İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 88. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)

Gürol Ergin

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 88. Birleşim · 3. yasama yılı · 12 Mayıs 2009 · 2.085 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gürol Ergin (CHP), 12 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)); konuşma 2.085 kelime.

Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2009-05-12-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı, 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğü giren ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Mart 2003 tarihinde kabul ettiği yasa ile onaylanan ve kısaca Ottawa Sözleşmesi olarak bilinen, Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhasıyla İlgili Uluslararası Sözleşme’ye uygun olarak, devletimiz ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti arasındaki kara sınırında bulunan antipersonel, antitank mayınların imha edilmesi ve bu suretle elde edilecek arazilerin tarımsal amaçla kullanılması konusundadır.

Bu tasarının iki ana amacı vardır: Birinci amaç, mayınlı arazilerin Ottawa Sözleşmesi uyarınca mayından arındırılmasıdır. İkinci amaç ise, mayından arındırılan arazinin tarımsal faaliyetlerde kullanılmasıdır. Bize göre, tasarının üçüncü ve gizli bir amacı daha vardır, bu amaç da sözlerimin sonunda sanıyorum net olarak ortaya çıkacaktır.

Tasarıya konu olan arazi, 1956 yılından başlayarak, Türkiye’nin güvenliği ve kaçakçılığın önlenmesi için mayınlanmış olan yaklaşık 800 kilometre uzunluğundaki bir arazidir. Devlet, bu araziyi çiftçilerden kamulaştırarak almış ve mayınlayarak tarıma kapamıştır. Mayınlı arazinin gerisinde 1’inci sınıf askerî yasak bölge ve onun arkasında da birçok yerde 2’nci sınıf askerî yasak bölge bulunmaktadır. AKP hükûmetlerinden önceki hükûmet zamanında mayınların sökülmesi kararlaştırılmış ve mayından temizlenecek toprakların topraksız köylüye verilmesi gündeme gelmiştir. Hükûmetin bu konudaki düşüncesi Genelkurmaya intikal ettirilince, Genelkurmay, bu araziyi iki yılda temizleyebileceğini, bunu yapabilecek bilgi, eğitim ve yetişmiş elemanı olduğunu ancak bazı yeni makine ve teçhizat alınması gerektiğini, bunun için de 35 milyon dolara gereksinim bulunduğunu belirtmiştir ancak arazinin mayından arındırılması işi o zamanın hükûmeti döneminde çeşitli nedenlerle gerçekleştirilememiştir. AKP Hükûmeti zamanında Ottawa Sözleşmesi’ne uyma kararı da alındıktan sonra mayından arındırma için gerekli girişimlerde bulunulmuştur. AKP Hükûmeti 13 Haziran 2005 tarihli bir kararnameyle, mayınlı arazilerin temizlenme işini Maliye Bakanlığına devretmiştir. Maliye Bakanlığı da bu kararnameye dayanarak, mayınların temizlenmesi karşılığında söz konusu arazileri yap-işlet-devret modeliyle kırk dokuz yıllığına ihaleye çıkarmıştır. Böylece hem organik tarıma uygun hem de petrol rezervleri bulunan bu arazilerin yabancıların eline geçmesinin yolu hazırlanmıştır. Özellikle İsrail’in organik tarım yapma gerekçesiyle bu bölgeye yönelik ihaleleri almak istediği kamuoyunda yaygın bir biçimde konuşulur olmuştur. İsrail’in kendi ülkesinde bulabilmesi mümkün olmayan kalite ve büyüklüğe sahip ve aynı zamanda güçlü su kaynakları olan bu bölgeye elli yıllığına yerleşmek istemesi herhâlde yadırgatıcı bir durum değildir. Hele, 2020 yılından itibaren Orta Doğu’da su sorunu çıkacağı biçimindeki öngörüler de dikkate alınınca bu bölgenin önümüzdeki yıllarda değerinin paha biçilmez olacağı açıktır.

Durumun ne kadar vahim sonuçlar doğuracağını gören Cumhuriyet Halk Partisi, 178.500 dekarı mayın döşenmiş, toplam 216 bin dekar arazinin mayından temizlenmesi ve arazinin mayınları temizleyenlere tarımsal amaçlı kullandırılması hususunda hazırlanan 31 Ocak 2005, 13 Haziran 2005 ve 27 Haziran 2005 tarihli Bakanlar Kurulu kararları ile söz konusu kararnamelere dayanılarak Maliye Bakanlığı tarafından tesis olunan ihale işlemlerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştayda dava açmıştır. Danıştay 13. Dairesi, 11 Mart 2009 gün ve 2009/2843 sayılı Kararı ile ihale şartnamesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Danıştay kararında şöyle denilmektedir: “Maliye Bakanlığınca mayının temizlenmesi hizmetinin satın alınması ile temizlenen arazinin tarımsal amaçlı kullandırılması işinin aynı ihalede birleştirilmesi durumunda söz konusu ihtiyaçların en iyi şekilde uygun şartlarla karşılandığından söz edilemeyeceğinden dava konusu ihale şartnamelerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 2886 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesi hükmünde belirtildiği gibi, mayınlı sahanın temizlenmesi ile temizlenen arazinin tarımsal faaliyetlerde kullandırılması işlerinin aynı istekli tarafından karşılanması mutat olmadığı için söz konusu işlerin bir ihalede toplanması anılan 2’nci maddeye uygun olmadığı gibi mayınlı arazinin temizlenmesi ve temizlenen arazinin tarımsal amaçlı kullanılması ihtiyaçlarının en iyi şekilde ve uygun koşullarda karşılandığından da söz edilemeyeceğinden anılan iki ihtiyacın bir ihale ile karşılanması hukuken ve işin niteliği icabı mümkün bulunmamaktadır.”

Görüldüğü gibi Danıştay, yapılan işlemin 2886 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesine aykırı oluşu yanında, mayınlı sahanın temizlenmesi ve temizlenen arazinin temizleyenlere kullandırılması işlerinin aynı ihalede yapılması durumunda söz konusu ihtiyaçların en iyi şekilde ve uygun şartlarla karşılanamayacağını da kararının gerekçesi olarak ortaya koymuştur. Bugün görüştüğümüz tasarı, ihaleyi 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmaktan çıkararak Danıştay kararına uygunluğu sağlamayı amaçlıyor fakat konunun özünü oluşturan ve Danıştay kararında da belirtilen ihalenin mayından temizleme ve temizlenen arazinin kullanılmasını tek işlem olarak yapmasının doğuracağı sakıncaları dikkate almıyor. Bu sakıncalar görüşmekte olduğumuz tasarıda aynen tekrarlanıyor.

Tasarının Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde bir alt komisyon oluşturulmuş ve tasarı bu alt komisyonda görüşülmüştür. Her nedense hazırlanan alt komisyon raporunda 6 Mayıs ve 14 Mayıs 2008 tarihlerinde yapılan toplantılarda ortaya konan görüşlere hiç yer verilmemiştir. Bu toplantılarda gerek muhalefete mensup alt komisyon üyeleri ve gerekse Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi tarafından kapsamlı eleştiriler yapılmıştır. Özellikle Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi mayından temizlenecek bölgenin stratejik önemine değinerek ve temizlenecek alanın o yöre insanı tarafından kullanılması gereğine işaret ederek tasarıya karşı olduklarını açık olarak ifade etmiştir. Bu eleştirilerin, ortaya konan görüşlerin, alt komisyon raporunda yer almaması ciddi bir eksiklik olmuştur. Alt komisyonun ilk toplantısında yapılan tartışmalar sonucunda, kanun tasarısının tali komisyon olan Millî Savunma Komisyonunda görüşüldükten sonra görüşülmesi ve Millî Savunma Bakanlığından çağrılacak uzmanların görüşlerinin de alınması kararlaştırılmıştır. 14 Mayıs 2008 tarihli ikinci toplantıda, tali komisyon olan Millî Savunma Komisyonunun İç Tüzük’te belirtilen süre içinde toplanmamış olması nedeniyle görüşmelere geçilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin stratejik önemi en yüksek bölgesinde, sınır boyundaki çok geniş bir arazinin mayından arındırılması konusundaki bir tasarının Millî Savunma Komisyonunda görüşülmemesi son derece manidardır. Ayrıca, daha önce mutabık kalındığı hâlde, alt komisyona Millî Savunma Bakanlığından uzman çağırılmamış ve görüşmeler muhalefete mensup milletvekillerinin tüm itirazlarına karşın, Genelkurmayın ve Millî Savunma Bakanlığı uzmanlarının görüşleri alınmadan kaldığı yerden sürdürülmüştür.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu tasarıya, diğer çekincelerimiz yanında özellikle ülke çıkarları nedeniyle ve ülkemizin geleceğinde sıkıntı yaratacağı düşüncesiyle kesinlikle karşıyız. Karşı olma nedenlerimiz şunlardır: Güneydoğu sınırlarımız boyunca uzanan arazilerin mayından arındırılması doğru ve gerekli bir karardır ve bu tasarının toplumsal ve ekonomik önemi çok büyüktür. Ancak, bu toprakların, mayından temizleyecek şirketlere kırk dört yıllığına tarımsal amaçlı kullandırılması düşüncesi yanlıştır. Çünkü, her şeyden önce, mayın temizleme işiyle tarım birbirinden tamamen farklı uzmanlık alanlarıdır ve aynı şirketin bu iki konuda uzmanlaşması gerçekçi bir durum değildir. Alt komisyondaki görüşmelerde Millî Emlak Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamalarda açıkça görülmüştür ki Maliye Bakanlığı, mayın temizleme işinin maliyetini belirleyecek ciddi bir çalışma yapmamıştır. Bu nedenle, bütçeye ne kadar yük getireceği bile bilinmemektedir. İhaleye teklif veren firmalardan biri 300 milyon dolardan söz ederken diğeri 1,5 milyar dolardan söz etmektedir. Maliye Bakanlığı ise gerçek maliyetin ne kadar olabileceği konusunda bilgi ve fikir sahibi değildir. Bize göre bu tasarıyla yalnızca mayından temizleme işi bedeli karşılığı ihale edilmeli, arazinin nasıl kullanılacağı konusu bu tasarıdan çıkarılmalıdır.

Tasarıda, komisyonda yapılan uzun tartışmalardan sonra, mayın temizleme işinin öncelikle 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre hizmet satın alınmak suretiyle yaptırılacağı, bunun mümkün olmaması durumunda arazi kullanım hakkı karşılığında yaptırılacağı hükmü getirilmiştir. Bu madde yalnızca kamuoyunu yanıltma amaçlıdır. Çünkü komisyon görüşmelerinde, Hükûmet adına yapılan tüm konuşmalarda, ihalenin araziyi temizleyenlere kullandırılacak şekilde yapılacağı savunulmuş, tasarının komisyondan bu hâliyle geçirilmesinin çok sıkıntılı olacağı anlaşılınca tasarıdaki ilgili madde bu son hâline getirilmiştir. Bu nedenle tasarıyla asıl yapılmak istenen ile tasarıda yazan şeyler aynı şey değildir.

Mayından temizleme işinin vatan topraklarının yabancılara kullandırılması karşılığı yaptırılmasının gerekçesi eğer komisyondaki görüşmeler sırasında ilgililer tarafından açıklandığı gibi mali sorunlar ise Hükûmetin son zamanlardaki açıklamaları bu sorunun aşıldığını göstermektedir. Çünkü Hükûmet GAP bölgesine toplam 12 milyar Amerikan dolarını bulan yeni ve çok ciddi kaynaklar ayıracağını telaffuz etmiştir. Bu durumda yaklaşık 500 milyon doların, hem de beş yıllık süre içinde, bölge topraklarının mayından temizlenmesi amacıyla ayrılması rahatlıkla mümkün olabilecektir.

GAP bölgesinin suyla buluşmayı bekleyen topraklarına organik tarıma son derece uygun 200 bin dekardan daha geniş bir arazinin eklenmesi için 500 milyon dolar ayırmaktan kaçınmanın makul bir gerekçesi olamaz. Bugün geldiğimiz noktada çok net anlaşılmaktadır ki Hükûmet bu işi yabancılara ihale etmeyi aklına koymuştur ve gerekçe olarak da bir yandan bütçe disiplinini öne sürerken bir yandan da sanki asker bu işi yapmak istemiyormuş gibi bir hava yaratma gayretine girmiştir. Biz bu konuda askerin ne düşündüğünü, Genelkurmayın Hükûmetle aynı düşüncede olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. Bütün çabalarımıza karşın, bu konuda, net olmak bir yana, herhangi bir bilgi de edinmiş değiliz.

Millî Savunma Bakanlığına gelince: Bakanlık önce sözcüsü vasıtasıyla alt komisyonda tasarıya karşı olduğunu açıkça ortaya koymuş, sonra ne olmuşsa, Bakanlık, bizzat Sayın Bakanın ağzından, tasarının yanında olduğunu belirtmiştir. Bu yaman ve üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir çelişkidir. Bakanlığın öne sürdüğü gerekçeler doğru ve haklı gerekçeler değildir. Komisyonda yapılan gizli toplantıda Sayın Bakan ihale yönteminin gerekliliğine ve haklılığına ilişkin hiçbir doyurucu açıklamada bulunamamıştır.

Değerli milletvekilleri, ihalenin öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerine verilmesi düşünülmeli, eğer Genelkurmay “Biz askerler olarak bu işin üstesinden gelemeyiz.” derse o zaman özel şirketler gündeme gelmeli, mayından temizleme işi, vatan topraklarının yabancılara sunulması karşılığında değil, bedeli karşılığında yaptırılmalıdır.

Mayından temizlenmesi gereken alan Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerinin büyük kısmı Suriye, bir kısmı Irak ile olan sınır bölgesini kapsamakta olup 216 bin dekardır. Bu bölge Türkiye'nin güvenlik açısından en riskli, en kritik bölgesidir. Bu bölgede yerli ya da yabancı özel şirketlerin kırk dört yıl o toprakları işgal etmesi Türkiye'nin güvenliği açısından son derece ciddi sakınca yaratır. Nitekim Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi de alt komisyonda aynı hususa birincil derecede önemli bir itiraz nedeni olarak değinmiştir.

Hükûmet getirdiği bu tasarıyla ulusal güvenliğimizi tehlikeye attığını görmezden gelmektedir. Kaldı ki bölgenin petrol yatakları açısından birilerinin iştahını kabarttığı da görmezden gelinemez.

Tasarıya bir başka ve önemli itirazımız, tasarıyla getirilen düzenlemenin bölge insanını, bölgenin sosyolojik yapısını dikkate almamış olmasıdır. Mayından arındırılacak bu topraklar, bölgenin toplumsal sorunlarının azaltılmasına ciddi katkı sağlayabilir. 2001 genel tarım sayımı sonuçlarına göre ülkemizde 3 milyonun üzerindeki tarım işletmesinin 54 bininin hiç toprağı yoktur ve topraksız çiftçi-köylü ailelerinin büyük kısmı da bu bölgededir. Temizlenecek arazinin AB ülkeleri ortalamasında olduğu gibi yüz otuzar dönümlük parseller hâlinde bölgenin topraksız ve az topraklı ailelerine verilmesi durumunda yaklaşık 1.660 aile toprak sahibi yapılmış olur. Bu nedenle temizlenecek toprakları yabancı şirketlere vermek yerine, bir kooperatif yapılanması altında bir araya getirilecek topraksız köylülere verip, devletin teknik ve mali desteği de verilerek, doğası gereği temiz bu topraklarda organik tarım yaptırılması, hem ülke ekonomisine hem bölge insanının refahına ve hem de toplumsal barışa ciddi bir katkı yapacaktır.

Değerli milletvekilleri, tam sınır bölgemizdeki stratejik açıdan çok duyarlı, Türkiye'nin güvenliği açısından çok önemli yüz binlerce dönüm arazileri yabancılara veremezsiniz, vermemelisiniz. O arazileri, o topraklarda binlerce yıldır yaşayan insanların atalarından kalan toprakları, bu toprakları o insanlara vermeyin. Yarım yüz yıllığına yabancılara vermek o insanlara ihanettir.

Gazze’de yaşananlar için haklı bir hiddet içinde olanların, benim ülkemin toprağını ne İngiliz ne Ukraynalı ne İsveçli ne de İsrailli firmalara verme hakları olabilir. Hükûmetin ülkemizin güneydoğusunda ikinci bir Gazze yaratmaya hakkı yoktur. Ancak biliniz ki bu tasarıyı yasalaştırdığınızda ülkemizde ikinci bir Gazze’yi bizzat yaratmış olacaksınız. İnanıyorum ki, vicdan sahibi, ben ülkemi, ülkemin insanını seviyorum diyen hiçbir milletvekili bu tasarıya “evet” demeyecek, kendi eliyle ülkesinin toprağını yabancılara verecek bu tasarıyı mutlaka reddedecektir.

Bugüne dek elli beş ülke mayınlarını silahlı kuvvetleri vasıtasıyla temizlemiştir. NATO’nun ikinci en büyük askerî gücü olan Türkiye de mayınlarını silahlı kuvvetlerine temizleten elli beş ülke gibi toprağındaki mayınları silahlı kuvvetleri vasıtasıyla temizleme gücüne sahiptir.

Vatan toprağının ne anlama geldiğini bildiğine inandığım İktidara soruyorum: Hangi ülke topraklarını mayından temizlemesi için yabancılara “Şu mayınları çıkarın da topraklarımızı dilediğiniz gibi kullanın.” demiştir?

Anayasa’mızın 44’üncü maddesinin başlığı “Toprak mülkiyeti” ve madde şöyle: “Devlet, topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.” Anayasa bu açık hükme sahipken, akıl, izan ve vicdan topraksız köylünün topraklandırılmasını emrederken “Temizleyerek tarıma açacağım.” dediğiniz 200 bin dönümün üzerindeki araziyi o toprakların asli sahibine vermeyip elin yabancısına hem de yarım yüzyıllığına vermenin mantığı ve haklı gerekçesi olamaz.

Değerli milletvekilleri, böyle bir davranışa “evet” diyebilmek sizlere yakışır mı? Ülkemize ve halkımıza yazık etmeyin. “Vatan” dediğiniz toprağa sahip çıkın. Hükûmetin yapması gereken, mayınlı arazileri temizlettiriyorum bahanesiyle yabancı firmalara vermek olmamalıdır. Hükûmetten beklenen, bu arazileri mayından arındırdıktan sonra, Hatay’ın, Şanlıurfa’nın, Gaziantep’in, Kilis’in, Mardin’in ve Şırnak’ın mazlum, zavallı ve o toprakların gerçek sahibi olan topraksız köylülerine vermek, onları her türlü girdi ve teknik bilgi desteğiyle destekleyerek yörenin çiftçileri hâline getirmektir. Ancak bu şekilde hareket edilirse hem sosyal eşitsizlik azaltılmış hem ekonomiye katkı sağlanmış hem de yöredeki sosyoekonomik ve politik sorunların çözümüne katkıda bulunmuş olursunuz. Eğer ideolojiniz gereği fakir fukarayı toprak sahibi yapmak istemiyor iseniz o zaman hiç olmazsa bu toprakları yabancı şirket ya da devletlerin egemenliğine açacağınıza yerli şirketlere o yöre halkıyla birlikte açın veya bu toprakları Ceylânpınar Devlet Üretme Çiftliğine bağlayın.

Mayınlı arazilerin yabancılara verilmesi, yöre insanına ve toplum huzuruna hiçbir katkıda bulunmayacaktır. Güneydoğu Anadolu insanının umudunu söndürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Vatanın toprağını yabancıya vererek kullandırtmak, bu tasarının “temizlenecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması” şeklindeki amacına nasıl hizmet edecektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 12 Mayıs 2009

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook