İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 131. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)

Fatma Nur Serter

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 1.568 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Nur Serter (CHP), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 1.568 kelime.

Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün kabul edilecek olan yasayla birlikte 7 devlet ve 1 vakıf üniversitesi daha açılmakta ve devlet üniversitelerimizin sayısı 102’ye, vakıf üniversitelerimizin sayısı 52’ye çıkarak toplam 154 üniversiteye ulaşmaktayız. Tabii ben önce, hayırlı olsun demek istiyorum ama hayırlı olup olmayacağından kuşku duyduğumu da ifade etmek istiyorum.

Öncelikle altını çizmek istediğim bir konu var. Ben Millî Eğitim Komisyonu üyesiyim. Bir vakıf üniversitesi kuruluyor. En azından, vakıf üniversitesinin kuruluşuyla ilgili kararın Millî Eğitim Komisyonunda alınması gerekiyordu. Biz üniversitenin kuruluşundan ancak yasa odalarımıza gönderildiğinde haberdar oluyoruz. Tabii, devlet üniversitelerinin kuruluşuyla ilgili kararın Bütçe-Plan Komisyonunda alınması doğaldır ama en azından eğer gerçekten Millî Eğitim Komisyonu diye bir komisyon varsa bu Komisyonun da bu konuda görüşünün alınmasına ihtiyaç vardır.

Ancak bütün bunlara AKP bizi alıştırdı çünkü zaten vakıf üniversiteleriyle ilgili teklifler Komisyona geldiğinde de kurucu vakıflarla ilgili bilgi alamamaya alıştık. Kurucu vakıflarla ilgili bilgi istendiğinde bu bilginin verilmemesine alıştık, hatta o kadar çok alıştık ki artık millî eğitimle ilgili istatistiksel bilgiye erişebilmek için bile çok zorlanıyoruz. Eskiden Millî Eğitim Bakanlığının web sitesinde yer alan ya da TÜİK’in sitelerinde yer alan ya da TÜİK’in istatistik yıllıklarında yer alan bilgileri elde etmek için şimdi genel müdürleri arayıp özel ricalarda bulunmak zorunda bırakılıyoruz çünkü bunun sebebi de çok açık, bir yıllıkta verilen bir rakam ve oranın bir sonra çıkarılan yıllıkta tamamıyla değiştirildiğine de sıklıkla tanık oluyoruz. Önce, bilgi edinme hakkımızın engellendiğinin altını çizmek istiyorum. Bilgi edinme hakkımızın, bir milletvekili olarak konuşmuyorum, bir vatandaş olarak engellendiğinin altını özenle çizmek istiyorum. Sağlıklı bilgiye ulaşmak engellenince, tabii eleştirilerden uzak durmak da mümkün olabiliyor.

Şimdi, yeni üniversiteler açıyoruz, hayırlı olsun diyoruz ama AKP hiç kuşkusuz, iktidarı döneminde açtığı üniversite sayısı itibarıyla değerlendirildiğinde, bu önemli, büyük bir başarı olarak nitelendirilebilir. Hatta, Sayın Güçlü daha önce konuşurken de vurguladı, “Her siyasi partinin, her iktidarın anılacağı bir çalışma vardır.” dedi. Evet, AKP çok sayıda üniversite açmak ve eğitim konusundaki çalışmalarıyla da hiç kuşkusuz anılacaktır, hatta tarihe de geçecektir ama bu tarihe geçiş biçimi hızlı, plansız, özensiz, programsız ve keyfî üniversite açmanın tarihini yazmak olacaktır diye düşünüyorum. Şimdi, bu özellikleri, bu sıfatları çok dikkatle seçerek kullanıyorum. Hızlıya itirazınız yoktur çünkü hızlı olmakla zaten övünüyorsunuz ama özensiz, programsız, plansız ve keyfî olduğu konusunda da ısrar ediyorum.

Şimdi, bakınız değerli milletvekilleri, bir kere, herhangi bir planlama var mı, bir insan gücü planlaması? Yok. Bu üniversitelerin nerelerde, hangi fakültelerle faaliyete geçeceğine yönelik ciddi bir bilimsel çalışma var mı? Yok. Örneğin ben soruyorum, YÖK temsilcisine de sordum: Neden turizm fakültesi diye bir fakültenin aniden üniversiter yaşama böyle hızlı bir dalış yaptığını ve üç tane birden turizm fakültesinin neden kurulduğunu, hangi esaslara dayalı olarak kurulduğunu soruyorum, bir cevap alamıyorum. Multidisipliner bir alan olan turizm alanında bir ayrı fakülte yapılanmasına ihtiyaç var mıdır Türkiye’de -bu, zaten iktisadi idari bilimler fakültelerinde okutuluyor, bu konuda zaten açılmış meslek yüksekokulları var, turizm ve otelcilik meslek okulları var, yüksekokulları var- bunun da cevabını alabilmiş değilim. Yani aniden birilerinin canı bir şey istiyor, canım bir de turizm fakültesi kuralım, adı da şık durur, e, bu batı bölgelerinde de olursa iyi iş yaparız, vakıf üniversiteleriyle de iyi rekabet ederiz. Çünkü eğitim artık tamamen rekabete odaklı bir hâle getirilmiştir, ilkesiz bir hâle getirilmiştir, eğitim fakültesi açmanın, hukuk fakültesi açmanın ilkesizliği geçmişte bunu ortaya koymuştur. Bir bakıyorsunuz, birden hayatımıza bir turizm fakültesi giriyor.

Başka bir şey daha giriyor, eskiden edebiyat fakültesi diye bir fakülte vardı biliyorsunuz, çok temel bir fakülteydi, hatta bir üniversitenin kurulabilmesinin ön koşuluydu, devlet üniversitesinin. Şimdi, bakıyorum ben, edebiyat fakülteleri kıyafet değiştirmiş, daha böyle albenili olacağı düşünülen kıyafetlere bürünmüş. Bir üniversite açıyoruz bugün, adı -Erzurum- edebiyat fakültesi açtığımız fakültenin. İstanbul Medeniyet Üniversitesine bakıyorsunuz, edebiyat fakültesi ama bakıyorsunuz Konya’daki açılan fakültenin adı sosyal ve beşerî bilimler fakültesi. Bakıyorsunuz Bursa’da açılan fakültenin adı insan ve toplum bilimleri fakültesi. Yıldırım Beyazıt Üniversitesine bakıyorsunuz insan ve toplum bilimleri fakülteleri. Allah, Allah. Yani, şimdi ben kendimi bir öğrencinin yerine koyuyorum, seçim yapacağım, bakıyorum, fakülte isimleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Neye göre seçeceğim? Bu kafa karışıklığını yaratmanın sebebi nedir? Rekabet etmek efendim. Bu karışıklığın sebebi, albenili isimlerle eski malları farklı kıyafetlere büründürüp, paketleyip satmak, pazarlamak. Eğitim buna açık değildir. Eğitimde doğruyu söyleyeceksiniz, doğru bilgi aktaracaksınız. Öğrencinin seçme hakkını özgürce kullanabilmesine olanak sağlayacaksınız. Üniversitenizi paketleyip pazarlamayacaksınız. Eğitim bu pazarlama anlayışıyla sunulduğu zaman hiçbir zaman gerçek kaliteye ulaşmaz.

Şimdi, bu pazarlama anlayışı her yerde devam ediyor. “AKP şu kadar üniversite kurdu.” diyoruz. Ben soruyorum: Sıfırdan kaç üniversite kurdunuz sayın milletvekilleri, sıfırdan? Yani alt yapısı hiç olmadan kaç üniversite kurdunuz, kaç devlet üniversitesi kurdunuz? Ben size sıfırdan hiç üniversite kurmadığınız iddiasıyla yola çıkarak söylüyorum. Örnek de vereyim. Bundan önceki konuşmalarımda da pek çok örnek verdim.

Şimdi, siz, mesela bir üniversite kuruyorsunuz Karadeniz Bölgesi’nde. Üç tane fakültesini almış Karadeniz Teknik Üniversitesinden, iki tanesini almış Erzurum’dan, Erzincan’dan. Mesela örnek vereyim. Çoğunu buraya aslında söylemek istemediğim için almadım ama mesela Artvin Çoruh Üniversitesi ya da Giresun Üniversitesi. Bakıyorsunuz 1992 yılında kurulmuş meslek yüksekokulları, 1992 yılında kurulmuş eğitim fakültesi. Almışsınız bunları, üç dört tane fakülteyi, dört tane, beş tane meslek yüksekokulunu, yanına kurmuşsunuz tek bir tane fakülte, üstüne de koymuşsunuz bir tabela, yeni bir üniversite açtık, artı bir puan daha diye yazmışsınız listenize. İstatistiksel olarak artı bir. Hanenize bir yıldızı eklemişsiniz.

Değerli arkadaşlar, kimi kandırıyoruz Allah aşkınıza? Var olan meslek okullarının, fakültelerin yanına bir tane ekleme yapıyorsunuz, veriyorsunuz kampüsünün inşaatını bir müteahhide, bir iş adamına, ona da satıyorsunuz üniversitenin tabelasını, diyorsunuz ki: “Senin adını da veririz, yap şu üniversitenin kampüsünü.” Ya üniversiteye adını veriyorsunuz ya fakültesine adını veriyorsunuz. Bir üniversite daha kurduk diye ondan sonra övünüyorsunuz.

Kurula kurula üniversite adı bulamaz hâle geldiniz. Bakın, o kadar bulamaz hâle geldiniz ki, artık herkesin adını bir üniversiteye vereceksiniz. Değerli arkadaşlar, ben bu kadar çok üniversite kurarken bir konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu ülkenin nüfusunun yarısı kadın. Bu ülkeye hizmet vermiş, katkı yapmış hiç kadın yok mu da kadın adını verecek, tarihî kadınlarımızın adını verecek bir üniversite bulamadınız mı bugüne kadar? Tutuyorsunuz kuyunun derinliklerinden ne kadar isim varsa çıkarıyorsunuz ya da daha yaşamının başında, ileride çok yıllar yaşayacak olup adını verebilme fırsatını bu topluma sağlayacak olan kişilerin adlarıyla üniversite açıyorsunuz ama bir Zübeyde Hanım’ın adını ya da bir Nene Hatun’un adını ya da tarihe mal olmuş kadınların adını vermeyi aklınıza bile getiremiyorsunuz. Ondan sonra da kadın-erkek eşitliği, Anayasa değişikliklerinde kadın-erkek eşitliğinden söz edip duruyorsunuz. Sadece hatırlatmak istedim.

Şimdi gelelim bu yeni açılan üniversitelere, bu yeni açtığınız, geçmişte açılan üniversitelerin kadro durumuna. Değerli milletvekilleri, bakın, şimdi, açmışsınız, ben size vereyim: Artvin Çoruh. Bir örnekleme yaptım. Yoksa o kadar çok ki bunlar. Mesela Artvin Çoruh, Karadeniz Teknik Üniversitesinden iki meslek yüksekokulunu almışsınız, bir de eğitim fakültesi almışsınız, Kafkas Üniversitesinden bir orman fakültesi, bir sağlık yüksekokulu, bir meslek yüksekokulunu da almışsınız, bunlara fen ve edebiyat fakültesi eklemişsiniz, tamam, olmuş bir üniversite. Peki, bu fen ve edebiyat, yeni eklediğiniz fen-edebiyat fakültesinin, şimdi ben bakıyorum, kimya bölümü -önemli bir bölüm değil mi, itiraz eden var mı?- öğretim üyesi, öğretim elemanı dahil sıfır, sıfır arkadaşlar. Türk dili edebiyatı, doktorasız araştırma görevlisi; Batı dilleri, bölüm açmışsınız, doktorasız araştırma görevlisi; istatistik, sıfır öğretim üyesi. Şimdi, buna siz üniversite açmak mı diyorsunuz? Yani eskileri toplamışsınız, adına bir tabela, bir de yanına fen-edebiyat, öğretim üyesi filan yok, araştırma görevlisi 2 tane yazmışsınız, öğretim üyesi vermemişsiniz, ondan sonra da tutmuşsunuz üniversite açmakla övünüyorsunuz.

Şimdi, bir örnek daha vereyim: Osmaniye. Yeni de değil bunlar, 2007 yılında kuruldu. Ekonometri bölümü, öğretim üyesi sayısı sıfır; uluslararası ilişkiler, tek bir araştırma görevlisi var. İktisat, 2 tane araştırma görevlisi var. Siz, bunlarla eğitim yaptırdığınızı insanlara anlatıp onları aldatıyorsunuz. Siz, eğer araştırma görevlisine, doktora yapmamış araştırma görevlisine bir fakültenin asli öğretim elemanı olarak bakıyorsanız ve ona ders verdiriyorsanız siz üniversite açmıyorsunuz, siz lise açıyorsunuz. Neden lise açıyorsunuz, onu da söyleyeyim: Çünkü lise öğretmenleri bile bir formasyon eğitimi alıyorlar, eğitim fakültesinde yetişiyorlar ama üniversiteden bugün mezun olmuş olan bir genci, daha doktorasını, yüksek lisansını yapmadan siz alıp bir fakülteye hoca olarak koyarsanız, yegâne hoca olarak onun yetiştirdiği öğrencileri mezun ederseniz siz üniversite açmıyorsunuz, siz lise açıyorsunuz ve ne yazık ki yaptığınız, üniversite diplomasını değersizleştirmektir arkadaşlar.

Bakınız, Türkiye Bilimler Akademisi 2009 yılında bir rapor yayımladı ve bu raporda üniversitelerin bugünkü durumunu değerlendirdi. Diyor ki bu raporunda: “Yeni açılan üniversitelerin kabul edilebilir seviyede eğitim veren yüksekokul olma niteliğinden bile uzak oldukları saptanmıştır.” Yani meslek okulu bile değil, fakülte hiç değil de meslek okulu bile değil. “Bundan bile uzak oldukları saptanmıştır.” diyor. Yani üniversite açmak işporta tezgâhı açmak gibi kolaycı bir hâle getirilmemelidir. Üniversite açıyorsanız onun gerçek üniversite biçiminde yapılanmasını sağlayacaksınız. Sadece eskileri bir araya getirip birleştirmek… Sadece onu da değil, bunların binalarını alıyorsunuz kullanıyorsunuz, kadrolarını alıyorsunuz kullanıyorsunuz -memur kadrolarını, sözleşmeli personel kadrolarını- hatta bütçe ödeneklerini alıyorsunuz, aktarıyorsunuz yani var olan bir üniversitenin içinden bir parçayı koparıyorsunuz, yanına bir şey ekleyip bir tabelayla üniversite diye sunuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, gerçekçi olalım, aldatmayalım. Bu üniversitelerle sürdürülen bir yükseköğretim projesi değildir, bu bir işsizlik erteleme projesidir. Üniversitelere doldurduğunuz öğrencilerin dört yıl, beş yıl daha işsizliğini ertelemenin ötesine geçemeyecek, ne yazık ki bir yapılanmanın içerisine girilmiştir.

Bakın, bu kadar çok üniversite açılıyor. Ben size “plansız, programsız ve özensiz” dedim. Neden böyle söyledim? Geçen yıl yükseköğrenime yerleşen ve boş kalan kadrolara bir bakın. 88.605 kadro boş kalmıştır. Bu 88.605 kadronun 22-23 binden fazlası, galiba 26 bini lisans öğretimi kadrosudur. Yani plansız, programsız bir yükseköğretimin bizi getireceği nokta budur. Bir yandan üniversiteleri açacaksınız, öğrencileri davet edeceksiniz ama öğrenciler beğenip o üniversitelerde, o sınavlarda yerleşmeyi arzu etmeyecekler çünkü üniversitelerin bir kâğıt parçası niteliğinde olan, gerçek değer arz etmeyen bir diplomasıyla bu toplumda kendilerine yer edinemeyeceklerini artık öğrendiler, artık bununla aldatamayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook