İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 71. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)

Gürol Ergin

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 71. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Mart 2010 · 994 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gürol Ergin (CHP), 10 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SEBZE VE MEYVE TİCARETİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:471)); konuşma 994 kelime.

Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 10 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2010-03-10-sebze-ve-meyve-ticaretinin-duzenlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-471 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı ile biz ülkemizde üretilen 27 milyon tonun üzerindeki sebzenin, 15 milyon tonun üzerindeki meyvenin ticaretini ve üreticilerin, komisyoncuların, perakendecilerin, ithalat ve ihracatçıların, sanayicilerin, tüketicilerin faaliyet ve yaşamını nasıl daha düzenli, yararlı ve uygun hâle getirebileceğimizi konuşuyoruz. Bu tasarıyla biz, aynı zamanda kamunun, özellikle belediyelerin nasıl daha işlevsel, etkin ve hem üretici hem tüketici yararına, kısaca halk yararına görev yapmalarının sağlanabileceğini konuşuyoruz.

Sözlerimin başında, bu yasanın bir ihtiyacı giderici olduğunu, getirilen düzenlemenin, düzeltilmesi gereken hususları içermekle birlikte, özellikle Komisyon görüşmelerindeki katkı ve değişikliklerle oldukça yararlı bir düzenlemeye dönüştüğünü söylemek istiyorum.

Öncelikle söylemeliyim ki Hal Yasası gelirken 100 binlerce esnafımızı yakından ilgilendiren büyük mağazalar yasasının nerede kaldığını, niçin getirilemediğini, bu tasarının görüşülmesini hangi güç ya da güçlerin engellediğini Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum. Büyük mağazalar yasasının daha da geciktirilmeden getirilerek esnafa biraz rahat nefes aldırılmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Komisyon çalışmaları sırasında “gıda güvenliği” deyiminin “gıda güvenirliliği” olarak değiştirilmesi doğru olmamıştır. Uluslararası gıda literatüründe gıdaya ilişkin iki temel kavram vardır. Bunlardan biri “gıda güvencesi”dir. Gıda güvencesi, toplumun ihtiyacına yeter miktarda gıda üretimini ifade eder. İkinci kavram “gıda güvenliği”dir. Bu kavram da gıdanın hijyenik olması, sağlığa zararlı olmaması durumunu ifade eder. Bu nedenle “gıda güvenirliliği” kavramının yeniden “gıda güvenliği” kavramına, deyimine dönüştürülmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının geneli üzerindeki düşüncelerimizi Sayın Susam net olarak açıkladı. Ben birinci bölümdeki madde bazında görüşlerimi aktarmak istiyorum.

Tasarının 2’nci maddesine “denetim elemanı” tanımı eklenmelidir.

Tasarının 7’nci maddesinin 1’inci fıkrasına “belediyelerce kurulur” ifadesinden önce “pazarcı esnafı odasının yoksa esnaf ve sanatkârlar odasının görüşü alınarak” ifadesi eklenmelidir. Aynı maddenin 4’üncü fıkrasının sonuna “Üretici olmayanlar üretici pazarında kesinlikle satış yapamaz.” ifade eklenmelidir.

Tasarının 8’inci maddesinin 1’inci fıkrası “Bakanlar Kurulu, Bakanlığın teklifi üzerine hal rüsumu oranlarını yüzde 50’ye kadar azaltmaya veya artırmaya yetkilidir.” biçiminde değiştirilmelidir çünkü tamamen kaldırmaktan çok da farklı bir anlamı olmayan yüzde 90’a kadar azaltmak, rüsumla sağlanan hizmetleri de ortadan kaldırmak anlamına gelir.

Tasarının 9’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında “Devir işlemlerinin tabi olacağı hükümler, devredilecek işletmelerde aranılacak şartlar ile devir işlemlerine ilişkin diğer usul ve esaslar Bakanlık ve İçişleri Bakanlığınca birlikte belirlenir.” ifadesine “Belediyeler Birliğinin görüşü alınarak” ifadesi eklenmelidir.

Tasarının 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında hal hakem heyetinin kimlerden oluşacağı belirtilmektedir. Yoruma yer bırakmamak açısından “ilgili mühendis odaları” ifadesi yerine “Ziraat Mühendisleri Odası ve Gıda Mühendisleri Odası” ifadelerinin konması daha doğru olur.

Aynı maddenin 7’nci fıkrasında toptancı hali yönetimi ve personelinin uygulamaları ile toptancı halleri ve pazar yerlerinin yönetim ve işleyişlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar da hakem heyetinin görev ve yetkisi içine alınmaktadır. Bu fıkra, belediyeler üzerinde denetim mekanizması oluşturması anlamına geldiğinden madde metninden çıkarılmalıdır. Eğer bu yapılmayacaksa “pazar yerlerinin” ifadesi mutlaka metinden çıkarılmalıdır.

Aynı maddeyle “Toptancı Hal Konseyi” adıyla bir konsey kurulması ise kesinlikle gereksiz ve anlamsız bir tasarruf olduğundan konseye ilişkin hükümler de tasarıdan çıkarılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, meyve-sebze ticaretinden söz ederken yurt dışına ihraç ettiğimiz ancak zirai mücadele ilacı kalıntısı taşıdığı, bu nedenle sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle geri gönderilen meyve ve sebzelerden de söz etmemiz ve bu kürsüden millet adına şunları sormamız gerekir: Örneğin, 2 Şubat 2010 tarihli gazetelerde Avrupa Birliğinin Türkiye’den ithal edilen domates, kabak, armut ve biberde saptanan sağlığa zararlı yüksek miktarda ilaç kalıntısı nedeniyle Türk ürünlerine daha sıkı denetim getirdiği haberi yer aldı. Aslında bu haber yeni bir haber ya da ilk haber değil. Maalesef, yıllardır, ihraç ettiğimiz sebze ve meyve, özellikle narenciye ve domates sağlığa zararlı ilaç kalıntısı taşıdığı nedeniyle geri gönderiliyor. Bu olay yıllardır var ama AKP döneminde geçmişle kıyaslanmayacak kadar arttı. Domates ve narenciyeye elma, armut, kabak, biber eklendi. Bu durum neyi gösteriyor?

Birincisi: Bizim Tarım Bakanımız istediği kadar övünsün, Tarım Bakanlığı, onun döneminde ve AKP anlayışında üretimde olduğu kadar denetimde de üst üste sınıfta kalıyor, yakında belge alacak.

İkincisi: Rus’un, Alman’ın, Fransız’ın, Hollandalının, İngiliz’in, özetle cümle Avrupalının zehirli olduğu için geri gönderdiği ürünler Türk halkına fütursuzca yediriliyor. Dışarıya gönderilen meyve- sebze zehirli olur da iç piyasaya sürülen temiz, sağlığa uygun olabilir mi? Avrupalının zehirli diye yemediği ürünler Türk halkına yedirilir mi? Bu bakımdan “Hal nasıl olmalıdır?”dan önce, hale gelen meyve-sebze nedir, nasıldır? Bu araştırılmalı, bu milletin sağlığı da Avrupalının sağlığı kadar dikkate alınmalıdır.

Değineceğim bir başka husus, Sayın Başbakanın bir hafta önce, 2 Martta Tohum Bankasını açarken söyledikleriyle ilgili. Sayın Başbakan “Bizim petrolümüz yok, uçsuz bucaksız altın madenimiz yok ama belki bunlardan çok daha değerli, bereketli topraklarımız var.” diyor ve çok bilinen bir Kızılderili atasözünü kendisini dinleyenlere aktarıyor. Sayın Başbakan diyor ki: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, o zaman paranın yenmediğini anlayacaksın.”

İnsan kulaklarına inanamıyor, bunu söyleyen Başbakan. Sayın Başbakanın Kızılderililerden mülhem çevre sevgisi, dünyanın nimetlerine, paraya pula boş vermişliği ifade eden sözleri bizleri acayip şaşırtıyor. Altınımız, petrolümüz yokmuş ama bereketli topraklarımız varmış.

Sanki, Cargill’e o canım topraklarını katlettiren, İznik Gölü’nü kirlettiren benim. Sanki, 86 bin hektar arazisi olan Marmaris’te, o cennet Marmaris’te, 28 bin hektar ormanlık turizm alanına maden arama ruhsatını veren benim. Sanki, Kaz Dağları’nı, o güzelim İda’yı, maden aratacağım diye köstebek yuvasına çeviren benim. Sanki, zeytinlikleri tarım dışı amaçlar için kullanmaya yönelik kanun teklifini veren, onun 3 Meclis Komisyon Başkanı değil de benim. Ve sanki, 216 bin dönüm mayından arındırılarak tarıma kazandırılacak memleket toprağını bu vatanın evladına değil de İsraillilere vermek için amansız mücadele veren benim. “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık öldüğünde…” diyor Sayın Başbakan. Sanki, binlerce HES kuracağım diye doğaya, ormana, nehirlere saldıran benim. Sanki, Doğu Karadeniz’de doğa katliamı yapan benim. Sanki, Muğla Köyceğiz Yuvarlakçay’da binlerce köylünün suyuna, toprağına sahip çıkmak için gece gündüz demeden, kar kış, yağmur çamur demeden nöbet tutmasına karşın, Yuvarlakçay’da HES kurma izni veren ve halka rağmen inadını sürdüren benim.

Sayın Başbakan “Paranın yenmediğini görecesin.” diyor. Sanki, çoluk çocuğu gemiler alan, mücevherat ticaretine ortak olan, villa üzerine villa alan, adı sayılı zenginlerle anılan ve ormanlık alana villa kurduğu için mahkûm olan benim.

Dilerim, Sayın Başbakan paranın yenmeyeceğini halkının anlamasını istediği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

43 konuşma daha · 10 Mart 2010

43 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook