İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

157 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Hakan Şeref Olgun

Afyonkarahisar Milletvekili · İYİ Parti

Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Ekim 2024 · 1.016 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Hakan Şeref Olgun (İYİ Parti), 30 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 157 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 1.016 kelime.

Hakan Şeref Olgun (İYİ Parti, Afyonkarahisar). “157 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 30 Ekim 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakan-seref-olgun-2024-10-30-157-sira-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tekl (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=128278

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada “dokuzuncu yargı paketi” olarak anılan, büyük bir hukuki değişiklik ve katkı gibi sunulan, ancak kanun yapma tekniğine, hukuki belirlilik, öngörülebilirlik, güvenlik ilkelerine aykırı olarak verilen teklifi görüşmek üzere toplandık. Aynı zamanda, Anayasa’ya aykırı bulunup iptal edilen hükümlerden ya aynı hükmün yeniden getirildiği ya da kelime cambazlığıyla değiştirilmiş gibi gösterildiği görülmüştür.

Hukuk, bu ülkede iktidarın oyuncağı hâline gelmiş, yargı sistemi adaletin teminatı olmaktan çıkmış, siyasi hesapların aracı hâline gelmiştir. Artık, bu ülkedeki değerli hukuk profesörleri, akademisyenler mesleklerine yabancılaşmış, motivasyonları kırılmıştır. Türk halkı hukuka yabancılaşmış, devletin hukuku temin ettiğine olan inancını yitirmiştir. Doktor, Sağlık Bakanlığına; savcı, Adalet Bakanlığına; polis, İçişleri Bakanlığına güvenmiyor ve Türk milleti ne sizlere ne de devletine artık güvenmiyor. Görüştüğüm çok değerli hocalarımız ders anlatmanın bile içlerinden gelmediğini ifade ediyorlar. Hukuka apaçık aykırı olarak verilen kararları ve Anayasa’ya apaçık aykırı getirilen düzenlemeleri öğrencilerine anlatırken çaresiz kalıyorlar. Hukukçu olmasına rağmen, aynı düzenlemelerle getirilen, Anayasa’ya açıkça aykırı olan, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarına imza atan iktidar vekillerine sormak istiyorum: Açıkça Anayasa'yı çiğnemekte bir beis görmüyor musunuz, yoksa hukuka artık üstünlerin hukuku olarak mı bakıyorsunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Türkiye'de AK PARTİ öncesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru usulü yoktu. Bu usul AK PARTİ iktidarı döneminde AK PARTİ'li milletvekillerinin teklifiyle hazırlanan 2010 yılı Anayasa değişiklikleriyle getirilmişti. Söz konusu kanun tasarısının altında o zamanki Başbakanın ve bütün bakanların imzası vardı. Kanunun kabul edildiği 30 Mart 2011 tarihinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluk AK PARTİ lehinedir. Madem Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarına karşı çıkacaktınız ne diye Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanıdınız? Madem Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarına uyulmamasını teşvik edecektiniz ne diye 6216 sayılı Kanun’un 50'nci ve 66'ncı maddeleri kabul ettiniz? Hukukun birinci ilkesi kendi koyduğun kurallara uy ilkesidir. Uymayacağınız kuralı boşu boşuna koymayınız, koyduğunuz kurala da uyunuz. Gerçi sizler maç oynanırken kural değiştiren, seçim günü mühürsüz pusulayı geçerli sayan, kendi mührüne, kendi kararlarına yabancılaşmış bir iktidarsınız. Yani Nazi Partisi ne kadar sosyalist ise Adalet ve Kalkınma Partisi de o kadar adaletlidir. Sayın iktidar milletvekillerine sesleniyorum: Oldu olacak, Anayasa’mızı ve Anayasa Mahkemesini kaldırın, olsun bitsin; biz de boşu boşuna Anayasa’ya güvenerek kendimizi kandırmayalım.

Sayın Başkan, hukuk devletine inanan gerçek hukukçu milletvekilleri; şu an görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kanun maddelerinin yarattığı kanun boşluğunu gidermek için getirilen 15 madde dışında hiçbirinin önceliği, hatta çoğunun gereği bulunmamaktadır. Az önce ifade ettiğim üzere, adı bile olmayan bir kanunun içine yerleştirdiğiniz bazı düzenlemeler tekrar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecek ve tekrar önümüze gelecektir. Bunlar nelerdir, bir bakalım. Bir, kadının soyadı düzenlemesi. Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen, iptal edilen hükmü aynen geri getirmeye çalışmak; hukukun temel ilkelerini ayaklar altına almak olacaktır, eşler arasında cinsiyet temelli farklı muameleyi aynen muhafaza etmek suretiyle Anayasa Mahkemesinin kararına ve uluslararası sözleşme hükümlerine açıkça aykırıdır.

Bir diğer konu, kanun teklifinin 3’üncü maddesinde yer alan Avukatlık Kanunu’nun 180’inci maddesindeki adli yardım ödenekleriyle ilgili düzenleme de Anayasa’ya aykırıdır. Adli yardım ödeneğinin yüzde 40’ının o ilde bulunan barolar arasında eşit olarak, kalan yüzde 60 oranında gelir ise baroların üye sayıları doğrultusunda dağıtılıyordu. Dokuzuncu yargı paketinde bu oranın yüzde 30 olarak yine “ölçülülük” ve “orantılılık” ilkelerine aykırı olarak belirlenmesi teklif edilmişti. Etki analizi yapılmış mıdır? Nasıl bir çalışma yapılmıştır da oran yüzde 30’a çekilmiştir, bunu da anlamak mümkün değildir.

Diğer konu, daha önce, sekizinci yargı paketinin 22’nci maddesinin beşinci fıkrasında gizlenerek getirilmeye çalışılan kayyum meselesi. Daha önce, yargı paketinin 22’nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen, kayyumlara dokunulmazlık zırhı öngörmekte olan düzenleme Meclis Genel Kurulunda yoğun tartışmalardan sonra geri çekilmişti. Sonrasında, dokuzuncu yargı paketi teklifinde yer alan bu maddede dokunulmazlık olmasa da Bankacılık Kanunu’nun 127’nci maddesinin altıncı fıkrasının son cümlesiyle kayyumlara kısmi sorumsuzluk verilmektedir; yani teklif yumuşatılarak tekrar önümüze getirilmiştir.

Kayyum mekanizması, durumu geçici süre idare etmek için oluşturulmuştur; hâl böyleyken, düzenlemede beş yıl gibi bir sürenin yer alması kabul edilemez. Kayyumluk kalıcı bir mekanizmaya dönüştürülmek istenmektedir. Mülkiyet hakkının kullanımında sermayedarın malı üzerinde ilgisiz kişilerin tasarruf yapma yetkisi olacağı için bu, doğrudan mülkiyet hakkının gaspı anlamına gelmektedir. Şu anda bile yetkisi sınırlı, sorumluluğu olan kayyumların görevlerini ne kadar esnetip neler yaptıklarını gördükten sonra, sorumsuz kılınan bir kayyumun yapabileceklerini tahayyül etmek çok da zor değil.

TMSF’nin geçmişteki deneyimli ve eğitimli yönetici kadroları süreç içinde değişti, yerlerine iktidar tarafından yeni atamalar yapıldı. 15 Temmuz sonrası Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna FETÖ’yle bağlantılı olan şirketleri aldılar, devrettiler; başlarına da birer kayyum atadılar. Bu kayyumların çoğu da şirketleri babalarının çiftliği gibi hesapsızca yönetmeye kalktılar. Burada Boydak Holdinge atanan kayyumun 20 milyon avroyla ortadan kaybolması hadisesine de dikkat çekmek istiyorum. “Yolsuzluklarla mücadele edeceğim.” diye iktidara gelen bir parti iktidarında, 20 milyon avroluk yolsuzluğun, bırakın hemen takip edilip ceza verilmesini, gündem bile olmaması bize neyi göstermektedir? Aktif büyüklüğü 70 milyar liranın üzerinde olan 682 şirkette kayyumların yolsuzlukları araştırılsın yönündeki araştırma önergeleri AK PARTİ ve MHP oylarıyla reddedilmektedir, tıpkı muhalefet partilerinin yıllardır “FETÖ'nün siyasi ayağı araştırılsın.” diye verdikleri araştırma önergelerini reddettikleri gibi.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; cezaevlerinde bir umut düzenlemesi bekleyen, infaz düzenlemesi bekleyen 31 Temmuz mağdurları, dörtte dört mükerrer suç mağdurları, hasta, engelli mahkûmların ve mahkûm ailelerinin umutları bu yargı paketiyle de boşa çıkarılmıştır. “Aman cezasızlık algısı oluşmasın.” diye ölmek üzere olan insanları matematik hesabıyla cezaevinde tutmaksa bence reform değil eziyettir, vicdansızlıktır. Cezaevlerindeki mahkûmların aile ikametgâhlarının bulunduğu illerdeki cezaevlerine nakledilmeleri için düzenleme yapılmalı, mahkûm aileleri de cezalandırmaktan vazgeçilmelidir. Adalet Bakanlığının verilerine göre Türkiye'de 404 cezaevi bulunmaktadır. Bu cezaevlerinin toplam kapasitesi 295 bin kişi iken 305 bin hükümlü ve 52 bin tutuklu, toplamda 357 bin kişi hapiste yatmaktadır. Neredeyse 62 bin suçlu ya da şüphelinin barınma imkânı yoktur. Gelin, cezaevlerinin şartlarını iyileştirici çalışmalar yapalım, adil bir infaz düzenlemesi getirelim, hukukun evrensel ilkelerinden vazgeçmeyelim. Bir gün gelecek iktidarınız son bulacak, o zaman sizlerin de ola ki herhangi bir sebeple yargılandığınızda, adil ve hukuka uygun yargılanacağınızın teminatının hukukun evrensel ilkeleri olacağını unutmayın. Demokles’in kılıcını hâkim ve savcıların üzerinden çekin, iktidarınızı hukukla sınırlandırın.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; burada Adalet Bakanlığı bürokratlarının hazırladığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde el kaldırıp indirerek sayısal çoğunluğa göre sonuçlanan kanun teklifi görüşülürken, bakın, bir gencimizin mesajını sizlerle buluşturacağım. Kanun teklifleri hazırlanırken iktidarın ihtiyaçları değil halkımızın ihtiyaçlarının ne olduğuna dair bir gencimizin isyanını dinletmek istiyorum.

(Hatibin cep telefonundan bir video izletmeye başlaması)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

73 konuşma daha · 30 Ekim 2024

Günün kaydı →
73 konuşmanın tamamı →