olarak Adana’ya, seçimlerde partimin propagandasını yapmak üzere gittim. Seçim konuşmalarımda da “Ey Adanalılar! Milliyetçi Hareket Partisine oy verin.” dedim ama Sayın Başbakan Yardımcım, zatıalinizin içinde bulunduğu Hükûmetin emri komutasında olan polisler benim konuşmamı zabıt altına aldılar ve RTÜK Kanunu’nun feşmekanca maddesine göre “Siyasi çıkarları ve şahsi çıkarları uğruna konuşma yaptı.” diye beni savcılığa verdiler.
OKTAY VURAL (İzmir)İleri demokrasi!
FARUK BAL (Devamla)Dört ay sonra, Cumhuriyet Başsavcılığından bir tebligat geldi: “Şüpheli Faruk Bal, Konya Milletvekili” ve diğerlerini yazıyor. “Böyle bir suç olmaz” diye takipsizlik kararı veriyor.
Sayın Başbakan Yardımcım, Adana’daki bu polis arkadaşımızın, kardeşimizin ya da AKP militanının uyguladığı bu tutum ile Kaddafi’nin polisi, Mübarek’in polisi arasında ne fark var?
KÜRŞAT ATILGAN (Adana)Fark yok.
FARUK BAL (Devamla)Bunu ben Anayasa Komisyonunda dört defa dile getirdim, bu Mecliste de üç defa dile getirdim bu kürsüden. Bu polisler hakkında kim, ne yapmıştır? Bu polisler yine aynı mantıkla mı orada devletin gücünü siyasi muarızlarını susturmak için kullanılacaktır? Muhalefeti susturmak için kullanacak mısınız devletin emniyet güçlerini?
OKTAY VURAL (İzmir)Kullanıyorlar zaten.
FARUK BAL (Devamla)Kullandığınız zaman…
Sayın Başbakan Yardımcım, bir gerçeği size ifade edeyim, bunlar kitapta da yazıyor: Sadece demokrasilerde muhalefet vardır. Muhalefetin susturulduğu yerde demokrasi yoktur, orası diktadır.
Şimdi, bir başkasından örnek vereyim: Kış olimpiyatları yapıldı. Kış olimpiyatlarında yolsuzluk iddiası var diye Saadet Partisi Erzurum İl Başkanı konuştu, hakkında herhangi bir muamele yok. AKP Erzurum İl Başkanı da konuştu, hakkında herhangi bir muamele yok. MHP İl Başkanı da “Burada yolsuzluk var.” diye telefonda konuştu, arkasından “Çete kurmuştur ve yolsuzluk yapanları tehdit ediyor.” diye, özel yetkili savcılık derdest ediyor, tutuklama talebiyle hâkime sevk ediyor.
OKTAY VURAL (İzmir)Yakında bize de yaparlar.
FARUK BAL (Devamla)Şimdi, böyle bir uygulamanın Kaddafi’nin yönetimindeki Libya’dan ne farkı var, Mübarek’in Mısır rejiminden ne farkı var?
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Eksiği yok, fazlası var.
FARUK BAL (Devamla)Hitler Almanyası’ndan ne farkı var, Mussolini İtalyası’ndan ne farkı var, Rusya Stalin devrinden ne farkı var?
Devam ediyoruz. Antalya’da, referandumda çok uyanık, çok akıllı, polis oyunlarını çok iyi bilen bir emniyet müdürü halkı kandırdığı gibi Hakk’ı da kandıracağını zannederek yukarıya minnacık harflerle yazıyor “Alkollü araç kullanmaya -küçücük- hayır.” İşte, “Evet” denilebilecek bir yazıyı da yazıyor, kocaman “Evet”. Antalya’nın caddelerini “Evet-Hayır” referandumunda bu billboardlarla dolandırıyor bir emniyet müdürü. Sayın Başbakan Yardımcım, emniyet gücü böylece siyasi bir partiye önümüzdeki seçimde de alet olacak.
Devam ediyoruz, Tunceli’deki Sayın Vali şimdi Giresun’da vali. Tunceli’de kış gününde elektriği olmayan köylere buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtarak AKP’ye oy devşirme faaliyetine Giresun’da devam edecek mi? Aydın’daki vali Milliyetçi Hareket Partisinin “Sen açıldıkça analar ağlıyor.” pankartını astığı için MHP’nin binasının önüne polisi yığacak mı? Polis kontrolünde, polis denetiminde, polis tehdidinde bir seçim yaşayacak mıyız? Ve bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin 21’inci yüzyıla geldiğimiz bir süreçte ulaşmak istediği demokratik değerlerle bağdaşacak mıdır? 12 Haziran tarihinden sonra biz, devletin gücüyle bir seçim mi yapıldığını, devletin parasıyla bir seçim mi yapıldığını, yoksa halkın en aziz değeri olan, en mübarek değeri olan iradesiyle mi bir seçimi sonuçlandırdığımızı tartışacağız.
Değerli arkadaşlarım, işte bu süreç içerisinde, huzur içerisinde, gönül rahatlığıyla insanların iradesini sandığa inandığı şekilde taşıyabileceği bir seçimin yapılmasını bekliyoruz, arzu ediyoruz. Cenabıallah’ın da bize öyle bir süreç yaşatmasını temenni ediyoruz.
Tabii, AKP bu seçimde, sekiz buçuk yıldır iktidardadır. Mecliste çok güçlü bir milletvekili desteği vardır ve ülkenin temel sorunlarını çözmek için hiçbir mazereti bulunmamaktadır. Ancak AKP sekiz buçuk yıllık iktidarında bu ülkenin temel sorunlarını çözemediği gibi, bu ülkeye temel ve kalıcı sorunlar ilave etmiştir. AKP’nin 2002 yılında aldığı Türkiye’de işsizlik sayısı, iki depreme, iki krize ve koalisyonlu bir yönetimde 2 milyon 460 bin civarındaydı işsiz sayısı, bugün, 2010 yılında, AKP’nin sekiz buçuk yıllık iktidarında işsiz sayısı 5 milyon 800 bine ulaşmıştır. AKP bu seçimde bunun hesabını verecektir.
Değerli arkadaşlarım, yoksulluk oranı 2002 yılında iki depreme, iki krize rağmen yüzde 14,7 idi, bugün yoksulluk oranı yüzde 15,1’e çıkmıştır. Yoksullukla ilgili rakamlar sekiz yıllık iktidar boyunca patlarken bir başka şey daha patlamıştır: 2002 yılında Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca birikmiş sermayesi milyar doları aşan 4 tane iş adamı vardı, sekiz buçuk yılda siz 35 tane iş adamını milyar dolara kavuşturdunuz.
Değerli arkadaşlarım, çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz. Bu haram sofrasını siz mi yarattınız, yoksa bu haram sofrasında oturanlardan mısınız? Elbette ki bunun hesabı sorulacaktır.
Değerli arkadaşlarım, kırsal alan yani ziraat, hayvancılık, et ve süt üreticileriyle ilgili alan yangın yerine çevrilmiştir. Kırsal alanda 2002 yılında 5 milyon kişi yoksulluk sınırının altındayken, bugün 7,5 milyona çıkmıştır yoksulluk sınırının altında olanların sayısı. Kırsal alanda et, süt ve tarımsal ürün üretimi durmuştur. Türkiye dünyada 7 tane ülkeden birisiydi kendi ihtiyacını tarımsal ürünleriyle karşılayabilen, şimdi Türkiye tarımsal ürün ithal eder bir ülke hâline gelmiştir. Sekiz buçuk yıl sonunda AKP’nin hayvancılık alanında getirdiği nokta Türkiye’yi angusa mahkûm etmiştir.
Dün kırmızı et üreticileri buradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezine gittiler, konuşacak muhatap bulamadılar. Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiler, Hükûmet kanadından konuşacak muhatap bulamadılar. Türkiye çapında 500 tane et ve süt üreticisinin temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisini ziyaret ettiler. Ağızlarını açtıkları zaman, Sayın Başbakan Yardımcım, feryatlarından, figanlarından, ağızlarından dökülen rakamdan hâli pürmelallerini hepimiz görebiliyoruz. 17 liraya mal ettikleri eti 13 liraya satmak mecburiyetinde kalıyor bu insanlar. Sattıkları zaman fakirleşiyorlar. Dükkânını, kasap dükkânını, mezbahasını kapatan insanlar var. Bunlar işsizler hanesine yazılıyor ama AKP’den ses yok.
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin hesabı, ekonomik fakirleştirmenin, yandaş zengin yaratmanın, yandaş basın yaratmanın, yandaş devlet memuru yaratmanın hesabı elbette bu demokratik, mübarek özellikte bulunan seçim sürecinde sorulacaktır.
Değerli arkadaşlarım, işte bu hesap süreci içerisinde… Sekiz buçuk yılı Avrupa Birliği türküsüyle geçirdiniz. Bu Meclise ne getirdiyseniz “Avrupa Birliği böyle istiyor.” diye getirdiniz ancak 2002 yılında canlı olarak aldığınız Avrupa Birliği perspektifini -Avrupa Birliği müzakerelerinden sorumlu Sayın Egemen Bağış’ın ifadesiyle- komaya soktunuz, fişi çekilecek hasta hâline getirdiniz ve fişi çekme şerefini de Avrupa Birliğine bıraktınız. Türkiye'nin onurlu Avrupa Birliği giriş sürecini özürlü bir hâle getirdiniz ve teslimiyet politikasıyla “Avrupa Birliği istiyor.” diye Türkiye'nin üniter yapısını helak ettiniz, Türkiye'nin millî bütünlüğünü helak ettiniz; işte bunun hesabını da bu demokratik açıdan mübarek bir özelliğe sahip olan seçimlerde millet iradesinde hesabını vereceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, açılımların hesabını vereceksiniz. Ermeni açılımının hesabını vereceksiniz. 1 milyon Azeri mülteci durumundayken, 4 bin Azeri savaş tutsağı şeklinde hayatını sürdürmeye mahkûm edilmiş iken ve Azerbaycan’ın topraklarının beşte 1’i işgal edilmiş hâldeyken siz Ermeni açılımıyla “bir milletin iki devleti” dediğimiz Azerileri küstürdünüz; bunun hesabını vereceksiniz. Binyıl boyunca aynı Allah’a inandığımız, binyıl boyunca aynı Peygamber’e inandığımız, binyıl boyunca aynı fakirliği, aynı zenginliği, aynı zaferi, aynı kederi paylaştığımız, binyıl boyunca kadınlarımızın saç örgüsü aynı, oyalarının rengi, deseni aynı, halısının, kiliminin deseni aynı olan Kürt kardeşlerimizi ayırdınız, terör örgütünün, PKK’nın tabanı hâline getirdiniz; işte bunun hesabını vereceksiniz. “Analar ağlamasın.” diyerek “Kürt açılımı” dediniz, anaları ağlatan PKK’ydı. Anaları nasıl ağlatmıştı PKK? 30 bin tane insanımızın anasını ağlatmıştı. Bunun 5 bin tanesi asker ve polis, 25 bin tanesi güneydoğuda yaşayan, Kürtçe konuşan kardeşimizdir. İşte “Kürt açılımı” adını vererek millî birliğimizi, bütünlüğümüzü, binyıllık kardeşlik hukukumuzu dinamitlediniz, mozaiklerle, “Türkiyelilik” iddiaları, “Türkiyelilik” safsataları ile binyıllık kardeşlik hukukunun temeline dinamit koydunuz ve bunun hesabını o mübarek demokratik değerde, seçim zemininde vereceksiniz.
Avrupa Birliği müktesebatı komaya girmekle bitti. Müflis tüccar gibi eski defterleri araştırdınız. Eski defterlerde Milliyetçi Hareket Partisinin 1999 yılından beri ilan ettiği “2023: Yükselen Güç Türkiye” vizyonu, yüzyıl ile kucaklaşma, yüzyıl ile sözleşme programını aldınız, yeni bir malzemeymiş gibi siyasi intihalle, fikrî mülkiyet hakkına saygı göstermeden AKP’nin bu dönemde seçim kampanyasında kullanacaksınız. Değerli arkadaşlarım, hiç mi aklınıza gelmedi bu 2023 sekiz buçuk yıllık iktidarınızda? Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Türkiye devletinin organları “2023: Yükselen Güç” hedefine doğru programlanmıştı 57’nci Hükûmet döneminde. Siz, Avrupa Birliğini koma hâline sokarken uyuyor muydunuz, bunları göremediniz mi? Bunları görmüş olsaydınız, bugün bu müşkül durumda bulunmayacaktınız. Dolayısıyla, belki önümüzdeki süreçte, Avrupa Birliğini komaya sokmak suretiyle, ilişkileri komaya sokmak suretiyle önünüzü karartmış olan, siyasetinizi karartmış olan dışarıdaki teslimiyet duygularına, Milliyetçi Hareket Partisinin bu Ankara vizyonuyla, millî vizyonuyla bir ışık bulmanız mümkün olabilir ama o ışık ampule benzemeyecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
41 konuşma daha · 3 Mart 2011
