İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

Gürol Ergin

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 36. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Aralık 2009 · 1.261 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gürol Ergin (CHP), 19 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.261 kelime.

Gürol Ergin (CHP, Muğla). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2009-12-19-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2010 yılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Atatürk, Türk köylüsü için, bizim düstur edindiğimiz ama AKP’nin hiç anlayamadığı şu sözleri söylüyordu: “Türkiye'nin sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. Türk köylüsünü efendi yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez.” AKP iktidarları, yedi yıl boyunca maalesef köylüyü efendi yapma tasasını hiç taşımadı, Atatürk’ün söylediklerinin tam tersini yaptı.

“Çiftçiye verilen desteği artırıyorum.” diye kanun çıkardığı hâlde 2010 yılında çiftçiye 10 milyar 288 milyon lira destek vermesi gerekirken bütçeye 5 milyar 605 milyon lira destek parası koydu. Yani Hükûmet çiftçiye desteğin yarısını gasbetti. 2010 bütçesinde mazota verilecek destek 555 milyon lira. Çiftçi kullandığı mazota yalnızca vergi olarak 4 milyar 646 milyon lira vergi ödüyor. Bir yanda çiftçiden alınan 4 milyar 646 milyon lira vergi, diğer yanda çiftçiye verilen 555 milyon lira destek.

Tarım katma değeri tüm cumhuriyet döneminde olduğu gibi AKP döneminde de artmıştır. Ama artış abartıldığı gibi değildir. 88 baz fiyatlarıyla 2002 yılında 8 milyar 663 milyon lira olan tarım katma değeri altı yıllık AKP döneminde ortalama 8 milyar 946 milyon lira olmuştur. Başka bir ifadeyle, tarım katma değeri bu sürede ortalama olarak yüzde 0,9 oranında büyümüştür. Yüzde 1’in altındaki ortalama Türkiye için tarımda alarm zillerinin çaldığını göstermektedir.

AKP’nin çiftçiyi ne hâle getirdiği ürün ve girdi fiyatlarındaki artıştan net olarak görülmektedir. İktidarınız döneminde fiyat artışı ayçiçeğinde yüzde 45, mısırda yüzde 53, çeltikte yüzde 79, pamukta yüzde 86, buğdayda yüzde 130 olmuştur. Aynı dönemde fiyat artışları üst gübrede yüzde 385, şeker gübrede yüzde 395, DAP’ta yüzde 467, taban gübrede yüzde 509 olmuştur. Gücü yetmediği için çiftçi toprağına gübre atamamıştır. Mazottaki fiyat artışı ise yüzde 140’tır.

Hükûmet çiftçinin daha çok kredi kullanmasıyla övünüyor; bu, övünülecek değil, çiftçinin içine düştüğü yoksulluğu gözler önüne seren bir durumdur. Çiftçi yatırım için değil borcunu harcını kapamak için kredi kullanmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, 2004 yılında tarımsal kredilerin yüzde 98’i Ziraat Bankası tarafından karşılanırken, çiftçi bugün, kredi faizi yüzde 30’larda olan özel bankalara hem de tarlasını ipotek ederek borçlanmaya mahkûm edilmiştir. Bu durumu çiftçi “’Denize düşen yılana sarılır.’ hesabı özel bankalara sarıldık.” diyerek açıklamaktadır. Çiftçi, bankalara yaklaşık 14 milyar lira borçludur.

AKP döneminde çiftçi zarar ettikçe toprağını ekmemeye başlamıştır. 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan işlenen tarım alanı, 2007 sonunda 24 milyon 888 bin hektara inmiştir. Üretici geçinme gücünü yitirdikçe ya ektiği toprağı azaltmış ya da tarımdan vazgeçmiştir. Bu durum çiftçimizi giderek yoksullaştırmış, tarım sektöründe çalışanların yüzde 37,97’si yoksul hâle gelmiştir. Bu nedenle, AKP sürecinde tarımdan 2 milyon 442 bin kişi kopmuştur. Sanayi ve hizmet sektörleri tarımı bırakanları istihdam edecek durumda olsaydı, bu durumu normal, hatta gerekli bir gelişme olarak değerlendirebilirdik. Ancak, görüyoruz ki tarımdan kopan nüfus diğer sektörlerde istihdam edilemiyor.

Hükûmetin sürekli övündüğü bir konu, AKP döneminde traktör sayısının 2002 yılına göre artmış olduğudur. AKP döneminde traktör satışlarının en yüksek olduğu yıl 28.386 traktörün satıldığı 2006’dır. 1998 yılında -on bir yıl önce- satılan traktör sayısı 48.568’dir. Traktör satışları 2008’de 14.621’e düşmüştür ama 2009’da durum daha dramatiktir. 2009’un ilk on bir ayında satılan traktör sayısı yalnızca 6.575’tir. Diğer tarım alet ve makine satışları da o denli azalmıştır ki, Adana’nın Kozan ilçesinde yirmi beş yıldır tarım aletleri imal eden bir firma gazetelere verdiği beyanatta, son yıllarda ürettiği tarım aletlerini satamaz hâle geldiğini, satışlarının son derece azaldığını belirtmiş ve klimalı, şofbenli cenaze bekletme ve yıkama aracı imali yaparak sıkıntıdan kurtulmayı başardığını ifade etmiştir.

Tarımsal ham madde dış ticaretinde son yıllarda ithalat hep ihracatın üstündedir. 2008 yılı tarımsal ham maddede dış ticaret açığı 2 milyar 256 milyon dolarla cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırmıştır.

Kimi ürünlerin durumuna baktığımızda manzara şudur:

Buğdayda bu yılki üretim artışı üreticiyi sevindirmemiştir çünkü maliyeti 61 kuruş olan buğdaya 50 kuruş fiyat ve 5 kuruş prim verdiniz.

Çiftçi aynı düş kırıklığını arpada da yaşadı. Arpa üreten çiftçi bu yıl ürününü geçen yıldan ortalama yüzde 35 daha düşük fiyata verdi.

Mısır alım fiyatını 45 kuruş belirlediniz, oysa maliyeti 45 kuruştu. Çukurova’da tüccar birinci ürün mısırı 40, ikinci ürün mısırı 38 kuruştan almakta, verim geçen yıldan yüzde 30 düşük olduğundan çiftçi iki yönlü darbe yemektedir.

Şeker pancarı üreticisi tümden perişan. Daha önce pancar yetiştiren 200 bin çiftçi pancar ekemez hâle geldi. Şeker pancarı üretiminin kısıtlanmasından yalnızca üretici ve sanayi değil, taşıma sektörü, tarımsal ilaç, zirai alet ve makine üretim sektörleri ve hayvancılık sektörü de zarar görmektedir. Şimdi şeker fabrikalarını özelleştiriyorsunuz. İlk aşamada sattığınız fabrikalar düşük maliyetle üretim yapan fabrikalardır. Bu fabrikalar satıldıktan sonra, yüksek maliyetle üretim yapan, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki fabrikalar alıcı bulamayacağından ya devlet zararı göze alarak yüksek maliyetli fabrikalarda üretimi sürdürecek ya da yüksek maliyetli fabrikaların hepsi kapanacaktır. Sonuç, SEK fabrikalarının ve Tekel sigara fabrikalarının özelleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan durumdan farklı olmayacak; olan Türk çiftçisine, Türk işçisine, Türk milletine olacaktır.

2002 yılında 405 bin çiftçi tütün üretiyordu, bugün 200 bin çiftçi ancak tütün üretebiliyor. 2002 yılında 160 bin ton olan tütün üretimi, bugün 85 bin ton.

Tütünde her yıl 70 bin ton yabancı tütün satın alarak 250 milyon doların üzerinde ithalat yapıyoruz.

İşsiz kalma korkusu Tekel işçilerini sokaklara döktü. On beş gün önce, Tekel işçileri karşısında, Sayın Başbakanın gösterdiği tavır son derece üzücü ve çirkindi. Ankara’da tütün işçilerine yaşattığınız dram tarihe geçecek. İktidarda hiç insaf, merhamet kalmadı mı? Nerede kaldı insanlık?

Maliyeti 1 liranın üzerinde olan ayçiçeği ancak 67-68 kuruştan satılıyor. Bu durumda ayçiçeği üretimi artıp da yağ açığı kapatılabilir mi?

2002 yılında 720 bin hektarda pamuk üretiliyordu, 2008’de 495 bin hektarda pamuk ekiliyor.

Biraz önce AKP sözcüsü, ilk sözcü arkadaşımız burada Adana’daki tarımdan söz etti, çok methiyeler düzdü. Şimdi, onun kulaklarını çınlatıyorum. Adana’da pamuk ne durumda? Pamuk eken kaldı mı? Bunu söylesin lütfen.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman)Var, var.

GÜROL ERGİN (Devamla)Evet, var, tek tük var; doğru.

Zeytinyağında fiyat 2 lira 80 kuruşa kadar düştü. Üretici, zeytinyağına yeterli fiyat ve prim yanında, dane zeytine de prim verilmesini bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, fındıkta uygulamaya çalışılan politika cehaletten kaynaklanmıyor ise kesinlikle fındık tüccarlarına, alivrecilere ucuz fındık sağlamayı hedefleyen bir politikadır. Üretimin 400 bin tonun altında kalmasına karşılık fiyatlar levant kalitede 4 lira 10 kuruş, Giresun kalitede 4 lira 40 kuruşu geçmemiştir.

Üretimin bu yıl olduğu gibi 400 bin tonun altında gerçekleştiği ama FİSKOBİRLİK’in görev yapabildiği yıllarda üretici fındığını 7,5 liradan satmıştır.

Siz, FİSKOBİRLİK’i bitirdikten sonra TMO’nun da fındık alımına son vererek üreticiyi tüccar karşısında tamamen savunmasız bıraktınız. Sizin yaptığınız Karadenizliye ihanet olduğu kadar hazinenin ihracat gelirini tırpanlamak yani devleti de zarara sokmaktır. Fındıkta çözüm, üretimi azaltmakta değil ihracatı artırmakta aranmalıdır.

Çayda maliyet 110 kuruş, verdiğiniz 79 kuruş. Üretici tepkisini ÇAYKUR Genel Müdürlüğünün önüne siyah çelenk bırakarak gösterdi.

Hayvancılık konusuna gelince: 2002 ile 2009 yılları arasında süt yemi fiyatları yüzde 180, süt fiyatı ise, son zamanlarda gösterdiği bir miktar artıştan sonra yüzde 70 ila 75 kadar arttı. AKP öncesi altı yılın ortalaması ile 2002 yılı sonrası ortalaması karşılaştırıldığında süt yemi fiyatındaki artış yüzde 330, süt fiyatındaki artış yüzde 208’dir. Önceki dönemde 1 kilo sütle 2,14 kilo yem alınırken sizin döneminizde 1 kilo sütle ancak 1,54 kilo yem alınabilmektedir.

Bu durum son zamanlarda et fiyatlarının niçin çok yükseldiğini de açıklamaktadır. Geçtiğimiz yıllarda süt fiyatlarının yerinde sayması birçok süt hayvanının kesime gitmesine neden olunca, bir yandan süt fiyatları yükselişe geçmiş, diğer yandan et fiyatlarında büyük bir sıçrama olmuştur. Fiyatlar artmıştır çünkü sorunlarla baş edemeyen besici elindeki hayvanı yok pahasına satarak selameti sektörü terk etmekte bulmuştur. Türkiye’de hayvan bulmak o denli zorlaşmıştır ki, Tarım Bakanlığının ekim ayından bu yana açtığı 70 dolayında ihalenin ancak 30 kadarı gerçekleştirilebilmiş, hayvan tedarik edemedikleri için 40 dolayındaki ihaleye hiçbir firma girmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 19 Aralık 2009

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook