İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · SALI

Cezaevindeki Furkan Oğlak’a, asgari ücrete, Nepal'den getirilen işçilere ilişkin açıklaması

Genel Kurul, 116. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Temmuz 2026 · 977 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 18 yaşındaki Diyarbakırlı Furkan Oğlak Diyarbakır'dan yola çıktı, Kastamonu'da çalışmaya gidiyordu; bir inşaatta iş bulmuştu, o da çalışmak, evin ekonomisine, kendine katkıda bulunmak istiyordu. Yolculuk sırasında telefonundan Kürtçe bir müzik dinledi. Bu sırada sağdan soldan kendisine sataşmalarda bulunuldu. "Terörist" denilerek hakarete uğradı, yetmedi, üzerine linç edildi ve ırkçı bir saldırıya maruz kaldı. Olay büyüdü, olay yerine polis geldi. Normal koşullarda ne bekleriz? Mağdur olanın korunmasını ve failin de oradan uzaklaştırılmasını ve gerekli adli işlemin yapılmasını. Ama her zamanki gibi kolluk tabii ki Kürt'ü, tabii ki Furkan'ı, tabii ki Kürtçe müzik dinleyeni, tabii ki muhalif olanı gözaltına aldı. Neden? Çünkü sosyal medyasından Yılmaz Güney'le ilgili, Selahattin Demirtaş'la ilgili ve barış süreciyle ilgili paylaşımlar yapmıştı. Bunlar "terörist" olması için yeterli kanıt olarak göründü, apar topar gözaltına alındı. Bu da yetmedi, bu da onların hırsını dindirmeye yetmedi, hızlı bir şekilde tutuklandı ve Kastamonu'da E Tipi Cezaevine konuldu. Sadece bu da değil; ailesinin anlatımlarına göre cezaevinde de tek başına tutuluyor ve ciddi anlamda cezaevinde hak ihlallerine maruz kalıyor.

Şimdi, Sayın Başkan, biz buralarda çok konuştuk, Kürtlerin hakkını konuştuk, hukukunu konuştuk, nasıl bir ayrımcılığa maruz kaldığını konuştuk ve şimdi de hep beraber diyoruz ki inşallah bütün bunlar geride kalacak, inşallah hepsi çok geride kalacak. Önümüzde yepyeni bir sayfa var diyoruz, yeni bir tarih var, birlikte eşit, özgür yaşayacağımız bir ülke umudu var diyoruz ama gelin görün ki birileri bu umudu baltalamak için, birileri bu süreci sabote etmek için, birileri toplumdaki bu iyimserliği dağıtmak için canhıraş çalışmaya devam ediyor. O anlamıyla, öncelikle Furkan Oğlak'ın böyle haksız hukuksuz tutuklanmasını kabul etmediğimizin, bunun doğru olmadığının; hukuki olmadığının, insanî olmadığının, vicdani olmadığının altını çizerek başlamak istiyorum. Eğer bir hukuk devletine döneceksek yani daha doğrusu şöyle: Eğer bir barış inşa edeceksek önce hukuk devleti olmak zorunda. Bir Kürt Kastamonu'da Kürtçe müzik dinlediğinde kendisini güvende hissettiği zaman bu ülkede barış olur. Bir Kürt Yozgat'ta, Trabzon'da, Rize'de, Ardahan'da ya da başka bir yerde Kürtçe müzik dinlediğinde, Çanakkale'de Kürtçe konuştuğunda başına bir şey gelmeyeceğini, yanındakilerin ona bir şey yapmayacağını bildiğinde, o güvenle yürüdüğünde bu ülkede gerçekten biz barışı inşa ederiz. Onun için herkesin meseleye böyle bakması ve meseleyi böyle ele alması gerektiğini düşünüyor, bu konudaki haksızlığın ve hukuksuzluğun da bir an önce giderilmesi talebini de buradan yapmak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; çok konuşuyoruz, asgari ücreti konuşuyoruz. Asgari ücret nedir? Bir temel geçim ücretidir değil mi? Yani piyasa koşullarında siz bir işçiye en alt seviyede, insan onuruna yaraşır bir ücret verirsiniz; bunun adına da "asgari ücret" deniliyor. Ne yazık ki ülkemizde asgari ücret bir ortalama ücrete dönmüş durumda ve çalışanların yüzde 55-60'ı asgari ücretle çalışıyor ama bu da iktidara yetmiyor. Yani en altta herkesi asgari ücretle çalıştırmak bile sermaye ve iktidara yetmiyor. Şimdi yeni bir buluşları var, diyorlar ki: "Sektörel ve bölgesel bazda asgari ücret getirelim." Yani işte "Muş'ta, Hakkâri'de, Ardahan'da, Kars'ta yaşam maliyetleri daha düşük, kiralar daha düşük, orada çalışanlara daha düşük bir asgari ücret verelim; İstanbul'da, Kocaeli'de, Bursa'da çalışanlara daha yüksek bir asgari ücret verelim." diyorlar. Şimdi, bu ilk etapta çok realist, çok akılcı gibi görünebilir ama açık ve net söyleyeyim: Hani, şu bölünme paranoyaları var ya, açık ve net; işte, size bölünmenin yolu. Siz ülkeyi zaten ücret üzerinden bölüyorsunuz. Şimdi, bir bölgeyi yani az gelişmiş yerleri ucuz iş gücü cenneti hâline getireceksiniz, sermayenin orada emek sömürüsünü derinleştireceksiniz. İkincisi, orada çalışan gençler doğal olarak şunu söyleyecek: "Ya kardeşim, ben tekstilde on altı saat çalışıyorum, on iki saat çalışıyorum, 20 lira alıyorum. E, İstanbul'daki de on iki saat çalışıyor, 40 lira alıyor. Ben niye o zaman Muş'ta çalışayım?" diyecek ve bu sefer tersine göçü siz tetikleyeceksiniz. Bu ne demek? Büyükşehirlerin altyapı sorunlarının artması demek, nüfus baskısının artması demek, geçim maliyetlerinin artması demek ve en önemlisi de bölgedeki bu kadar büyük bir göç nedeniyle aslında oradaki esnafın ve ekonomik dengenin de bozulması demek. Peki, bu umurlarında mı? Hiç umurlarında değil, tek bir şeyleri var: "Biz oradan sermayeye bir kazanç sağlar mıyız?" diye düşünüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars)Diğeri, sektörel bazlı asgari ücret yani zarar eden, çok kâr etmeyen sektörlerde işçiye daha düşük ücret vermek istiyorlar, daha düşük asgari ücret vermek istiyorlar. Niye? Çünkü oradaki riski, oradaki zararı işçinin sırtına yüklemek istiyor yani diyor ki işverene: "Sen maliyete katlanma, merak etme, ben onu da işçinin sırtına yüklerim." Sektörler arasında rekabeti ve uyumu kaldıracak mı? Kaldıracak. Bazı sektörlerin olağanüstü desteklenmesini getirecek mi? Getirecek ama en önemlisi işçi sömürüsünü, emek sömürüsünü derinleştirecek bir uygulama. Umurlarında mı? Hayır. Niye? Çünkü AKP yirmi dört yılda bu ülkede yeni bir emek rejimi inşa etti. Bu emek rejimi güvencesiz, bu emek rejimi örgütsüzlüğü dayatıyor, bu emek rejimi açlığı, yoksulluğu dayatıyor ve bu emek rejimine herkesin razı olmasını, rıza göstermesini istiyorlar. Kimin lehine? Sermaye lehine, şirketler lehine, patronlar lehine; bunu doğru bulmadığımızı ve çok açık bir şekilde akıllarından bile geçirmemeleri gerektiğini buradan söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars)Toparlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKANBuyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars)Son olarak, yine bir emek gündemi; çok gündem var ama.

Şimdi, Nepal'den işçiler getiriyorlar; Türkiye'de işçi yok ya tabii yani Nepal'den işçi getirmek makul(!) 120 şirkete 4.500 işçi getirmişler. Kim getirmiş? Aracı şirket getirmiş. Aracı şirket hem buradaki işverenden para alıyor, yetmiyor, Nepal'deki işçiden para alıyor. Peki, bu işçiler ne yiyor, ne içiyor; nerede yatıyor? Fabrikada yatıyorlar ya da konteynerlerde yatıyorlar. Sekiz saat çalışmaya iş sözleşmesine imza koydukları hâlde günde on iki-on altı saat çalışıyorlar, işe girdikleri ilk gün pasaportlarına el konuluyor ve insanlık dışı koşullarda çalışıyorlar. Modern kölelik değil mi Sayın Başkan bu? Modern kölelik değil mi? Bu, işçi ticareti değil mi? İşçi ticareti, işçi üzerinden para kazanıyorlar. Peki, Çalışma Bakanı ne yapıyor? Vallahi seyrediyor, herkes memnun; işveren memnun, Hükûmet memnun, Çalışma Bakanlığı memnun. Kim memnun değil? İşçiler memnun değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars)Selamlayacağım Sayın Başkan.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

100 konuşma daha · 28 Temmuz 2026

Günün kaydı →
100 konuşmanın tamamı →