İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS’TE BUGÜN
GENEL KURUL · 14. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

Gülcan Kaçmaz Sayyiğit

Van Milletvekili · DEM Parti

Genel Kurul, 14. Birleşim · 5. yasama yılı · 5 Kasım 2026 · 927 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Gülcan Kaçmaz Sayyiğit (DEM Parti), 5 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 927 kelime.

Gülcan Kaçmaz Sayyiğit (DEM Parti, Van). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gulcan-kacmaz-sayyigit-2026-11-05-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 5 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149702

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyanın neresinde olursa olsun yüreği onurlu ve kalıcı bir barış için atan herkesi buradan saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Küresel kapitalist sistem bölgesel savaşları derinleştirip tedarik zincirlerini kırarak bedelini tüm halkların ödediği yeni bir hegemonya inşa ediyor. Kültürel ve ekonomik işbirlikleri giderek savunma ve silahlanma ortaklıklarına dönüşüyor. Bir yandan ABD dış ticareti ulusal güvenlik meselesi hâline getirerek küresel ticaret savaşlarını körüklerken diğer yandan bölgesel düzeyde yeni enerji ve savunma bloklaşmaları da ortaya çıkıyor. Bu tablo, üçüncü dünya savaşı tartışmalarının sıklıkla gündeme gelmesine de yol açmakta. Kafkasya'daki savaş, Güneydoğu Asya'daki sınır gerginlikleri, ABD'nin Venezuela'ya yönelik müdahaleleri, İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü insanlık dışı saldırılar, dört yılı aşkın Ukrayna-Rusya savaşı, derinleşen Suudi Arabistan-Husi çatışması ve ABD-İsrail-İran gerilimi aynı anda yaşanıyor. Kapitalist sistem ve ulus devlet aklı için savaş dışı bir seçenek giderek daralıyor. Bu koşullarda silah tüccarlarının memnun olmaması için hiçbir neden söz konusu değil. Silahlanma yarışı bu süreçte hiç olmadığı kadar yaygınlaşmış durumda. NATO'nun 2025 Lahey Zirvesi'nde alınan karar üye ülkelere âdeta silahlanma ödevi çıkarmış durumda. 2035'e kadar savunma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarılması hedefleniyor. Bu talebe en hızlı tepkiyi AKP iktidarı verdi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Türkiye'nin NATO askerî bütçesine katkısında 8'inci sıradan 7'nci sıraya yükseldiğini övünçle anlatırken yüzde 5 hedefine ulaşacağının da altını çiziyor, bunu ilan ediyor. İktidar temsilcileri ise 2027 bütçesinde savunma harcamalarının yüzde 229 oranında artırılacağını da açıkça ifade ediyorlar. Savunma harcamalarındaki bu olağanüstü artış, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinden yapılacak kesintilerle finanse edilecek, böylece halkın temel ihtiyaçları bile silahlanma uğruna feda edilecektir.

Sayın Başkan, değerli hazırun; tarih bize savaş sanayisine yapılan yatırımların arttığı her dönemde ülkeler arasındaki güvenlik risklerinin de yükseldiğini göstermekte; daha da önemlisi, tarih, güvenlik adına kurulan kamplaşmalar, ittifaklar ve bloklaşmalar oluştuğunda savaşın kaçınılmaz hâle geldiğini de defalarca bize göstermiştir. Antik dönemlerden İkinci Dünya Savaşı'na, soğuk savaş düzeninden bugüne bu örüntü tekrar edegelmiştir çünkü kapitalist modernite, halkları ve inançları ortak paydada buluşturmak yerine sürekli çatıştırmayı tercih eder ve bu çatıştırma üzerinden kendini var etmeyi sürdürür. Orta Doğu'da hegemonik güçlerin ulus devletleri kullanarak halkları yok sayması ve ulus devletleri halkların özgürlüğüne karşı bekçi konumuna yerleştirmesi de bu mantığın bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta. Bugün kapitalist sistemin mimarları bu gerçeği zaten açık bir şekilde dile getiriyorlar. 2026 Davos Zirvesi'nde kopuş döneminden söz edilirken menüdeki aktörler tartışıldı, Münih Güvenlik Konferansı'nda ise "Eski dünya gitti." mesajı çok net bir şekilde verildi. Önceki düzende de demokrasi ve insan hakları kapitalist güçlerin gerçek gündemi olmamıştı ancak en azından görünürde önemsiyorlarmış gibi yapıyorlardı. Bugün ise kurallara ve hukukun üstünlüğüne dayalı düzen açıkça hedef alınıyor.

Bu koşullarda Türkiye'nin ve Orta Doğu'nun hangi yöne evrileceği halkların geleceği açısından kritik bir önem taşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşanan gelişmeler, bölgede İsrail başta olmak üzere yeni bir hegemonya mücadelesinin fitilinin de ateşlendiğini gösteriyor. Küresel güçlerin yeniden hizalandığı bir süreçte 7 Ağustosta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Anlaşması imzalanmış, Meclisin ve kamuoyunun haberi olmadan gerçekleşen bu anlaşma Suudi Arabistan-Husi savaşının derinleştiği günlerde sürpriz oldu. Kimileri "İslam NATO'su" dedi, kimileri de "Sünni İttifak" olarak bunu adlandırdı ancak antlaşmanın içeriği o kadar belirsiz ki hedefinin İran mı, İsrail mi, yoksa Pakistan'ın hısmı Hindistan mı olduğu açık değildir. Karşımızda siyasi iktidarın imza attığı ve Meclisin de peşinden sürüklendiği, belirsiz bir tablo var. Anlaşmanın özünde "Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için." yaklaşımı yatmakta; tarafların egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini korumak için iş birliği yapacağı, herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağı belirtilmekte. İlk bakışta Suudi Arabistan'a destek için Yemen'e asker gönderilebileceğine dair işaretler de mevcut. Pakistan-Hindistan arasında Keşmir gerilimi patlak verir ve Pakistan yardım isterse ya da Suudi Arabistan ile İran da daha sert bir çatışmaya girerse, bu durumda ne olacak? Taraflar daha derin bir biçimde müdahil mi olacak, yoksa ittifak mı çökecek? Bu soruları bizler buradan DEM PARTİ adına soruyoruz çünkü bir tarafın başka bir devlet veya silahlı grupla yaşadığı çatışmanın hangi aşamada anlaşma kapsamına gireceği ve saldırının niteliğinin kim tarafından değerlendirileceği açık değildir. Yardımın kapsamı ve niteliğinin daha sonra taraflarca belirlenmesi, taahhüdün somut içeriğini uygulama aşamasındaki kararlara bırakılması anlaşmanın ucunun açık olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bizlerden DEM PARTİ olarak sağlanacak desteğin türünün, sınırının, askerî personelin hangi koşullarda görevlendirileceğinin ve yardımın süresinin şeffaf bir biçimde ortaya konulmasını talep ediyoruz. Ayrıca, çatışmalarda sivillerin korunması ve etkilenen halkların tüm haklarının güvence altına alınması zorunludur. DEM PARTİ olarak ülkemizin ve gençlerimizin küresel paylaşım savaşlarına ve mezhebî kamplaşmalara taraf edilmesine kesinlikle karşıyız. Sınırlarımızın çok ötesinde, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmeyen savaşların halklarımıza dayatılmasını da asla ve asla kabul etmiyoruz. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihinde günübirlik denge politikalarının ve mezhebî kamplaşmaların hiçbir zaman kalıcı güvenlik ve refah getirmediğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Yine, siyasi iktidarın görevi, ülkeyi çatışma girdabından uzak tutmak, diyalog ve barış diplomasisiyle yumuşak güç olmaktır. Bunun için de barış ve demokratik toplum sürecinin sahiplenilmesi şarttır. Orta Doğu'nun binlerce yıllık savaş tarihinin nasıl son bulabileceğine dair tüm halklara yönelik ciddi bir paradigma mevcuttur. Mezhebî çatışmalarla yorulmuş bölge halkları bugün hegemonik güçlerin ulus devletleri yeniden biçimlendirme hamlelerinin tehdidi altındadır.

Sayın milletvekilleri, Suriye, İran ve Irak'taki Kürtler üzerinde de hâlâ ciddi güvenlik riskleri mevcuttur. Geçmişte Sadabat ve Bağdat Paktı gibi oluşumların hedefi Kürtlerin özgürlüğü ve statüsü olarak karşımıza çıktı. Kürtler artık yaşadıkları coğrafyada barışçıl bir şekilde, özgür ve eşit bir halk olarak yaşamak, ulusal birliklerini kurmak ve tüm halklarla dayanışma içerisinde olmayı istiyor, bunun mücadelesini veriyor. AKP iktidarı, ülkenin en temel ihtiyacı olan kalıcı barışı sağlamak için üzerine düşeni yapmalı, barış ve demokratik toplum sürecine odaklanmalıdır. Kürt meselesinde demokratik bir çözüme

[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayankelimeler ifade edildi.

[2]. 295 S. Sayılı Basmayazı 04/11/2026 tarihli 13’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

99 konuşma daha · 5 Kasım 2026

Günün kaydı →
99 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook