İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 223) ve 223' e 1 inci ek

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 116. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Haziran 2008 · 1.654 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 11 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 223) VE 223' E 1 İNCİ EK); konuşma 1.654 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 223) ve 223' e 1 inci ek”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-06-11-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-223 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten böylesi konular tartışıldığı zaman biraz olaya kutsallık, toprak, vatan kavramları da karışınca farklı tartışmalara sahne oluyor yüce Meclisimiz. Ama küreselleşen dünyada bizim geldiğimiz noktada, büyük Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve 70 milyon insanın, yurt dışında da 6-7 milyon kadar yurttaşımızın yaşadığı gerçeğini de dikkate aldığımız zaman, ortaya çıkan tezleri üç bölüme ayırabiliriz. Birisi “Yabancılara mülk satışını hiçbir surette yapmayalım, vatan satılmasın.” diyenler, diğer taraftan “Küreselleşen dünyada artık bunun önünü alamazsınız. Karşılıklılık ilkesi varsa, devletler bu imkânı tanıyorsa birbirine, olabilir, yapalım.” diyen bir görüş var.

Anayasa Mahkemesinin görüşünde, aslında, miktar, oran ve yer konusunda ülke hassasiyetleri itibarıyla verilen bir karar var. Bu karar sonrası bu tasarı hazırlandı. Ancak şunu sormak istiyorum gerçekten, Sayın Bakan da belki açıklamada bulunurlar: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup yurt dışında mal ve mülk alan yurttaşlarımızın ne kadar mülkü vardır? Bunu biliyor musunuz? Elinizde bir veri var mı? Yok maalesef. Ben de araştırdım, ulaşmak istedim ancak bu veriye ulaşamadım ama size bir örnek vereyim. En son, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, biliyorsunuz, denizi doldurarak -Dubai’de olduğu gibi- dünya haritası şeklinde bir yeni konut yerleşimi yapılmış, Türkiye haritasının olduğu yeri de Türkler almış, başkasına kaptırmamışız. Onu bilmenizi isterim. Yani biz dışarıda alabiliyoruz. Eğer orada alabiliyorsak o ülkenin vatandaşı da gelip Türkiye'de aynı şekilde gayrimenkul veya menkul alabilmeli. Tabii olayı bu kadar basite indirgemek de istemiyorum ancak söylemlere çok dikkat etmek gerekiyor. Yani bir düşünce, değişim atmosferi yaşıyoruz; doğru. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, duvarlar yıkılıyor, sosyalist sistem çözülüyor, yeni paktlar kuruluyor dünyada. Latin Amerika’da darbeler darbeleri kovalarken, darbeler bitiyor; gerilla savaşları bitiyor; bakıyorsunuz, Chavezler falan, komutanlar sandığa gitmiş, afiş yapıştırmış, oy peşinde koşuyor.

Şimdi, dünyada sistemler çökerken, yeni anlayışlara doğru giderken, kendinize, gücünüze ve ülkenize, ulusunuza ne kadar güveniyorsunuz sınavındasınız. Bu gerçeğin altını bir kere çizmek istiyorum. Kendinize güveniniz yoksa, bir çivi dahi giderse “ülke gitti” dersiniz ama bu ülkeyi… 1940’lara gideceğim. Birleşmiş Milletlerin kuruluşunda yer almış bir ülkeyiz biz. Bu ülkeyi 50’lerde Roma Paktı’na taraf eden… Sonra, Avrupa Paktı’nın -biliyorsunuz- kurucuları içinde yer alan Türkiye NATO’ya üye oldu. Peki, NATO’ya üsleri, toprakları kim verdi? Soruyorum: Kim verdi? Hangi iktidarlar verdi? Sonra, ülkeye akan sermayeyi parasal olarak değerlendirdiğimiz zaman Türkiye’ye ne kadar sermaye girişi var biliyor musunuz? Bu sermaye girişinin yüzde kaçının Amerika ve Avrupa Birliği, yüzde kaçının Uzak Doğu ve Arap ülkeleri olduğu konusunda elinizde bir veri var mı? Bu veriye de baktığınız zaman şaşacaksınız çünkü sermayenin, paranın ne dini ne de imanı var. Bakın, bu Türk parası da olsa, Alman eurosu da olsa, dolar da olsa para paradır. Küresel çıkarları gereği gelirler Türkiye’ye, siz buradan istediğiniz kadar kıyameti koparın, 50 tane bankanızın 26 tanesini yabancı sermaye satın alır. Bırakın onu, son zamanlarda da Türkiye'nin medya alanına, holdinglerine yüzde 50’nin -şirketler hukukuna göre konuşuyorum, ticaret hukukuna göre- yüzde 51’in üstünde yabancı sermaye girmiştir.

Şimdi, Türkiye’nin medya alanına girmiş, bankalara girmiş, güvenlik alanına girmiş; İncirlik Üssü’nü kurmuş, Malatya Erhaç’ı kurmuş. Diyarbakır Üssü’ne kadar Türkiye’de hâlâ NATO üsleri var, radar üsleri de var. Güvenlikten girmiş, bankadan girmiş, sermayeden girmiş, şirket ortaklıkları gelişmiş ve siz 1995’te Gümrük Sözleşmesi’ni özellikle Avrupa Birliği ile imzalamışsınız. Parasal alanda… Bakın, dikkat edin, önce para yanını imzalamışsınız. Şimdi kalkıp burada, bu yasa tasarısında yüzde 5 satışa kuşku ve güvensizlikle bakarsanız, yok imar planına göre -Bakanlar Kuruluna üstelik, bir komisyona, bir bakana değil- yetkiye takılırsanız, gerçekten Türkiye'nin gücüne, Türkiye’deki ulusal birliğe, Türkiye’nin tarihî, stratejik gücüne olan güven ve inanç azlığını ortaya koyarsınız. Neden diyeceksiniz? Şimdi, çok açık ifade ediyorum. Bakın, buradan ilk 1800’lerde yabancılara mülk satışı başlamış, sonra 1920’de fakat asıl 1934’tür ilk yabancılara mülk satışı ama çok açık ifade ediyorum, çok sıkı temellere bağlanmış; karşılıklılık, artı, sıkı denetim. Bakın, sıkı denetim şu tasarı değil. Hukukçu arkadaşlarım daha iyi bilir. Yunanistan kıyıda istediği yeri alabiliyor mu? 100 metre olayını biliyorsunuz. Peki, dağılan Yugoslavya, sonra Sırbistan Türkiye’de mirasçı hakkını dahi mülk olarak alabiliyor muydu? Yeni sözleşmeler yapıldıysa bilmiyorum, yakın zamana kadar yoktu. Ermenistan veya bir başka ülke, bu nüans, stratejik saydığım ülkelerden hiçbirisi bu yasalara rağmen, 35’inci madde işlemlerine rağmen, ayrı genelgeler ve ayrı ayrı özel genelgeler nedeniyle zaten mülk alamıyor. Çok açık ifade ediyorum.

Buna külliyen ön yargılı olursak -bakın, çok açık ifade ediyorum- buna da “Vatanı satıyorlar!” diye kıyameti koparırsak o zaman Alanya’da ev yapıp satan vatandaşımın, daire satan, yazlık satan vatandaşımın, özellikle Kuşadası’nda yaptırıp satanların, daha sonra İstanbul Kemerburgaz’da, birkaç noktada bu konuda satış yapanların, turizm ekonomisinden biraz olsun canlanan sektörün ne duruma düştüğü konusunda veriler karşısında ben şunu iki yanlı olarak koymak istiyorum: Bir, kaygınıza katılıyorum. GAP İdaresinde -burada yüce Meclis, sanıyorum herkes bu konuda bana katılacaktır- yabancılar ne kadar mülk almış -bakın, GAP müthiş bir projedir- bunu Hükûmet açıklasın. Ben buradan açıkça söylüyorum, spekülasyonlara, söylentilere, şuna buna gerek yok. Hangi hükûmet döneminde de kim almış -bakın, günahı vebaliyle- hangi koalisyon? Biraz da geçmişe gideceğiz, yani açık olacağız birbirimize karşı ve gerçekten de varsa bir tehlike, partim olarak hepimiz sizinle birlikte bunun karşısında, bu tehlikenin karşısında duracağımıza inanıyorum ve bu konuda AKP’nin de teklif sahibi olarak Hükûmetin de duracağına inanıyorum.

Bazen eleştiri dozunu, kantarın topuzunu birbirimize karşı kaçırdığımızı hissediyorum. Gerçekten, şimdi elimdeki verilerden bir iki tane vereceğim: 1934-2003, evet, bu tarihe kadar -sonrası 3 Temmuz 2003 biliyorsunuz yasa çıkarıldı ve 2005’te Anayasa Mahkemesi iptal etti, 5444- Türkiye’de mülk alım trendlerinde iki sıçrama var, dikkatinizi çekerim. Ama benim gerekçem çok daha farklı olacak, benim anlatacağım gerekçe çok farklı olacak. Neden? Altmış dokuz yılda Türkiye’de 37.342 adet taşınmaz almış yabancılar. Son iki yılda 15.842 adet mülke sahip olmuşlar. Şimdi, bu iki yılda 58 ayrı ülkeden 18.959 kişi Türkiye’den satın alanlar. Bunların içinde, rakama bakıyoruz: İngilizler başta geliyor, onları Almanlar takip ediyor, Hollandalılar, Danimarkalılar, Norveçliler ve Yunanlılar emlak sahibi. Bu trend, 1999, Türkiye'nin Avrupa Birliği aday üyelik sürecinin başlangıcıyla, daha sonra müzakere sürecine geçilmesiyle, bu yasadan sonra bu tür bir güven ve demokratikleşme ortamının getirdiği huzurla insanlar orada genellikle turistik bölgeleri tercih ederek Alanya, Bodrum’da, Gümüşlük’te İngilizler, işte, Antalya Kemer’de Fransızlar, Kuşadası’nda bunlar ayrı ayrı, Didim’de farklı ve yine Antalya, İzmir ve Muğla’da bugüne kadar satılanlara bakıyoruz.

Şimdi, bunu alacağız ve Almanya’da bizim kaç tane vatandaşımız ne kadar ev almış? Bakın, Almanya’da banka kredileriyle bizim vatandaşlarımız ayda -burada da aynı sistem yavaş yavaş… Mortgage sisteminin benzeri orada da var- kira öder gibi ev sahibi olma. Şu an, bizim oradaki vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu, Fransa dâhil, diğer ülkelerde, çok ciddi bir şekilde gayrimenkul, bina, ev, dükkân, iş yeri aldılar. Şimdi, bize satana biz satabilmeliyiz ama elbette ki bunu satarken de kendi güvenliğimiz, kendi hassasiyetimiz ve kendi hassas bölgelerimiz konusunda duyarlı olacağız.

Şimdi, bakıyorum Anayasa Mahkemesinin kararına, dikkat ederseniz zaten, illerin coğrafi ve stratejik olduğu kadar yerleşim alanlarını da dikkate almış ve konumları itibarıyla farklılık gösterebileceğini... Şimdi, yasa teklifine bakıyorsunuz, askerî yasak bölgeler diyor, askerî güvenlik bölgeleri, stratejik bölgeler, koordinatlarına kadar. Hangi bakanlar kurulu, hangi hükûmet, ülkenin askerî stratejik bir yerini yabancılara satışa çıkarır? Ben buna inanmıyorum. Bu Mecliste böylesi bir anlayışın veya hükûmetin de olduğunu düşünmüyorum; çok açık ifade ediyorum.

Diğer bir konum: Evet, bu gerçekten, yüz ölçümleri, miktarlar konusuna baktığımız zaman, bazı hassasiyetler olabiliyor. Örneğin, Fethiye’nin yüz ölçümü, alanı geniştir, Hakkâri’nin dağdır. Dağlardan düze vurduğunuz zaman yüzde 10 yüksek bir rakamdır. Kardeşim, Fethiyeliler de satmaz ki Fethiye’yi, yapmayın gözünüzü seveyim, Hakkârili de Hakkâri’yi satmaz, mümkün değil. Böyle bir durum hiçbir ülkede mümkün değil.

Şimdi, yabancı uyruklu kişilerin özellikle, sınırlı da olsa bizim… Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili ki ben bir anlayışa karşı olduğumu da ifade edeyim: Vatan sadece topraksa yanılıyorsunuz. Bizim denizlerimiz de vatan, üstündeki havamız da vatandır. Vatan bir bütündür, bölünemez. Buradan ifade edeyim. Denizinizle, havanızla, toprağınızla bu ülkeyi vatan olarak soluduğunuz zaman vatan budur. Fiyortlarına kadar, kıyılarına kadar Bakanlar Kuruluna bu yetkiyi vermiş bu taslak.

Şimdi, ben bu ülkede, Hükûmette de, bu Mecliste de hiç kimsenin kötü niyetle Türkiye’yi satma niyetinde olacağına inanmıyorum ve samimiyetimle, bu tür bir satış limitinin Türkiye’yi riske etmeyeceğini, ancak bu yasa çerçevesinde hassasiyetle davranıldığında ve oranlar aşılmadığı takdirde, bana göre, daha büyük rakamlara yönelmek gerektiğini ifade etmek istiyorum. Büyük sermayelere, büyük holdinglere, büyük rakamlara, asıl gözle görülmeyenlere, yarın limanlara, Galataportlara -bakın- barajlara, bunların satılacak hisselerine, bunların özelleştirmelerine ve yap-işlet-devret yasalarının uygulamalarına, Bakın, bunlara eğer biz dikkat edersek bu ülke hepimize fazlasıyla yeter. Biz turizmden de İspanya’daki gibi kazanırız. İspanyollar eğer turizm trendini yakaladılarsa biliyorsunuz bu emlak sektöründeki gelişmeyle yakaladılar ve turizm konusunda İspanya’yı model olarak almamızı, Hükûmetin de bu konuda çalışmalar yapmasını doğal karşılıyorum.

Ama bir şaşkınlığımı dile getireceğim buradan, bağışlayın, çünkü Anayasa Mahkemesinin benim hoşuma giden bir gerekçesi var, diyor ki: “Yasama yetkisi devredilmezliği ve hukuk devleti -Anayasa madde 2 ve 7- ilkelerine aykırılığı gerekçesiyle iptal edilmiştir.” Bakın, dikkat edelim: Yasama yetkisinin devredilmezliği ve hukuk devleti.

Bakın, yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, bu yetki devredilemez. Bu yetkiyi Anayasa uyarınca yasama, yürütme ve yargı uygular. Burada “Anayasa Mahkemesinin kararı kutsaldır, onun karşısındaki yanlıştır. Yanlış olan yanlıştır, diğeri doğrudur.” ikilemlerine girildiği takdirde… Şunu açık ifade edeyim: Eğer biz bu yasama yetkisinin devredilmezliği konusunda hepimiz, bütün partiler hassasiyet ve kıskançlıkla milletin iradesine sahip çıkmadığımız an kendimizi bitiririz. Böyle bir iradeyi, henüz Meclis bu sınavı geçmiş değil. Çok açık ifade ediyorum.

Bakın, niye? İki hata var. Bunu müşahede ettiğim için söyleyeceğim, harbi. Alınmayın ama AKP Hükûmeti “Yürütme elimde -Hükûmet- yasamada da çoğunluğum var.” diyor, yürütmeyle yasamayı bir araya alıyor. İktidar partisi, bakın, bir hata yapıyor burada. Yasaların denetimi olacak ama öbür yanda iktidar partisinin karşısında ana muhalefet partisi de ne yapıyor: “Ben muhalefetim, ben de yargıya giderim, muhalefet-yargı ittifakını yaparım.” Bakın, bir tarafta… Bu çok tehlikelidir. Bakın, ikide bir buradan çıkan her yasa konusunda -bakın, her yasa konusunda- Anayasa Mahkemesine giderse, burada birbirimizle oturup doğru dürüst konuşup, konuşmayı becerip, ortaklaşıp mutabakat sağlayamazsak ülkenin hayati konularında, her olayı Anayasa Mahkemesine taşırsak ve Anayasa Mahkemesi 148’inci maddede şekil yönünden incelemeyi tutup esasa kadar indirgerse… Bu ülkede siyasetin, demokrasinin ve Meclisin çok ciddi sınavda olduğu günler yaşıyoruz. Bu çok açık. Bu yasada, bu yasada ufak bir örnek olabilir ama bu yasanın bu satırını sevdim. Yasama dokunulmazlığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

48 konuşma daha · 11 Haziran 2008

48 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook