Türkiye büyük millet meclisi başkanlığının bazı uygulamaları hakkında
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 74. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Mart 2010 · 1.154 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gürol Ergin (CHP), 17 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞININ BAZI UYGULAMALARI HAKKINDA); konuşma 1.154 kelime.
Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Türkiye büyük millet meclisi başkanlığının bazı uygulamaları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 17 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2010-03-17-turkiye-buyuk-millet-meclisi-baskanliginin-bazi-uygulamalari-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum. Bu arada, AKP Grubunu da kutluyorum, çünkü kendisi değişime uğramış olan bir milletvekilini bugün genetiği değişmiş organizmalar konusunda konuşmacı olarak seçmiş. Bravo diyorum.
NECDET BUDAK (Edirne)Hocam, size hiç yakışmadı.
GÜROL ERGİN (Devamla)Değerli milletvekilleri, bir türe başka bir türden gen aktarılarak doğal olarak elde edilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara kısaca GDO deniyor.
NECDET BUDAK (Edirne)Hocam, size hiç yakışmadı, AK PARTİ’nin oylarıyla geldim.
GÜROL ERGİN (Devamla)Avrupa Birliğinde yalnızca bir GDO’lu mısır türünün ekimine izin verilmiştir, bunun dışında hiçbir ürüne izin verilmemiştir. GDO’lu ekim alanları Avrupa Birliği tarımsal alanının binde 2’si kadardır ve 27 üyeli Avrupa Birliğinin 20 ülkesinde GDO ekimi yapılmamaktadır, yasaktır. Avrupa Birliğinde, içeriğinde binde 9’dan fazla GDO bulunan ürünlerin ancak etiketlenerek satışına izin verilmekte, aksi takdirde izin verilmemektedir.
GDO’lu tohum üreticileri amaçlarının, dünya nüfusu hızla artarken tarım ürünleri ve gıda üretiminin bu hızla artmaması nedeniyle insanlığın yaşadığı açlığa çare bulmak olduğunu söylemektedirler. Onların savlarına göre genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen bitkiler yabancı ot ilaçlarından etkilenmeyecekleri ve zararlı böceklerden zarar görmeyecekleri için verim artacak. Ayrıca, yabancı ot mücadelesinde ve zararlı böceklere karşı kullanılan ilaçların kullanımı azalacak. Sonuçta hem daha düşük maliyetli ve hem de yüksek verimli üretim olacağından tarımsal üretim ve gıda üretimi artacak, insanlık açlığı yenerken, çevre de korunacaktır.
Ancak, bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, bütün bu söylenenler asla gerçekleşmemiş, ne yabancı ot mücadelesinde kullanılan ilaçlar azalmış ne de verim düşünüldüğü gibi artmıştır. Buna karşılık GDO’lu ürünlerin tartışılan ve birçoğu da kanıtlanan ciddi riskleri ortaya çıkmıştır.
Tasarıda GDO’lu tohum ekimine ilişkin bir madde olmamakla birlikte, GDO’lu ürünlerin yarattığı sosyoekonomik risklerin en önemlisi, tohumluğun her yıl yenilenmesi ve pahalı oluşudur. GDO’lu çeşitlerin sahip olduğu terminatör gen nedeniyle tohumluğun üretici firmadan her yıl alınması zorunludur ve GDO’lu tohumlar GDO’lu olmayanlara göre en az yüzde 25 pahalıdır. Çiftçi kendi tohumluğunu ayıramayacağından ve GDO’lu tohumun fiyatı yüksek olduğundan, çiftçiler bu durumdan kesin zarar görecektir. Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı da tarımda tohumluk ve ilaç bakımından dışa bağımlılık sorununu daha da artıracaktır.
Ancak bütün bu sosyoekonomik risklerine karşılık GDO’lu ürünlerin asıl riski sağlık açısındandır. GDO’lu bitkilerden elde edilen ürünlerin yarattığı risklerin başında alerji gelmektedir. GDO’lu bitkilerde bulunan özellikle böcek öldürücü genler, toksin, yani zehir üreterek çalıştıklarından bu toksik maddelerin veya onların parçalanma ürünlerinin vücudun herhangi bir organında birikmesiyle kronik zehirlenme her an görülmektedir. Özellikle yabancı ot mücadele ilaçlarına dayanıklı GDO’lu ürün çeşitlerinde kullanılan bromoksinil ve glufosinat gibi kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları da bilinmektedir. Gerek Rusya’da gerek Avusturya’da fareler üzerinde yapılan denemelerde GDO’lu besinle beslenen farelerde bağışıklık sisteminin zayıfladığı, farelerin yavrularında ölüm oranının çok yüksek olduğu, yavruların olması gereken ağırlığın altında doğduğu saptanmıştır. Bütün bu belirlenen sakıncaları yanında asıl üzerinde durulması gereken husus, doğal olmayan, Allah’ın yarattığı canlının gen yapısının insan eliyle değiştirildiği bu ürünlerin insanlığın gelecek kuşaklarını nasıl etkileyeceği, anormal yapılara neden olup olmayacağı konusunda duyulan kuşkulardır.
İstenen amaca ulaşılamamasına ve çok ciddi riskler taşımasına karşın, GDO’lu ürünlerin üretiminde neden bu kadar ısrarlı olunduğunun tek bir yanıtı vardır: Çok güçlü uluslararası firmalar GDO üretimi için yıllarca milyar dolar yatırım yapmışlardır ve kendileri için geri dönüşsüz noktaya gelmişlerdir; onlar yatırımlarının karşılığını mutlaka almak niyetindedirler. Transgenik tohum üreten şirketler pahalı tohum satışlarını yaygınlaştırarak, aynı zamanda zirai mücadele ilacı satışlarını artırarak bu olaydan tek kârlı çıkan taraf olmaktadırlar.
Bakanlığın daha önce hazırladığı ancak Meclise sevk edilmeyen yasa tasarılarında ve 26 Ekim 2009’da apar topar çıkarılan Yönetmelik’te bebek mamaları ve küçük çocuk ek besinlerinde GDO’lu ürünün kullanılmasına izin verilmiyordu. Böylece yasa tasarısını hazırlayanların da GDO’lu ürünlerin en azından bebek ve küçük çocuklara zararlı olduğunu kabullendikleri anlaşılıyordu. Ancak bugün görüştüğümüz tasarıda bu hüküm bulunmuyor. Yine daha önce yayınlanan Yönetmelik’te bulunan “İçerisinde binde 9 oranından fazla GDO içeren gıdaların etiketinde bu husus belirtilecektir.” ifadesi de yasa tasarısında yer almıyor.
Tasarının gerekçesinde şu ifadeler yer alıyor: “GDO’lar insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riskini taşımaktadır.
Kullanılan materyalin canlı organizma olması ve zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün çok zor olması ya da mümkün olmaması, modern biyoteknoloji ürünlerinden kaynaklanan riski daha da arttırmaktadır.
Bitki çeşitlerinin teknoloji ürünü çeşitlere dönüştürülmesi, bunların genetik yapılarının değiştirilerek daha pahalı hale gelmesi ve bu tohumlardan bazılarının her yıl yenilenmesinin zorunlu hale gelmesi nedeniyle, üretici ve tüketicilerin olumsuz yönde etkilenmesi ihtimalinin artması, yerel tür ve çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşmesi ve tarımsal üretimde dışa bağımlılığın artması gibi sosyoekonomik riskler de mevcuttur.” Bu sözleri ben söylemiyorum, Hükûmet tasarısı söylüyor yani Hükûmet söylüyor. Aslında bu sözlere ekleyecek fazla husus yok ama kanun gerekçesinde bu sakıncaları sayanlar, aynı zamanda kanunu hazırlayan ve kabul edilmesini isteyenlerdir. Tasarı bu sakıncaların hiçbirini gideremiyor.
Hükûmetin hazırladığı bu tasarı yalnızca ülkeye GDO’lu ürünlerin girişine ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Oysaki bu tasarı, izin mekanizmasını düzenleme yerine, GDO’ların riskini dikkate alarak tarımsal sistemlerde GDO yasağına dayalı bir biyogüvenlik sistemi oluşturmalıdır. Çıkarılacak biyogüvenlik yasası, GDO’lu ürünlerin ülkeye girişini onaylayan bir mevzuat değil, tam tersine, sağlığa zararsız olduğu kesin olarak belirleninceye kadar GDO’lu ürünlerin ülkeye girişine izin vermeyecek, halk sağlığını ve toplum yararını gözetecek şekilde olmalıdır.
Hiç kimse, açlığı, GDO’lu üretime gerekçe olarak göstermesin. Açlık, bir toplumsal ve politik sorun olup gelir dağılımındaki adaletsizlik bugün yaşanan açlığın tek ve gerçek nedenidir. Bu nedenle, giderek büyüyen açlık sorunu, üretim teknolojilerinin yarattığı ya da çözeceği bir sorun değildir. TÜİK’in rakamlarına göre 13 milyonun üzerinde insanımız yoksul ise, o 390 bin yurttaşımız her gün yatağa aç giriyorsa, bu sorunun çözümü ulus üstü firmaları zengin etmek değil, gelir dağılımı adaletsizliğini ve yoksulluğu gidermektir.
Sayın Bakan Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşisinde, “GDO’lu ürün yemek istemem.” diyor. Mademki GDO’lu ürün Sayın Bakanı rahatsız ediyordu, bu konuda niçin bugüne kadar düzenleme yapılmadı da GDO’lu ürünleri hem kendi yedi hem milletine yedirdi? Bundan sonra neden, hem de yasal kılıfına uydurarak, GDO’lu ürünleri bu millete yedirecek?
Çıkarılan Yönetmelik’te ayrıca çok garip olarak GDO’suz ürünlerin etiketlerine “Bu ürün GDO’suzdur.” yazılması da yasaklanıyordu. Bu konuda yasa tasarısında herhangi bir hüküm yok ama yönetmeliklere konup konmayacağını henüz bilmiyoruz.
Ayrıca, bu gıdalar, insan eliyle doğal yapıları değiştirilen gıdalar olduğu için toplumun önemli bir kesimince etik bulunmadığı gibi dinî açıdan da sakıncalı görülüyor. Büyük sermaye bu sorunu da güzelce çözdü. İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkelerin oluşturduğu kurul, genetiği değiştirilmiş organizmaları içeren gıdaların haram olmayan bir genetik maddeden yapılıyor ise helal olabileceğine karar verdi. Bu arada, bir Başbakan Başmüşaviri, Doktor Ramazanoğlu da tartışmalara Kur'an’daki ayetlerle katıldı. Ramazanoğlu, İstanbul Ticaret Odasının konuyla ilgili seminerinde GDO’ların üretimi konusuyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim’de yüze yakın ayetin bulunduğunu söyledi. Bakara, Nisa ve Vakıa surelerinden alınan on dokuz ayetin GDO’lu ürünlerin ne kadar yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu gösterdiğini belirten Başmüşavir, GDO’lu ürünlere gösterilen olumsuz tepkinin doğru olmadığını ayetlerle açıklayarak GDO’yu “Dünyanın kurulmasından itibaren doğanın kendi başına yaptığı tür ıslah işleminin modernleşmiş hâli.” olarak tanımladı.
Değerli milletvekilleri, bir Başbakanlık Başmüşavirinin konuya yaklaşımı böyle olunca bize “Vay benim memleketimin hâline.” demekten başka söyleyecek söz kalmıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 17 Mart 2010