İçeriğe atla

26. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · CUMA

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Garo Paylan

İstanbul Milletvekili · Halkların Demokratik Partisi

Genel Kurul, 57. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Ocak 2017 · 789 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Garo Paylan (Halkların Demokratik Partisi), 13 Ocak 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 789 kelime.

Garo Paylan (Halkların Demokratik Partisi, İstanbul). “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/garo-paylan-26-2017-01-13-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tek (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=58364

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’yı tartışıyoruz, güçleri ve güçlerin nasıl dengelenebileceğini, nasıl birbirini denetleyebileceğini konuşuyoruz ve maalesef, büyük bir hata yapmak üzereyiz.

İnsanlığın yakın tarihi kralları, padişahları dengelemek ve denetlemek üzere meclisleri ihdas etmek, yargıyı güçlendirmek ve bununla beraber 4’üncü güç olarak da basını güçlendirmekle geçti. Oysa biz yüz yıl önceki, yüz elli yıl önceki tartışmalardan artık başka bir noktaya savrulup tekrar bir padişah ihdas etmek üzereyiz arkadaşlar.

Bakın, Daron Acemoğlu’nun -Nobel Edebiyat Ödülü adayı- “Ulusların Çöküşü” diye bir kitabı vardır, okumanızı tavsiye ederim. Ne zamanki bir ulusta kurumlar güçleniyorsa, kurumlar birbirlerini denetleyebiliyorsa o ulus her anlamda zenginleşiyor, her anlamda; refahı artıyor, özgürlüğü artıyor, huzuru artıyor, ekonomik durumu düzeliyor ama ne zamanki yetki tek bir kişiye dönüp bütün kurumlar devre dışı bırakıldığında, zayıflatıldığındaysa o uluslar çökmeye başlıyor. Yüzlerce yıllık hikâye bu, bunun da herhangi bir istisnası yok.

Türkiye’nin tarihinde de benzer bir durum var. Ne zaman ki kurumlar güçleniyor, o zaman ülkemiz bir huzur bulmaya başlıyor. Ne zaman ki Meclisimiz devrede, ne zaman ki yargı devrede, yargı güçleniyor, hepimiz huzur buluyoruz, her anlamda zenginleşmeye başlıyoruz. Ama, ne zaman ki tek adam diktatörlükleri, darbeler söz konusu oluyor, hep beraber fakirleşiyoruz.

Arkadaşlar, gerçekten tarihî günlerden geçiyoruz. Ciddi bir hata yapmak üzereyiz, siz bu hatada ısrar ediyorsunuz ve bunun vebali altındasınız, onu söyleyeyim. Çocuklarınıza, torunlarınıza bunun hesabını zor vereceksiniz. “Baba, dede, o günlerde sen ne yapıyordun? Bu rezil Anayasa değişikliğine oy verdin mi?” diye size hesap soracaklar ve siz de sağ ayağınızın burnuna doğru bakıp boynunuzu bükeceksiniz, bundan hiçbir şüphemiz yok. Gelin, bu hatadan dönün diyelim yol yakınken.

Bakın, tarihten ders çıkarmak gerekir, yakın tarihimizden de ders çıkarmalıyız. Ben biraz gerilere gitmek istiyorum. Osmanlı Dönemi’yle ilgili kimileri güzelleme yaparlar Osmanlı Dönemi’nde her şey çok güzeldi, hepimiz çok eşittik diye, kimileri de karalarlar Osmanlı Dönemi’ni. Oysa zamanın ruhu içinde Osmanlı İmparatorluğu da diğer imparatorluklar gibi çoklu millet yapısıyla geniş coğrafyalarda hüküm sürmüş ve bir milletler sistemi var, tıpkı Anadolu gibi çoğul bir yapıya sahip ve bu yapıyı yönetmeye çalışan, zamanın ruhu içinde olan bir imparatorluk. Bunun dağılma sürecinde, arkadaşlar, özellikle dağılma sürecinde Avrupa’dan gelen özgürlük, eşitlik rüyaları Anadolu’yu da sarıyor ve kalan tebaalar bunun mücadelesini veriyorlar, kalan milletler bunun mücadelesini veriyorlar el birliğiyle. O güne kadar özgürlük ve eşitlik rüzgârları Anadolu’ya esmemiş ve 19’uncu yüzyılın başından itibaren “Bu eşitlik, özgürlük rüyaları bir anayasayla nasıl çerçevelenir?” diye arayışlar var. Ermeni toplumu bu konuda çok öncü, kendi nizamnamesini yapıyor. Bizim coğrafyamızın ilk anayasasını Ermeni Nizamnamesi’yle 1860’da Ermeni toplumu gerçekleştiriyor. Sonra Rumlar nizamname yapıyorlar; Museviler, Yahudiler nizamname yapıyorlar ve bu arayışlarla beraber Osmanlı’nın bir meclisi olması gerekir duygusu yayılıyor. Abdülaziz istibdadına karşı bir meclis düşüncesi devrede ve nihayet 1876’da Birinci Meşrutiyet’le beraber ilk Meclisimiz ihdas oluyor, Anayasa devreye geçiyor. Bakın, Anayasa’nın ilk yazıcılarından, ilk Meclisinden örnek vereyim: 109 üyesi var, 69’u Müslim, 40’ı Hristiyanlardan, Yahudilerden oluşuyor, aynı Osmanlı toplumu gibi. Hani bugün biz binde 1’iz, Meclisin de herhâlde yüzde 1’ine tekabül ediyoruz Hristiyan olarak; o zamanlar yüzde 40’ına tekabül ediyorduk ve Meclisin de yüzde 40’ıydı Hristiyanlar. Ne güzel bir çoğunluk, Meclis, temsiliyet ve ilk Anayasa’yı yazanlardan birisi arkadaşlar, bakın, Krikor Odyan, ilk Anayasa’yı yazan kişi. Evet, bir komisyon çalışıyor bununla ilgili ve ilk Anayasa’mızı yazıyor, çoğulcu bir Anayasa. Herkes kendini o Anayasa’nın içinde buluyor, Hristiyan’ı da Müslüman’ı da bütün milletler de kendini o Anayasa içinde buluyor. Abdülhamid o Meclisi ihdas edeceği iddiasıyla padişah oldu ama bir yıl sonra Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane edip Meclisi feshediyor. Ondan sonra, biliyorsunuz arkadaşlar, otuz yıllık bir istibdat dönemi. Her istibdat bir süre sürebilir; üç ay, üç yıl, on üç yıl, Abdülhamid’de otuz yıl sürmüş ama her istibdat, bakın, her istibdat sona erer.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş)O sana göre, sana göre. Anadolu’da özgürlük olmasa bugün sen burada ne arıyordun?

GARO PAYLAN (Devamla)Sonuç olarak birilerini var sayarsanız onlar kazanmış hissederler ama yok saydıklarınız ya sessizliğe bürünürler, öfkelenirler ya da isyan ederler arkadaşlar.

Nitekim 1908’de ikinci Meşrutiyet devreye geçiyor, bütün halklar yine mutlu. Anayasa Tadil Komisyonu devreye geçiyor ve çoğulcu bir anayasayı tekrar tahkim ediyor ama daha sonra, biliyorsunuz, Talat-Enver Paşa ilk cuntası o Anayasa’yı da devre dışı bırakıp Türk’ün Anayasası’nı devreye sokuyorlar arkadaşlar, tıpkı bugün Sayın Mehmet Parsak’ın söylediği gibi. “Türk’ün Anayasası’nı yapıyoruz.” dedi ya, yüzyıl önce gene “Türk’ün Anayasası’nı yapıyoruz.” iddiasıyla bir cunta devreye geçti.

ERKAN HABERAL (Ankara)Doğru, Türk’ün Anayasası ya.

RUHİ ERSOY (Osmaniye)Türk, ırk değildir.

GARO PAYLAN (Devamla)Parlamentoyu devre dışı bıraktı, çoğulculuğu devre dışı bıraktı.

Bakın, yok sayılanlar isyan ederler dedim, ya sessizliğe bürünürler ya isyan ederler. O on yıllık kaosta, 1913-1923 döneminde arkadaşlar, 4 halkı kaybettik; Ermenileri, Rumları, Süryanileri, Yahudileri kaybettik. Büyük katliamlarla, soykırımlarla(x) bu topraklardan ya sürüldüler ya mübadelelere uğradılar. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

NECDET ÜNÜVAR (Adana)Bu topraklarda soykırım olmamıştır.

GARO PAYLAN (Devamla)Değerli arkadaşlar…

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

92 konuşma daha · 13 Ocak 2017

92 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook