Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ilçe kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.117)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 74. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Mart 2008 · 795 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 6 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SINIRLARI İÇERİSİNDE İLÇE KURULMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.117)); konuşma 795 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ilçe kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.117)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 6 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-03-06-buyuksehir-belediyesi-sinirlari-icerisinde-ilce-kurulmasi-ve-bazi-kanu (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle, alanlarda, salonlarda, Mecliste, koridorda, evde, her yerde eşitlik, özgürlük mücadelesi veren bütün kadınlarımızın gününü kutluyoruz ve inanıyoruz, umuyoruz ki bir daha ki dönemde Mecliste yüzde 35 kadın kotasıyla bunu güçlendirme şansını yakalarız.
Doğrusu, bugün, bu yasayla ilgili dünden bugüne gelen telefonlara baktığımda, kendi kendime bunun mantığını anlamaya çalışmak istiyorum. Yani neden belediyeler kapanıyor, neden yeni ilçeler ihdas ediliyor; yani bunun mantığı nedir diye. Bunun bir tek nüfus sayımına bağlanan bir yanı var. Deniliyor ki: “2 binin altına düşen yerlerde bu sayım nedeniyle sekiz yüz küsur belediyeyi feshediyoruz.” Arkasından deniliyor ki: “Zaten ekonomik olarak kendilerini finanse edemiyorlardı. Bunları belediyelikten düşürüp köy yaptığımız zaman bunlar artık daha iyi yönetilecekler.” Böyle bir mantığı anlamakta zorluk çekiyoruz. TÜİK sayısal rakamlarının gerçekçi olmadığı yönünde veriler var ve burada bazı arkadaşlarımız izah etti. 10 seçmen, 2 seçmen, 20 seçmeni az diye, 2 binin altına düştü diye bazı belediyelerin feshedildiği söyleniyor.
Şimdi, bir tarama yaptım. TÜİK’in son kitapçığı dağıtıldı bize. Merak ediyorum ve soruyorum, bunun da cevabını alma hakkım var diye düşünüyorum. Peki -ismini vermek istemiyorum, ısrarla söylüyorum- merkez sayım sonucu 819, bir ilçemiz. Bunun belediyesini neden kapatmadınız? Gerek duymadınız. Sayıyorum: Bir başka ilimizin ilçesi, merkez nüfus sayımı 811. Bir daha sayıyorum: Bir başka bölgemizde sayım 1.637. Bir daha sayıyorum: Bir başka bölgemizde sayım, merkez nüfusu 1.451. Yine, bir başka bölgemizden -her bir bölgeden aldım- sayım 1.707, bir başka bölgeden 1.580; 1.612. Bunlar TÜİK’in elimize dağıtılan… Niye bunlar kapatılmıyor da, diğer 2 bin nüfusun altına düşen belediyelerin günahı nedir? Bunun -bir kere- izahını almak hakkımız diye düşünüyoruz.
Hani ben olayın farklı boyutlara ulaşacağını tahmin ediyorum ve o açıdan da bir iki şey söylemek istiyorum doğrusu. Hani, biz “Yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir.” diyoruz. Bu nasıl bir mantıktır ki, iktidar partisi hiçbir araştırma yapmadan, üniversiteleri devreye koymadan, sivil toplumu devreye koymadan, yerel halkın fikrini almadan, sormadan, Meclisteki, yüzde 87 temsiliyetle övündüğümüz yüce Meclisin muhalefet gruplarının görüşünü almadan niye böyle bir aceleciliğin içine girmiştir, doğrusu anlamakta zorluk çekiyoruz. Yani o kadar güzel ilçelerimiz, beldelerimiz var ki bunlar tarihle, cumhuriyetle anılır yerlerdir. Turistik yerler vardır: Kırkpınar, Edirne’de… Kapatabilirsiniz. Turunç’u Muğla’da veya Milas’a bağlı Bafa veya buna benzer, Karadeniz’de, Antalya’da birçok turistik yeri kapattığınız zaman, o turistik yerlerdeki nüfusun kışın 2 binin altına veya 2 bin civarına düşüp yazın 100 bini aştığı gerçeğini de görmemezlikten gelerek böyle bir yaklaşımla sekiz yüz almış küsur belediyemizi bugün, iki üç saat sonra kapatıp, biz, demokrasi adına, yerel yönetimleri güçlendirme adına gerçekten ihtilaflı bir Türkiye'nin adımını attığımızın farkında mıyız? Bunu özellikle söylüyorum.
Vatandaşıyla kavgalı bir devlet anlayışının oturmakta olduğunun farkında mısınız? Vatandaşlarımızı, hakkını aramayacak kadar suskun ve biat etmiş padişahlık döneminin tebaası mı zannediyoruz? Eşit ve özgür yurttaş bilincini kavramış olan yurttaşlarımız, kapattığınız sekiz yüz küsur belediyenin hem başkan ve meclis üyeleri ve hem o ilçenin ve beldenin sakinleri, kapattığınız beldelerin dışında, iradesi dışında ilçelere bağladığınız yerlerin insanları yarın bu yasanın arkasından mahkeme kapılarına dayanıp tespit davalarıyla başlarsa önce, nüfus sayımından 2 binin üstünde olduğunu ispatlarsa ne yapacaksınız? Arkasından yeni ilçe sakinleri idari yargıya ve yine muhalefetin Anayasa Mahkemesine gitmesi durumunda ne olacak? Yine başka bir noktadan ifade etmek istiyorum ki Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı kabul etmiş, 1992’de Bakanlar Kurulu kararıyla onaylamış olan Türkiye'nin, burada, bu şartların Türkiye Anayasası’nın 90’ıncı maddesi uyarınca iç hukuk hükmü olduğunu bilmiyor mu? O zaman, harbîyen bu siyasi kararın arkasında duracaksa iktidar partisi, bunun da bugün teminatının burada verilmesini isteme hakkımız var. Yarın, sekiz yüz küsur belde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduğu zaman ve o davaları kazandığı zaman, o davaların tazminatlarını vatandaş cebinden vergi olarak mı ödeyecek, iktidar partisi mi yükümlenecek? Elbette ki isteğimiz, bilinçli yurttaşın bunu sorumlularına rücu etmesidir; hem siyaseten rücu etmesidir sandıkta hem mahkemede rücu etmesidir hem kuruş kuruş ödediği verginin hazinede nasıl harcandığının hesabını sorabilme yurttaşlık bilincine erişmişliğidir.
Evet, çok açık söylüyorum: Avrupa Yerel Yönetimler Şartı çok açıktır. 1921’de Türkiye'nin ilk Anayasa’sında, coğrafi ve iktisadi ilişkiler bakımından vilayet, kaza ve nahiyelere bölünme, vilayet ve nahiyelerde halk idaresinin kabulü cumhuriyetin kuruluş felsefesidir. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin, giderek yerel yönetimlerin demokrasisinin gelişmesiyle, yerel yönetimlerin güçlenmesiyle, yerel yönetimlerdeki bilincin gelişmesiyle, halkın yönetime katılımının güçlenmesiyle ülkemizin demokrasisinin gelişebileceği bir noktada, ellerinizde kocaman makaslarla hayatın damarlarını, atar damarlarını kesiyorsunuz. Beldeleri kılcal damar olarak görmüyoruz artık, hayatın, demokrasinin nefes borularını kesiyoruz. Yarın uyandığı zaman sekiz yüz küsur beldemizin mensupları, “köy olduk” diye, “mahalle olduk” diye iftihar etmeyeceklerdir. Aksine, onları korumak, onları geliştirmek, onları güçlendirmek, bir o kadar daha da beldeyle yerel yönetimleri güçlendirmek, inanın Türkiye demokrasisine müthiş katkılar sunacaktır. Biz biliyoruz, evet, yerel yönetimler söz konusu olduğunda çok alışık olunan… Yine aynı söze geleceğim “Yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir.” Doğrusu bunun cevabı “evet” olsaydı, belki de hiç kimse heveslenmeyecekti. Bugünkü durum, bütün sorunlar… Merkezî yönetim ile yerel bürokrasi, üniversiteler, özel sektör, hatta bir ölçüde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
65 konuşma daha · 6 Mart 2008