Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 71. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Şubat 2008 · 843 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 28 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:95)); konuşma 843 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-02-28-arastirma-ve-gelistirme-faaliyetlerinin-desteklenmesi-hakkinda-kanun-t (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu biraz önce üzücü bir olaya tanık olduk. Meclis İdare Amirimiz olan milletvekilimiz Sayın Sırrı Sakık, gündem dışı söz almada ne yazık ki bugüne kadar -sayılarını çıkarmıştı, istatistiklerini- Demokratik Toplum Partisinin, söz verilmesi konusunda dışlandığını ifade etti. Bu konuda Sayın Başkanın ve diğer başkanların da duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece gündem dışı söz alınması konusunda değil, özellikle uluslararası komisyonlarda ve yurt dışına yapılan gezilerde de grubu olan bir partiyi dışlamanın Mecliste hiçbir haklı, demokratik yanı yoktur ve özellikle dış gezilerde de yine grubumuzun dışlandığı konusunda çok ciddi verilerimiz vardır. Umarım, herkes bu konuda duyarlı olur.
Zaman zaman bazı olayları sorun yapmak istemiyoruz. Geçen gün burada konuşurken bir talepte bulundum, yorgunduk, akşamüzeriydi. Meclis tutanaklarına bizim partimizi hedef alan, hakaret teşkil eden sözler geçiyor. “Sayın Başkan, tutanaklardan bunlar çıkartılsın.” dedik. Umuyorum, böyle taleplerimiz olduğu zaman evet veya hayır, olumlu veya olumsuz bu konuda bir yanıt verilir. Meclis Başkanlık Divanını İç Tüzük’ün gereğini yerine getirmesi konusunda daha duyarlı olmaya davet ediyorum.
Grubumuz adına 4’üncü maddeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Ar-ge konusunda uygulama ve denetim esasları, özellikle ar-ge’ye, araştırma ve geliştirme çalışmalarına verilen teşviklerin geçmişte denetlenmesi ve verimli kullanılmasının sağlanması bir diğer önemli nokta olarak ortaya çıkıyor. Özellikle, ar-ge merkezli projeler, 500 kişiden oluşan büyük projeler de dikkate alındığı zaman, bu denetimin önemi daha da ortaya çıkıyor.
Hâlen ar-ge teşviki alan şirketlerin bu kaynakları başka alanlarda kullandığı veya bu kaynaklardan yapılan faaliyetlerin de ar-ge olmadığını görüyoruz. Hâlen teşvik kapsamındaki teknokentlerde yürütülen çalışmaların da istenilen düzeylere ulaşmadığını, teknokentlerin üniversiteler tarafından yalnızca kira geliri, şirketler tarafından da vergisiz alanlar olarak görülmeye devam edildiğini görüyoruz. Teknokentlerde yapılan faaliyetlerin yeterince denetlenmemesi sonucu, teşvik sağlanan projelerdeki verimi de düşürmektedir.
Aslında, teşvik deyince sadece ar-ge alanında değil, tarım, hayvancılık, kalkınma, sanayi alanında diğer teşvik yasalarıyla verilen teşviklerin denetlenmesinde de görülmüştür ki, ne yazık ki, Türkiye olarak bu konuda parlak bir sicilimiz yoktur. Özellikle hayvancılıkla ilgili verilen teşviklerin, atılan temellerin hiçbirinin yerinde olmadığını da biliyoruz.
Teknokentler dışındaki ar-ge faaliyetlerine teşvik verilmesini öngören bu tasarıda, ayrıca, ne yazık ki, yapılan faaliyetlerin ar-ge olup olmadığı konusundaki bilimsel kriterlerle yapılacak denetim konusu nasıl olacaktır? Yani, en önemli konu bilimsel denetim konusudur. Maalesef, bu konuda bu tasarı da yeterli değildir. Sadece 4’üncü maddenin sonunda, işte TÜBİTAK’ın, Maliye Bakanlığının ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının bir araya geleceği, bir yönetmelik çıkarılacağı, tek taraflı… Yüce Meclisin denetiminden, yasamanın denetiminden alacaksınız, kendinize göre, istediğiniz bir yönetmelik çıkaracaksınız, ondan sonra zarar görenler idare mahkemesine gitsin, mahkeme kapılarında dolaşsın. Bu yasama faaliyetinin uygulama alanını yani pratik alanını Meclisin denetiminden kaçırmak doğru değildir diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlar, özellikle 500 ve üzerinde tam zaman eş değer istihdam ar-ge personeli, ülkemizde en fazla 10-15 firmayı tanımıyla kapsamaktadır. Bu durumda, bu maddeye göre “Türkiye’de yatırım yapacak yabancı sermaye gel.” Şimdi, arkadaşlarımız bağışlasınlar, ikide bir “Yaa, yabancı sermayeden niye korkuyorsunuz? Yabancı sermaye gelsin.” Zaten yabancı sermaye Türkiye’yi sarmış yani korkmanın bir anlamı yok, her alanda sarmış, bu alan kalmıştı. Bu alanda da getirirken birileri bunu çıkar amaçlı “Yüzde 2 hisse oranına da ben sahip olayım, bir yabancı şirket bulayım gelsin.” Bu böyle olunca “Yabancı sermaye düşmanlığı yapmayın.” Olay yabancı sermaye düşmanlığı değil, bu ar-ge faaliyetleri, ar-ge merkezleriyle ilgili, bilimsel olup olmadığı, fayda sağlayıp sağlamayacağıdır çünkü bunun için bu teşvikler verilmektedir, vergiden muaf tutulmaktadır, sigortalarının ödenmesinden muaf tutulmaktadır.
Bilmiyorum, tabii, Sayın Bakan bize açıklasa da… Bu Güney Kore’de “Gelin, gelin size hazır potansiyel var.” demişti. Sayın Maliye Bakanı yokmuş burada, Sayın Veysel Bey varmış… Ben merak ediyorum, Güney Kore’ye Sayın Maliye Bakanımız Unakıtan demişti “Gelin, 500 büyük ar-ge merkezleri kuracağız. Gelin, gelin Türkiye uygun potansiyeldir.” Acaba, bu tasarı Meclise geldikten sonra Güney Kore’den bir talep geldi mi, bir ilgi doğdu mu, merak ediyorum. Bizi aydınlatırlarsa -yüce Meclisi- çok sevineceğiz çünkü bu tasarıya baktığımız zaman farklı bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. KOBİ’lerin desteklenmediği, maalesef desteklenmediği bu konuda, ben sadece TÜBİTAK’ın, çıkarılan bir yasayla, bir kereye mahsus olmak üzere, 6 üyesinin –ki zaten toplam 13 üyeden oluşuyor- Başbakan tarafından atanması suretiyle… Bakın, bu çok vahim bir durumdur, çıkarılan yasayla, TÜBİTAK’ın yönetimi, 6 bilim kurulu üyesi, 59’uncu Hükûmet döneminde, 5376 sayılı Yasa’yla, değiştirildi. Peki, Anayasa Mahkemesi bu Yasa’yı iptal ederse ne olacak TÜBİTAK’ın hâli? Bunu düşünmek gerekiyor.
Şimdi, TÜBİTAK’ı alacağız, bu ar-ge projelerinin denetim mekanizmasının büyük sorumluluğu onda olacak çünkü Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, verse verse ruhsatını verir, sertifikasını verir; Maliye Bakanlığı da verdiği parayı, giriş çıkışını denetler ama bilimsel olarak, üniversitelerimizin asli görevi olan bilimsel denetimi yapacak olan, kriterleri belirleyecek olan neresidir? TÜBİTAK’tır. TÜBİTAK gibi bir bilimsel kuruluşu, tutup bir yasayla, bir defada, bir defaya mahsus olmak üzere Başbakan atarsa, onun yönetimini de ele geçirirse TÜBİTAK’ın gerçekten yapacağı denetim konusunda, iktidara yakın bir yönetimin ne kadar tarafsız olacağı konusunda çok ciddi kaygılarımız vardır.
Bilimin ancak özerk bir ortamda gelişebileceğini, uluslararası platformda giderek daha fazla çağdaş bir yer kazandığını biliyoruz. Bilimsel özerkliği aksatacak devlet politikası yerine, parti politikasını, çıkarını koyacak anlayış bu ülke için maceradır, gerçekten maceradır. TÜBİTAK’ın üst yönetiminin değiştirilmesiyle maalesef böyle bir hata yapmıştır iktidar partisi. Bilimsel ve teknolojik gelişmeye fikrî zenginlik katmak yerine de, felsefe derslerini müfredattan çıkararak, ülkemizde farklı inançta yurttaşlarını yok sayarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 28 Şubat 2008