İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 80. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)

Fatma Nur Serter

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 80. Birleşim · 5. yasama yılı · 19 Mart 2015 · 917 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Nur Serter (CHP), 19 Mart 2015 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)); konuşma 917 kelime.

Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 19 Mart 2015. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-24-2015-03-19-bakanligina-bagli-kurumlarda-kayitli-olan-bazi-cocuklarin-kayip-oldugu (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=39187

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz gensoruda Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının özellikle çocuk bakımevleri ve koruma altındaki çocuklarla ilgili çeşitli defalar vermiş olduğumuz soru önergelerine rağmen verdiği birbirinden son derece farklı ve çelişkili cevapları da gündeme taşımayı amaçlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının en önemli, en temel görevlerinden biri, hiç kuşkusuz kendisine emanet edilen çocuklarımızın bakımı, eğitimi, korunmasıdır. Şiddete uğrayan, tacize uğrayan, sokaklarda evsiz kötü alışkanlıklar edinen çocukların da öncelikle Bakanlığın görev alanı içine girmesi gerektiği hepimizin bildiği bir gerçekliktir. Şimdi, Bakanlık bu görevi yaparken Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı birimlerle bu faaliyetini ifa ediyor. Bu birimler nelerdir? Aslında Bakanlığın yapılanmasında oldukça geniş bir yelpazenin kapsanmış olduğunu görüyoruz. Bunlar: Çocuk yuvaları, kız yetiştirme yurtları, tekrar ayrı bir başlık altında çocuk yuvaları, erkek yetiştirme yurtları, kız yetiştirme yurtları, sevgi evleri, ayrıca koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri, bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezleri, çocuk ve gençlik merkezleri yani ÇOGEM’ler yani geniş bir teşkilat var. Bu sekiz birim çocukların korunmasını, bakımını ve özellikle de tabii ki eğitimini, psikolojik olarak da sağlıklı, kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirilmesini hedefliyor.

Şimdi, bakıyoruz bütün bu toplamının kontenjanına, kapasitesine -yine Bakanlığın verileri doğrultusunda- bu kapasitenin saymış olduğum bu sekiz birimin toplamında 17.651 olduğunu görüyoruz. Yani neymiş? Türkiye’de korunmaya muhtaç ya da yardıma muhtaç çocuklar için toplam 17.651 kişilik bir kapasite mevcut. Peki, “Bu hizmetlerden yararlanmak için kayıtlı kişi sayısı nedir?” diye baktığımızda, bunun da 15.752 olduğunu görüyoruz.

Şimdi arkadaşlar, Türkiye’de çok ciddi çocuk sorunu var, çok büyük çocuk istismarı var, çocuğa yönelik şiddet var, taciz var ve sokakta yaşayan çocuklar var. Bütün bu realiteye rağmen şu anda bu birimlerin 17.651 kişilik kontenjanını bile dolduramamış olması ve toplam kapasitesinin 2 bine yakın, 1.899 kişi altında hizmet veriyor olması bence çok dikkat çekici bir durumdur. Buradan bir sonuç çıkıyor. Buradan çıkan sonuç şu: Toplum korunmaya muhtaç olan çocukları Bakanlığın korumasına emanet etme konusunda gerçekçi, etkin bir yapılanmadan yoksun; Bakanlık da bu durumdaki çocuklara ulaşabilecek araçlardan yoksun ya da bu araçları yeterince etkin bir biçimde kullanamıyor çünkü gözün gördüğü bir gerçeklik var, sokakta yürürken bile gözümüze çarpan gerçeklik. Özellikle büyük kentlerde ve İstanbul’da trafikte arabalarımız kaldığında ve sıkıştığında, o otomobillerin camını silip üç kuruş almak için arabaların üstüne atlayan ve giderek de artık kimileri için tehditkâr olmaya başlayan çocuk ve genç nüfus. Bunlar gözün gördüğü gerçekliklerdir.

Şimdi ben şunu çok merak ediyorum: Bakanlık bir zahmet bir gün örneğin Şişli’ye gelse, örneğin Gayrettepe’ye gelse, orada otursa, beklese yetkililer, acaba kaç tane korunmaya muhtaç çocuk görüp himaye altına alabilir? Çok basit bir şey bu. Bir noktadan söz ediyorum. Onlarcası, onlarcası inanın bu durumda.

Şimdi geçiyorum, arkadaşlar, bundan belki daha ciddi, daha vahim bir başka durum daha var: O da kuruma kayıtlı görünen, kurum istatistiklerinde kuruma kayıtlı görünen kişi, çocuk sayısıyla fiilen bakılan çocuk sayısı arasındaki fark.

Şimdi, sadece bu rehabilitasyon merkezlerinin bile dışına çıktığınızda, onların sayılarını geçici diye kabul edip dikkate almadığınız zaman bile, işte, kız yetiştirme yurtları, çocuk bakımevleri, erkek yetiştirme yurtları gibi birimlere kayıtlı olan çocuk sayısı ile fiilen bakılan çocuk sayısı arasında 2.259 kişilik bir fark olduğu istatistiklerde ortaya çıkıyor. Şimdi, bununla ilgili çeşitli soru önergeleri verdik. İlginç bir şey oldu; ilk soru önergesi verildikten sonra, arkadaşlar, istatistik değişti, Bakanlığın yayınladığı istatistik değişti ve kuruma kayıtlı kişi sayısı istatistikten çıkarıldı. Şimdi artık bu tarihten sonra kuruma kayıtlı kişi sayısını göremez hâle geldik.

Peki, “Bu kuruma kayıtlı olan fakat fiilen kurumda kalmayanlar hangi kurumlarda, ne yapıyor?” diye baktığınızda, çeşitli kriterler görüyoruz. “Kayıtlı olup da kurumda bulunmayan” diye yapılan açıklamalar var. Mesela bunların bir kısmı hastanede kalıyor yani tedavi görüyor, bir kısmı yurtlarda, üniversite yurtlarında kalıyor, bir kısmı özel pansiyonda, bazıları yatılı okullarda kalıyor. Tamam, bunları anlıyoruz ancak bakınız, burada yine, çok ilginç bir durumla karşılaşıyoruz; kayıtlı ve fiilen kalmayan kişi sayısını Bakanlık 3.323 olarak açıkladı. “Nerede kalıyorlar, ne yapıyorlar?” diye sorduğumuzda bize verilen cevapta, kategorize edilmiş cevapta 3.055 çocuktan bahsediliyor, 3.055. Yani 268 çocuğun ne olduğu, ne yaptığı, fiilen kalmayıp da nerede kaldığına ilişkin hiçbir bilgi kayıtlarda yer almıyor.

İş bununla da bitmiyor arkadaşlar. Kamu kuruluşlarında en azından bu çocukların istihdamı için kurumla ilişikleri kesildiği andan itibaren özel bir düzenlemenin ne yazık ki bugüne kadar yapılmadığını ve etkin kullanılmadığını görüyoruz. Şu anda kurumla ilişiği kesilme noktasına gelip de iş bekleyen 4.251 gencimiz var. Bunların sadece 215’ine ek ekonomik destek veriliyor. Şimdi, o zaman ne anlamı var diye ben sorarım. Bütün bu korumaların, işte, korurken eğitmelerin ne anlamı var? Siz kapıda bekleyen, kurumla ilişiği kesilen 4.251 gençten sadece 215’ine o da ayda 290-300 lira bir para yardımı yaparsanız, onca yıl bu çocukları korumuş olmanızın ne anlamı var? Kapının önüne konulduğu andan itibaren karşısında onu her yönüyle tehdit edecek tehlikelerin beklediği bir ortam ne yazık ki ülkemizde mevcut. O zaman kurumun sadece “İşte, benim görevim budur, ben bunları yatırırım, bakarım, bir kısmını da kaybederim.” demenin ötesine geçip bu çocukların yaşamı için, istihdamı için çok özel düzenlemeleri Hükûmete önermesini ben çok önemsiyorum ve bunun acilen yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Aile yanına gönderilen çocuklar arkadaşlar ayrı bir trajedidir. Çocuk başına aileye bir para ödeniyor. Çocuğun eğitim seviyesine göre 500-600 liraya yakın bir para. Bazı aileler korumacı aile olarak 2 çocuk, 3 çocuk alıyorlar, aldıkları o çocukların parasıyla rahatça geçiniyorlar, o çocukları ya okula göndermiyorlar ya da gerçekten taciz, tecavüz, şiddetin kölesi hâline getiriyorlar. Bu nedenle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Sinop)Devam devam, bitmedi süren.

FATMA NUR SERTER (Devamla)Bitmedi değil mi? Ben de şaşırdım.

ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, hatibe on dakika mı verdiniz?

FATMA NUR SERTER (Devamla)On dakika değil.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

77 konuşma daha · 19 Mart 2015

77 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook