Ak parti grup başkanvekilleri nihat ergün, bekir bozdağ, sadullah ergin, mustafa elitaş, nurettin canikli ve 20 milletvekilinin; chp genel sekreteri önder sav'ın dinlenmesi iddiasının bütün yönleriyle araştırılması ve varsa sorumlularının ortaya çıkarılması amacıyla verdiği meclis araştırma önergesi. 10/203
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Haziran 2008 · 1.687 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 3 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLLERİ NİHAT ERGÜN, BEKİR BOZDAĞ, SADULLAH ERGİN, MUSTAFA ELİTAŞ, NURETTİN CANİKLİ VE 20 MİLLETVEKİLİNİN; CHP GENEL SEKRETERİ ÖNDER SAV'IN DİNLENMESİ İDDİASININ BÜTÜN YÖNLERİYLE ARAŞTIRILMASI VE VARSA SORUMLULARININ ORTAYA ÇIKARILMASI AMACIYLA VERDİĞİ MECLİS ARAŞTIRMA ÖNERGESİ. 10/203); konuşma 1.687 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Ak parti grup başkanvekilleri nihat ergün, bekir bozdağ, sadullah ergin, mustafa elitaş, nurettin canikli ve 20 milletvekilinin; chp genel sekreteri önder sav'ın dinlenmesi iddiasının bütün yönleriyle araştırılması ve varsa sorumlularının ortaya çıkarılması amacıyla verdiği meclis araştırma önergesi. 10/203”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-06-03-ak-parti-grup-baskanvekilleri-nihat-ergun-bekir-bozdag-sadullah-ergi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gizli dinlemeyle ilgili, telekulakla ilgili verilen bu araştırma önergesi konusunda hepimizin gerekli hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Eğer bir ülkede Anayasa Mahkemesi yargıçları dinleniyorsa, bakanlar dinleniyorsa, siyasiler dinleniyorsa ve açılan davaların skandallarında bunların hepsi yer alıyorsa, o zaman gerçekten yüce Meclisin bu olaya el atması ve tüm siyasi partilerin de bu konuda bir konsensüs sağlaması gerekiyor.
Şüphesiz, verilen önergeye baktığımız zaman araştırma önergesinin sadece Sayın Önder Sav’ın dinlenmesiyle ilgili olması, bu yönde bir araştırma komisyonu gibi olayı daraltan, amacından saptıran ve hiçbir işlev görmeyecek bir araştırma önergesine bizim “evet” dememiz mümkün değil. Ancak Sayın Bakan demin kürsüde yaptığı konuşmada “hodri meydan” dedi. Açık açık dedi ki: “Bu dinleme olayı bir vakıa ve herkesi huzursuz ediyor. Gelin, birlikte bir komisyon kuralım ve bu konuyu aydınlığa kavuşturalım.” Şimdi, bu önergenin sahibi kendi partilileri. Sayın Bakan da bu önergeyi çok dar ve işlevsiz görmüş olmalı ki böylesi bir açılımda bulundu. Bu nedenle Sayın Bakan “hodri meydan” demiştir, biz de muhalefet olarak, sizin yaptığınız çağrıya “evet” diyoruz. Gelin, gizli dinlemeyi, telekulak olaylarını bütün boyutlarıyla birlikte inceleyelim ama sağlıklı inceleyelim, 70 milyon insanımıza da bu konuda çok kısa bir sürede yüce Meclis bir veri versin. Nedir bu? Örneğin, bir araştırma önergesi daha var Milliyetçi Hareket Partisinin. Sanıyorum, daha sonraki günlerde aynı konu da görüşülecek ama orada farklı bir önergede bir istek var: Komisyonu oluşturacak kişilerin sayısı.
Sayın Bakan, teklifiniz konusunda samimi olduğunuza inanıyoruz. Not aldık, çağrınızı samimiyetle karşılıyoruz. Milletvekillerinizin de bu samimiyetinize katılacağına inanıyoruz. Çünkü böyle bir araştırma önergesinin kapsamını bu şekilde koyduğunuz zaman anlam ifade edebilir. Yoksa “Sayın Sav dinleniyor, dinlenmiyor.” diye bir araştırma komisyonu kurmak, olsa olsa komik bir yaklaşım olurdu. Ülkenin sorunu, gizli dinlemenin sorunu, kişilik haklarının sorunu, haberleşme özgürlüğünün sorunu, konut haklarının sorunu ve en başta Anayasa’nın 20’nci maddesinin açıkça belirttiği hak ve yükümlülüklerin aykırı davranılmasının hoş görülecek hiçbir yanı bir hukuk devletinde olamaz. O zaman komisyona “evet” diyoruz. Her gruptan 3’er tane bu alanda uzman, hukukçu veya araştırmacı veya teknik anlamda 3 kişi komisyonda yer alsın. Ayrıca, grubu olmayan partilerimiz var, DSP var, ÖDP var, Büyük Birlik Partisi var, eski başbakanlar var. Onlar da katılmak istiyorlarsa bu komisyonu kuralım. Bu önergeyi de bu şekilde önerge sahipleri düzeltir ve Sayın Bakanın yaptığı çağrı doğrultusunda düzeltirse evet, bir anlam ifade eder, ona varız. Umarım, inanıyorum ki diğer arkadaşlar, diğer partiler de buna “evet” diyecekler. Çünkü bu telekulak olayı, bu gizli dinleme olayı çığırından çıktı, çığırından. Nasıl çıktı? Çok basit söyleyeyim: Bunun çıkışını biraz uzaklarda da aramayın, önerge sahipleri uzaklarda aramayın. Gizli dinlemeyi yapan kurumlar belli, Millî İstihbarat Teşkilatı. Kime bağlı? Başbakana. Başbakan gereğini yapsın. Genelkurmay Başkanlığı istihbaratı kime bağlı? Başbakana. Başbakan görevini yapsın. Emniyet ve Jandarma istihbaratı kime bağlı? Sayın Bakanımıza bağlı. Şimdi bakın, farklı istihbarat birimleri farklı makamlara bağlı. O zaman, bütün bu makamlar…
Peki, bu yasa dışı dinlemeyi yapma zeminini kim sağlıyor? O da, Sayın Adalet Bakanı; çıkıp bu kürsüde açıklama yapması lazım. Sayın Adalet Bakanı; çıkıp Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, İstanbul özel ağır ceza mahkemelerinin sınırsız, sorumsuz ve süresiz verdiği kaç tane mahkeme kararı olduğunu buraya getirip 70 milyon insanımıza açıklamak zorundadır.
Biliyor musunuz, ben Diyarbakır’da kendim tanık oldum bir hukukçu olarak. Bir mahkeme kararı polisin cebinde, çıkarıyor, diyor ki: “Hasip Bey biz yasa dışı bir şey yapmıyoruz ki. Buyurun.” Şaştım, okudum ki iki sayfa bir mahkeme kararı: Sınırsız, sorumsuz, bir hafta boyunca bütün Diyarbakır’ın aranmasına, dinlenmesine, takip edilmesine, izlenmesine… Bir hukuk devletinde bu olur mu? E, bu olmaz. Kaç tane bundan karar var biliyor musunuz? Çıkarın bu kararları, Adalet Bakanının bundan haberi yoksa… En başta sorumlu makam. Yargıyı bu yasa dışı suç ortaklığına iten, buna cüretlendiren, bu yasa dışı dinlemeyi yapanlara bu cüreti yasal kılıf olarak verenler sorumlu değil mi?
Peki, 2005 yılında 2 ve 3 Temmuzda torba yasayla Meclisten geçirilen kanunların içindeki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kurulması da AK Parti Hükûmeti döneminde olmadı mı? Peki, soruyorum 3713 sayılı Yasa’da Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirerek düşünce özgürlüğünü, gösteri haklarını, diğerlerinin sınırlarını tamamen geri alan uyum paketlerindeki reformlardan geri dönen kim? Yine AK Parti Hükûmeti değil mi. Peki, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nu değiştirip kişilerin özgürlük alanına girmelerini sağlayan, bunu getiren kim? AK Parti Hükûmeti değil mi.
Peki, hiç birimiz bu konuda sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Sorumluluklarımızı önümüze koyacağız, yüreklice koyacağız, samimi olacağız tekliflerimizde ve samimi bir şekilde omuz omuza vereceğiz. O zaman ülkeyi karanlıklardan kurtarabiliriz.
Hrant Dink cinayetinde tam altı ay telefonlar susmadı. Hrant Dink cinayetinde altı ay kurulan planlar, kullanılacak katiller hepsi dinlemedeydi. Sayın Bakan, neden bu cinayet bile bile geldi Türkiye’de?
Sizin döneminizde aydınlatılan cinayetler elbette olabilir, şüphesiz. Yanınızda oturan Sayın Sağlık Bakanının odasında bulunan böceklerden de haber var, kendileri buldular. Belki çok ilkel bulmuşlardır, o zaman o bulunan böcekleri ancak on adet böcek bulunmuştu sizin de makamınızda.
MUSTAFA ENÖZ (Manisa)Hamam böcekleri!
HASİP KAPLAN (Devamla)Neşter operasyonları…
Sauna çetesinde hangi bakanların ve bürokratların dinlendiğini de biliyoruz.
Bırakın ötesini, güvenliği konuşalım, özgürlüğü hep konuşuyorum. Kara operasyonu öncesi iki gün önceden Genelkurmayı kim dinledi, kim YouTube’a verdi bu dinlemeleri? Bunu kim takip edecek? Eğer Anayasa Mahkemesi yargıcı koskoca kamyonlarla takip edilip, izlenip dinleniyorsa bu ülkede, ülkenin yargıcının güvencesi yoksa Ergenekon çetesinin soruşturmasını yapan savcıya bozuk 60 model Ford zırhlı aracı gönderirseniz, Ankara’dan giden araç 3 defa su kaynatırsa bu ülkede hukuku sağlayamazsınız. Bu ülkede hukuk AKP’ye de lazım, ana muhalefete de lazım. Ben istiyordum ki ana muhalefet Sayın Sav nedeniyle bu gizli dinlemeleri getirmesin. Kişisel sorunu olarak bu Meclise bunu getirmesi en büyük yanlışı olmuştur.
Gizli dinleme bir vatandaşlık hak hukukudur, gizli dinleme bir özgürlük sorunudur, gizli dinleme bir kişilik ve özel hayatın ta kendisidir. İnsanlar telefonda eşlerine “Seni seviyorum” diyemiyor artık, insanlar telefonlarda eşlerine “Mutfak için ne alışveriş yapayım?” bile diyemez duruma düştüler. Çünkü o kadar yaygınlaştı ki gizli dinleme, o kadar yaygınlaştı ki gizli dinleme, bakıyorsunuz ki cep telefonundan IMEI yazılımından her cep telefonu bir potansiyel dinleme. Herkeste cep telefonu var, herkeste var. Ortam dinleme, klasik dinleme, soğuk harp döneminden kalkıp konferans sistemiyle -hani ilkel filmleri, eski filmleri biraz izleyin veya o soğuk harp döneminin- işte, kablo eve gidiyor, o kabloyu, giden eve bir bağlantı yapıp dinleme sistemi… E, şimdi çok gelişti bu. Toplu iğne ucu kadar, toplu iğne ucu kadar bir metalik olayla herkes 300 metreden dinleme yapıyor.
Ben Türkiye'nin, son otuz yılda, en büyük, en hassas davalarına girdim ve Amerika’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın hepsinin sivil istihbaratları ve ajanları benim büronun sokaklarında cirit atıyorlardı ve ben bunu bizzat konuştuğumda akıl durduracak kadar rahatlık vardı. Şimdi, bu dinlemeleri… Sayın Paksüt’ün, Anayasa Mahkemesi üyesinin olayı değil, ama bu gizli kulak skandalıyla ilgili yapılan araştırmalara baktığımız zaman çok daha vahim şeyler çıkıyor ortaya. Bir kere, çetelerin çıkarılması, organize suçluların yakalanması, hukuka uygun olarak aramaların yapılması, dinlemenin yapılması… Ne diyor Anayasa’da? Çok açık hüküm var, Anayasa: “Buna yargı karar verir” diyor. Sonra, bu dinlemenin verilerini getirirsiniz, yetkili mercinin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur ve hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde, el koyma kendiliğinden kalkar, diyor. Suç delili. Yani toplanan delilin hukuki, meşru olması da o delilin geçerli sayılması için baş koşullardan birisidir.
Şimdi, bunu niye böyle diyoruz? Guantanamo yargılamalarında bile, ABD’de 11 Eylül terörizm saldırısından sonra, bu hukuksuzluk işleyemedi.
Bakın, Detroit’te bir açıklama yapıyor yargıç Anna Diggs Taylor ve diyor ki: “Ulusal güvenlik örgütünün terörist gözetim programı adı altında ürettiği dinleme ve izleme faaliyetlerinin derhâl son bulmasını istiyorum.” Bir hukuk devletinde hukuk varsa, bir yargıç çıkar, bunu söyler. Ama, benim yargıcım Anayasa Mahkemesi yargıcıysa kendinden korkuyorsa, izleme altındaysa, eğer benim savcım en büyük çete organizasyonlarını açığa çıkarıyorsa ve o devlet ona bozuk zırhlı bir araç gönderiyorsa, o ayıp o savcının değil, o ayıp o adaletin değil, o ayıp o yargının değil, o ayıp iktidarındır en başta. Yoksa, bir zırhlı araç alacak paranız, verecek yetkiniz… Bu 70 milyon insan, bunun 100 bin katını da karşılar, karşılayabilir. İnanın bu halk, 70 milyon insan bu karanlık tezgâhların önlenmesi için bir an önce bunun yapılmasını ister. O zaman, halkın istediğini, yurttaşın istediğini biz, yüce Meclis olarak yerine getirmek durumundayız. Biz bundan kaçamayız. Biz, bu gizli dinlemeleri hukuka bağlamak zorundayız. Eğer hukuka bağlayamazsak, inanıyorum ki, herkesin yaşam hakkı risk altındadır; kişilik hakkı demiyorum, haberleşme demiyorum, özgürlüğü demiyorum.
Şimdi, bu noktadan baktığımız zaman, bu gizli kulak skandallarını çok daha enteresan boyutlarıyla, Diyanetten biraz, Sayın Bakan, isterseniz bahsedelim. İlahiyat profesörleri ne diyor gizli dinlemeyle ilgili?
MUHARREM İNCE (Yalova)Haram diyorlar mı, haram?
HASİP KAPLAN (Devamla)“Caiz değil” diyor birisi. “Telekulaklar din ve ahlaka tamamen aykırıdır, ahlaksızdırlar” diyor birisi. “Başkalarının mahrem, özel hayatlarına girmek İslam dinine göre caiz değildir.” Bir başka öğretim üyesi daha ağır şeyler söylüyor. Ee, yani dinde bu kadar mekruh, haram, günah olan şeyleri de, bakıyoruz ki, birileri insanlığa karşı kullanıyor. Dinen caiz değil, mekruh, günah. Yasal olarak suç yeni Türk Ceza Kanunu’nda. Ahlaki değil, etik değil, ama organize işlerin bir numarası olmuş. “Evet -gizli dinlemeyle ilgili reklamlara baktığımız zaman- izleme vardı, Başbakana suikastı önledik.” diyor. Bunları kamuoyuyla paylaşmak lazım.
Yine, izlemeye ilişkin yetkililerin açıklamaları oldu yakın zamanda. Bu açıklamalar dehşet vericiydi: “5 bin kişiyi dinliyoruz.” Hangi 5 bin kişinin hangi yargı kararıyla dinlendiğini o 5 bin kişinin, o yurttaşların bilme hakkı vardır.
Evet, sormak lazım: Nasıl dinliyorsunuz? Telefondan, ortamdan, SMS takibinden veya görüntülü MMS’ler çıkmış, ondan, yer tespitinden, arama kaydından, SIM değişikliğinden, IMEI numarasından. Şimdi, bu kadar yaygınlık içinde bazı uyanık şirketler de çıkmış diyor ki: Biz de sizi koruyacağız bu konuda… Piyasada şeyler sağlanıyor.
Evet, YouTube’da yayınlanan, devletin güvenliği söz konusu olunca güvenlik boyutuyla sakıncalı, özgürlük boyutuyla sakıncalı, yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye’nin defalarca mahkûm olduğu gizli dinleme olayı var. Facianın boyutları çok.
Eğer bunu biz aydınlığa kavuşturmazsak 2005’te AK Parti Hükûmetinin çıkardığı ve çıkardığı yasayla görev verdiği Genelkurmay, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma İstihbaratı, Jandarmayı siz zan altından kurtaramazsınız çünkü bu çıkarılan yasayla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının yetki verdiği, sorumluluk verdiği alanlar bunlar.
Ama bir noktada daha bütün yargıçlarımıza yaptıkları konusunda bu kürsüden bir uyarıda bulunmak istiyorum: Sınırsız, sorumsuz, hangi suç olursa olsun sabit, somut, bu konuda suç karinesi olmayan, ciddi şüphesi olmayan konularda verilen bütün mahkeme kararları bu tür gizli dinlemelerin payandası yapılmaktadır. Yargı bu kirli oyuna alet olmamalıdır. O zaman biz, yüce Meclis olarak telekulağa karşı, birileri casus avcılarını teknik olarak buluyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 3 Haziran 2008