İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)

Fatma Nur Serter

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Haziran 2008 · 1.098 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Nur Serter (CHP), 19 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.93)); konuşma 1.098 kelime.

Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-23-2008-06-19-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “Ağrı Dağı Üniversitesi” adının “İbrahim Çeçen Üniversitesi” olarak değiştirilmesine ilişkin yasa teklifinin 2’nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin çatısı altında yapılan konuşmaları, gerçekten ibretle ve acı içerisinde izliyoruz.

ALİ KUL (Bursa)Siz tahrik ediyorsunuz! Sen yapıyorsun!

FATMA NUR SERTER (Devamla)Bu konuda son derece samimiyim bunları söylerken. Çünkü biz burada bir üniversitemize büyük ölçüde bağış yapan değerli bir iş adamını eleştirmiyoruz, onunla ilgili herhangi şaibeli sözlere yer vermiyoruz, ona şükranlarımızı, teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bizim burada söylediğimiz şey bambaşka bir şey. Onun için burada bana cevap vermek için söz alan bazı AKP’li milletvekillerinin sözlerine cevap verme ihtiyacını kesinlikle duymuyorum.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu)AK Parti… AK Parti…

FATMA NUR SERTER (Devamla)Ne söylemek istediğimizi anlamamış oldukları söyledikleri sözlerden açıkça belli.

Biz “Ağrı’da üniversite yapılmasın.” demiyoruz. Her ilimizde üniversite yapılmasına destek veriyoruz. Bunları açıkça defalarca ifade ettik. Onun için bununla zaman harcamak istemiyorum. Biz burada başka bir şey söylüyoruz. Biz burada Türkiye’deki devlet üniversitelerinin bir ciddi geleneği olduğunu, Türkiye’ye hizmet etmiş Türk büyüklerinin ve yer isimlerinin, kent isimlerinin bugüne kadar bu üniversitelerimize verilmiş olduğunu ve bu geleneğin bozulmasından duyduğumuz rahatsızlığı dile getiriyoruz. Ha sizin vicdanlarınız bundan dolayı rahatsa elbette sizlere söyleyecek bir şeyimiz yok ama bizim vicdanlarımız rahat değil. Bizim vicdanlarımız bu bir tür ticaretleşmiş, ticarileşmiş siyaset anlayışını kabul etmiyor. Bizim vicdanlarımız üniversitelerimizin ismini belli paralar karşılığında satmaya dönük anlayışı kabul etmiyor. Biz bunu hakkımız olan şu Meclis kürsüsünde konuşarak ifade etmek zorundayız. Bundan dolayı bize hakaret etmek sadece sizi küçültür. Millet bizim ne demek istediğimizi çok açık olarak anlıyor. Biz şunu söylemek istiyoruz: Bakınız, bu sadece bir üniversitenin adının değiştirilmesi olayı değildir. Bir diplomanın üzerine siz bir iş adamının adını yazıyorsunuz ve çocuğun eline, üzerinde o iş adamının adının yazılı olduğu diplomayı veriyorsunuz. Onun geleceğiyle, onun kimliğiyle, onun kişiliğiyle bu ismi özdeşleştiriyorsunuz ve bu diploma, sadece Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisinde değil, bütün dünyada uluslararası dolaşıma giriyor. Öğrenci, mezun olduktan sonra bu diplomayla yüksek lisans ya da doktora yapmak için Amerika’ya, Avrupa’ya gidiyor. Bu diplomaya sahip olan insanlar gelecekte öğretim üyesi olduklarında yapmış oldukları yayınlar uluslararası atıf endekslerine bu diploma adıyla, bu diplomanın önemi belirtilerek kaydediliyor. Biz, burada bütün bu konulara dikkat çekmek istiyoruz ve diyoruz ki: “Şu güzel geleneğimizi bozmayın, Ağrı Dağı gibi gerçekten sembol olan bir önemli değerimizin adını vermiş olduğunuz bir üniversitenin adını değiştirmeyin.” Söylediğimiz bu, yoksa ne hayırsever iş adamının yaptığı hayrı küçümsüyoruz ne Ağrı’da bir üniversite açılmasına karşı duruyoruz. Bütün bunlar yok. Onun için, boşuna zahmet edip de bu konularda bize cevap vermeye kalkışmayın.

Şimdi “diploma” dediğinizde, diplomanın önemi çok büyüktür değerli milletvekilleri. Bakınız, burada birçok akademisyen de var. Bu diplomayı almış olduğunuz üniversitenin ismi, aynı zamanda sizin için bir saygınlık, bir prestij unsurudur. Gerçi artık Türkiye’de, diplomaların da çok fazla anlamının kalmadığı bir sürece ne yazık ki girilmiştir. Bakın, bu kadar üniversite açıyorsunuz -kırk bir tane yeni üniversite açıldı- 1 milyona yakın gencimiz üniversite okuma şansından yararlanamıyor diye bundan üzüntü duyuyoruz ve yeni açılan üniversitelere destek veriyoruz ama bu gençlerimizin bu üniversitelerden mezun olduktan sonra acaba kaç tanesinin işsizliğin resmî istatistiklerle yüzde 10,7’ye yükseldiği ülkemizde iş bulup da o diplomalarının gereğini yerine getireceğinden de endişe duyuyoruz. Hepiniz duyuyorsunuz, duymayanınızın olduğunu zannetmiyorum. Onun için, sadece üniversiteden mezun edip eline bir diploma tutuşturmak o üniversitenin altyapısı eksikse, o üniversitenin öğretim elemanı kadroları yeterli değilse, o üniversitede bilimsel araştırma yapma olanakları sağlanmamışsa diplomayı verdiğiniz öğrenci açısından da bir anlam ifade etmiyor.

Geçtiğimiz gün burada Sayın Millî Eğitim Bakanına bir soru sordum ve her zamanki gibi siyasi üslubuyla bir yanıt aldım. Kendisine “Türkiye'de 2002 yılından beri 2 üniversitemiz, günümüzde de 5 üniversitemiz dünyanın en saygın, en fazla bilimsel yayın yapan 500 üniversitesi arasına girmeyi başarmıştır. Sayın Bakan, niye bu konuda sorulan sorulara cevap vermiyorsunuz?” dedim. Kendisi bana “Bana bu konuda hiç soru sorulmadı ki.” diye gayet ilginç bir yanıt verdi. Oysa biz hepimiz çok iyi biliyoruz ki Bakan, hiç sorulmadığı hâlde pek çok konuda fikrini rahatlıkla beyan edebiliyor.

Burada söylemek istediğimiz şey şuydu değerli milletvekilleri arkadaşlarım: Eğer bu ülkede 2002 yılında 2 üniversite, İstanbul Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi; 2003’te 2 üniversite, İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi; 2004’te 2 üniversite, İstanbul Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi ve ondan sonra da vakıf üniversitelerinin katılımıyla 5 üniversitemiz dünyada ilk 500 üniversite arasına girmişse bir ülkenin Millî Eğitim Bakanının bundan gurur duyması gerekir. Sayın Başbakanın bu konuda bilgisinin olmadığı açıktır. Kendisine bu konuda sorulan sorularda sürekli olarak “Türkiye'de ilk 500’e giren üniversite yok.” diyor. Bir ülkenin Millî Eğitim Bakanının bu konuda Başbakanı uyarması gerekmez mi? Bu üniversitelerle övünç duyduğunu söylemesi gerekmez mi? Bu üniversiteleri Türk yükseköğretimine bir örnek olarak göstermesi gerekmez mi? Ama göstermez, göstermiyor. Niye? Çünkü bu üniversitelerin yönetimleriyle uyuşamıyor, anlaşamıyor yıllardır. Bu üniversitelerin Türkiye için ifade ettiği değerler kendi ideolojisine ters geliyor. Onun için, bu üniversitelerin başarısının üstünü örtmeye çalışıyor. Millî Eğitim Bakanlığı yapan bir kişinin önce objektif olması lazım, Türkiye'yi kucaklaması lazım, eğitimde başarılı olanların başarılarını da örnek olarak göstermesi lazım.

Burada kırk bir tane yeni üniversitenin kurulduğunu sıkça söylüyoruz ve bundan da gerçekten övünç duyuyoruz. Ben de bir üniversite öğretim üyesi olarak, geçmişte üniversite öğretim üyeliği yapmış bir kişi olarak daha fazla gencimizin diploma alabilme fırsatından yararlanacağından dolayı büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bunu yaparken, değerli milletvekilleri, bir başka şeyi zannederim göz ardı ediyoruz. Eğitim, çok pahalı bir yatırım. Bunu hepimiz biliyoruz. Çok büyük fedakârlıklar gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığının, devletin eğitime ciddi yatırımlar yapması gerekiyor kaliteyi yakalayabilmek için.

Çocuklarımızı bin bir zorlukla üniversite giriş sınavlarından geçiriyoruz, üniversitelere sokuyoruz ve onların üniversitelerden mezun olması için de tekrar tekrar yeni yatırımlara gereksinim duyuyoruz. Bu arada, on binlerce gencimiz –kimisi fakültelerin üçüncü sınıfında, kimisi dördüncü sınıfında, özellikle tıp fakültesi öğrencileri beşinci sınıfta- çeşitli nedenlerle üniversitelerde başarısız oldukları için üniversitelerden atılıyorlar ve bu öğrenciler, uzunca bir süredir bir öğrenci affı beklentisini, zannediyorum, bizlere olduğu kadar, en az bizlere olduğu kadar sizlere de çeşitli şekillerde ifade ediyorlar.

Eğitim, pahalı bir yatırım, çok pahalı bir yatırım. Eğitimde israfa bu ülkenin tahammülü yok. Bir üniversitede, bir tıp fakültesinde özellikle beşinci sınıfa gelmiş bir öğrenci, devamsızlık, öğrenci katkı payını ödeyememe ya da başka çeşitli nedenlerle üniversiteden uzaklaştırılmışsa, eğitim hakkı engellenmişse, bu öğrencilerimize yeni bir fırsat tanımayı, onları öğrenci affından yararlandırarak yeniden, en azından beş yıl devletin para ödediği bir fakülteden mezun edecek diplomayı ikinci bir kere hak etme hakkına kavuşturmayı neden acaba iktidar partisi olarak uygun görmemektesiniz? Ben, bu konuda Sayın Bakanın cevap vermesini rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bir şeyi hatırlatmak istiyorum: İnsanın her zaman ikinci bir şansa, ikinci bir fırsata ihtiyacı vardır. Sizlerin içinden üniversiteden çeşitli nedenlerle ilişiği kesilip de sonra aftan yararlanan acaba hiç olmadı mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 19 Haziran 2008

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook