2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Mardin Milletvekili ·
DEM Parti
Genel Kurul, 35. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Aralık 2023 · 788 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma · Günün kaydı →
Kaynak göster
George Aslan (DEM Parti), 14 Aralık 2023 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 788 kelime.
George Aslan (DEM Parti, Mardin). “2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2023. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/george-aslan-2023-12-14-2024-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2022-yili-merkezi-y (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=120256
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)HEDEP GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin)“…”[(*)] Tercümesi, Genel Kurulu Süryanice diliyle selamladım. (HEDEP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekillerini ve televizyonları başında bizleri izleyen halklarımızı ve cezaevlerindeki tüm devrimcileri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugünkü konuşmamda azınlık vakıflarının sorunlarına değineceğim. Osmanlı döneminde nüfusun bir bölümünü oluşturan Hristiyan halklar son yüzyılın başlarından günümüze kadar süregelen katliam ve baskıcı uygulamalar sonucunda büyük bir nüfus kaybına uğratılarak azınlık duruma düşürülmüştür. Bu süreç aynı zamanda Ermeni, Rum ve Asuri Süryanilerin mal ve mülklerine el koyma sürecidir dolayısıyla bu sorun cumhuriyetle yaşıt olan ve günümüzde de hâlen Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen önemli sorunlardan biridir.
Türkiye'de yaşayan Hristiyan halklar Lozan Antlaşması’yla birlikte azınlık olarak kabul edilmelerinden kaynaklı bir dizi bireysel ve kolektif haklar elde etmiştir. Mülk edinme hakları dâhil olmak üzere eğitim, kültürel, dinsel, dilsel ve diğer birçok alandaki hakları garantiye alınmıştır. Buna rağmen Cumhuriyet Dönemi’nde çıkarılan yasalar ve uygulanan ayrımcı politikalar nedeniyle bu hakların çoğu gasbedilmiştir.
Osmanlı döneminden günümüze kadar varlıklarını sürdüren azınlık vakıfları Hristiyan toplumunun dinî, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan kilise, sinagog, okul ve hastanelerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için büyük önem taşır. Devletin maddi destek vermediği bu vakıfların hayratlarının yegâne geçim kaynağı sahip oldukları mülklerin akarlarıdır.
Değerli milletvekilleri, azınlık vakıflarına ait taşınmazlara el koyma süreci 1935 yılında çıkarılan Vakıflar Kanunu’yla birlikte başlamıştır. 1935 yılında Vakıflar Kanunu’nda yapılan düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle 1936 yılında tüm vakıflara mülklerini beyan etme ve tapuya kaydettirme zorunluluğu getirildi, ardından 1974 yılında Yargıtay tarafından azınlık vakıflarının mülk edinmelerini yasaklayan bir karar çıkarıldı. 1974’ten itibaren azınlık vakıflarının yeni mülk edinmeleri engellendiği gibi Yargıtayın bu kararına istinaden açılan davalar neticesinde Ermeni, Rum Asuri, Süryani ve Musevilere ait binlerce taşınmaza el konulmuştur. Bunların arasında kuruluşunda Hrant Dink’in de büyük emeği olan Tuzla’daki Ermeni Yetimhanesi, diğer adıyla Kamp Armen ve Mardin’de günümüzde müze olarak kullanılan Süryani Katolik Patrikhanesinin binası da bulunmaktadır. Azınlık vakıflarının tapulu taşınmazlarının hukuk dışı yollarla ellerinden alınmasına yönelik 1936 Beyannamesi ve mazbut vakıf gibi uygulamalar bürokrasi tarafından geliştirilmiş ve yürütülmüşse de yargı eliyle buna bir yasal meşruiyet kazandırılmak istenmiştir. En alttaki idare mahkemelerinden en üstteki Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna kadar bütün yargı sistemi azınlık vakıflarına yönelik hukuka aykırı uygulamalara hukuki kılıf sağlamak için bu süreçte aktif bir rol üstlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, azınlık vakıflarının seçimlerini düzenleyen yönetmelik 2013’te iptal edilmiş ve dokuz yılı aşkın süredir vakıf yönetim kurulu seçimleri yapılmamaktaydı. Bu da azınlık toplumlarının, kurumlarının idaresini zorlaştırmış ve hak kayıplarına neden olmuştur. Nihayet dokuz yıldan fazla bir süre hukuksuzca geciktirilen seçim yönetmeliği geçtiğimiz yıl çıkarıldı. AKP iktidarları döneminde bir kısım gayrimenkullerin iadesi ve mülk edinme hakkı önündeki engellerin kaldırılması gibi azınlık vakıflarına ilişkin kimi olumlu adımlar atılmış olsa da el konulmuş taşınmazlar sorunu devam ediyor. Kapsayıcı bir çözüm için Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1935 tarihinden itibaren Ermeni, Rum, Asuri, Süryani ve Musevilere ait mazbutaya alınmış vakıflar ve üçüncü şahıslara satılmış taşınmazlar da dâhil olmak üzere el konulmuş tüm mülk ve taşınmazlar iade edilmelidir.
Sayın Bakan, Batman’ın Beşiri ilçesinde bulunan tarihî Mor Kiryakus Manastırı konusuna bütçenin Komisyon görüşmelerinde de değinmiştim. Verdiğiniz cevapta restorasyonu tamamlanan kiliselerden bahsettiniz, bu çalışmalarınızı olumlu karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Restorasyonu tamamlandıktan sonra Mor Kiryakus Manastırı’nın bağlı olduğu Mor Gabriel Manastırı Vakfına iadesinin yapılmasını talep ediyoruz.
Bunun dışında, yine Komisyonda, Hakkâri'de Doğu Asur Kilisesi’nin merkezî durumunda olan Koçanis’teki Mar Şalita Manastırı’nın bir patriklik merkezi olduğunu biliyorsunuz. Türkiye, yıllarca Süryani Patrikhanesini Suriye'den Mardin'in Deyrulzafaran Manastırı’na taşımak için çok büyük uğraş verdiğini biliyorum. Bu başarılmadı tabii ama bugün elde bir fırsat var. Doğu Asur Kilisesi’nin merkezi yaklaşık yüz yıldır Amerika’nın Chicago kentinde ve bu patrik şimdi gönüllü olarak Hakkâri'ye taşınmak istiyor. Bakanlık olarak eğer siz bu manastırı restore edecekseniz çok olumlu yaklaşacağımızı belirtmek istiyorum, siz bunu yapmasanız bile bu halkın kendi manastırını restore etmesine izin vermenizi bekliyoruz.
Değerli milletvekilleri, daha önce de dile getirdiğim ancak hâlâ çözülmemiş olan diğer bir sorun da Hristiyan ve Ezidi öğrencilere dayatılan din dersleri konusudur. Bu yılki lise programlarında yer alan “din, ahlak ve değer” başlığı altındaki derslerden en az biri zorunlu hâle getirilmiştir. 10, 11 ve 12’nci sınıflar için dinî dersler dışında öğrencilerin seçebilecekleri alternatif dersler mevcutken 9’uncu sınıflar için zorunlu olan seçmeli derslerin tümü dinî derslerdir. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olmalarına rağmen Hristiyan ve Ezidi öğrenciler de bu uygulamaya tabi tutulmaktadır. “Seçmeli ders” denilerek Hristiyan ve Ezidi öğrencilere din içerikli dersleri dayatan bu uygulamaya son verilmeli, öğrencilerin din içerikli derslerden muaf tutulması veya dinî dersler dışındaki farklı alanlardan ders seçebilmelerine imkân tanınmalıdır.
Değerli milletvekilleri, son olarak Noel ve yılbaşı yaklaşırken Filistin’de yaşanan acı olaylar bahane edilerek Türkiye'deki Hristiyanlara karşı tehdit ve nefret söylemleri kullanılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, tamamlayın Sayın Aslan.
GEORGE ASLAN (Devamla)Sayın Başkan, bir dakikayla tamamlamam mümkün değil. 600 Müslüman milletvekili içerisinde bir Hristiyan milletvekiliyim. Dertlerimiz de çok, lütfen bir iki dakika ek süre rica ediyorum. (HEDEP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 14 Aralık 2023