Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Hakkari Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Nisan 2010 · 821 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi), 24 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 821 kelime.
Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Yasa Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, olması gereken adalet hizmetleri ancak demokratik bir anayasa ve bağlı hukuk yapısıyla olanaklıdır. Darbe anayasalarının kanunilik anlayışıyla gerçek anlamda adalet sağlanamaz çünkü bu anlayışlarda hukukun özü yoktur.
Değerli arkadaşlar, bu ülke yurttaşları kutsal değerler limanına sığınarak söylem, eylem ve figürlerle kandırılmıştır. Bakınız, yakamdaki hukuk fakültesi rozeti, Ankara Hukuk Fakültesi rozeti bir figür örneğidir. Bize şöyle sembolize ederlerdi: Adalet, bir kadın kadar zarif, bir terazi kadar hassas ve bir kılıç kadar keskindir.
Değerli kadın arkadaşlar, ne yazık ki, Türkiye’deki adalet anlayışında ve hizmetlerin sunulmasında bir kadın zarafeti yok. Evrensel, çağcıl hukuktan yalıtılmış kanuni kabalık, despotluk ve yandaşlık vardır. Onun için, sistemin adaletinde eşitliği sağlayan mizandan da söz edilemez çünkü terazinin havada asılı kalan boş kefesinde korumasız yurttaş vardır. Haksız ağırlığıyla yere çöken kefede ise güvenlik ve kutsiyet dolu ceberut devlet vardır. Geriye kılıç keskinliği kalıyor; o da korumasız yurttaşın başında sallanan Demoklesin kılıcıdır. Aynı kılıç, kılıç artığı, yedi ile on yedi yaş arası çocukları yaşlarından büyük cezalarla biçmektedir. İşte, adalet hizmetleri bu minval anlayışla AKP buyruğundaki Adalet Bakanlığı müfettişlerinin denetim keyfîliği ve şimdi de Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun partileşen siyasi tercihleriyle sunulacaktır.
Değerli milletvekilleri, önemli bir bakış açısı da bir ülkede adalet hizmetinin demokrasi ve hukuk kriterlerine uygun olup olmadığını, insan hakları ihlallerinin yaşanıp yaşanmadığını öğrenmek istiyorsanız cezaevlerine bakacaksınız. Gerçekten de cezaevleri bir anlamda o ülkenin insan hakları karnesini ortaya koymaktadır.
AKP iktidar olduğu sekiz yıllık süreçte cezaevlerinde bulunan tutuklu sayısı ne yazık ki rekor seviyeye yükselmiştir. 12 Eylül askerî darbe sonrası dönemde dahi cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 79 bindir. Adalet Bakanlığı verilerine göre Mart 2010 itibarıyla 4.171 kadın, 2.789’u çocuk olmak üzere toplam 118.929 kişi cezaevinde tutulmaktadır. Bu rakamlara karşın cezaevlerinin 75 bin yatak kapasitesi olması ise başlı başına bir sorun olarak ortada durmaktadır. Basına yansıdığı gibi, birçok cezaevinde tutsaklar yemekhanelerde bile yer yatakları seriyor, birçok cezaevinde ise vardiyalı uyuduklarını öğreniyoruz.
Bu onur kırıcı yaşam tarzına ek olarak İnsan Hakları Derneğinin 2009 ihlal bilançosuna göre toplam 2.640 hak ihlalinin yaşandığı cezaevlerindeki korkunç tabloya bir bakın: 24 ölü, 49 ölüm sınırı, işkence ve kötü muamele ile 397 kişi, sağlık hakları ihlali ve tedavisi yapılmayanlar 554 kişi, disiplin cezaları ve görüş yasağı 586, beslenme, ısınma ve fiziki koşullardan doğan ihlaller 236, ana dil Kürtçe konuşma yasağı ve haberleşme ihlalleri 173, sevk uygulamaları ihlalleri 105, kitap, mektup yasaklamaları 201, dokümanla 107 kişi; ayrıca, 45/1 no.lu Genelge ile ilgili ihlaller ise 162 kişi, üst arama ve ziyaret engelleri 98, sınav, kurs, infaz yakma ve mahkemeye çıkarılmama 128 kişinin hakları bugüne kadar ihlal edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, bir önemli başka sorun da bu korkunç tablo bir yana ilk derece mahkemelerinde yıllara sarkan davalar nedeniyle adalet hizmetleri hem gecikmekte hem de demokratik hukuktan uzaklaşmaktadır. Daha da önemlisi ve bize göre temel neden, AKP Hükûmetinin 2005 ve 2006 yıllarında Türk Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasası’nda yapmış olduğu hukuk dışı değişikliklerdir. Bu değişiklikler yüzünden binlerce çocuk hakkında sadece taş attı, slogan attı ya da zafer işareti yaptığı iddiasıyla on yılları aşan ceza istemiyle -Diyarbakır Barosunun araştırmalarına göre- 7 bin çocuk hakkında ceza soruşturması açılmıştır.
Değerli arkadaşlar, daha dün Çocuk Bayramı’nı kutladık. Ne acıdır ki verilen bu ağır cezalar kendilerine 23 Nisan Çocuk Bayramı hediyesi olarak sunulmuştur. Ayrıca, Hakkâri’de tekme tokatlarla yerlerde sürüklenen, kafasına ölümüne dipçiklerle vurulan ve kolu kırılan çocukların bayramı da bir başka armağandır. Şu an beton duvarların ardında demir parmaklıklarla tanışan çocukların bayramı ise ne yazık ki kara bir bayramdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Geç kalan adalet adalet değildir.” esprisi adalet hizmetlerinin devasa çıkmazını açığa çıkarmıştır. Bilindiği gibi, en basit bir davanın sonuçlanması bile birkaç yılı bulmaktadır. Bazı davalar ise on ile yirmi yıl arasında sonuçlanabilmekte. Bunun nedeni, Türkiye'de adalet hizmetlerinin altyapısında yaşanan sorunların yanı sıra hâkim ve savcı kadrosunun yetersizliği sorunudur. Siyasi dengelerin çatışmasında boş olan hâkim ve savcı kadroları bir türlü doldurulmamaktadır. Türkiye yargı sisteminin yaşanan siyasi krizler nedeniyle bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmesiyle yapısal sorunları da derinleşmiştir.
Değerli arkadaşlar, adalet hizmetlerini yargı hizmetlerinden soyutlamak mümkün değildir. Yargı hizmetlerinin bir hukuksuzluğu da bildiğiniz gibi, bir yılı aşkındır eş başkan yardımcılarımız, her kademede parti yöneticileri ve halkın özgür iradesiyle seçilen belediye başkanlarımız dâhil 1.482 partilimiz hâlen tutuklu bulunmaktadır. Diyarbakır özel yetkili savcıları tarafından yürütülen soruşturmaya avukatlara bile gizlilik kararı konularak, tutuklananlar hangi suçtan dolayı yargılandıklarını dahi bilmiyorlar. Henüz iddianame de düzenlenmediği için dava da açılmamıştır.
Değerli arkadaşlar, adalet hizmetlerini oldukça etkileyen bir çelişki de otuzdan fazla hukuk fakültesi bulunan ülkemizde her yıl bu fakültelerden binlerce öğrenci mezun olmakta ve bunların büyük bir çoğunluğu işsiz olmasına rağmen, bir taraftan hukukçu çoğalması diğer taraftan hâkim, savcı yokluğu büyük bir çelişki değil midir? Fakat buna karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi personel sayısı 5 bini aşkın, TRT’nin ise yaklaşık 6 bin civarında. İşte, Türkiye'deki arpalıklardan sadece iki örnek.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yaşamsal bir konusuna da dikkat çekerek konuşmama son vermek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
104 konuşma daha · 24 Nisan 2010