İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

3 aralık dünya engelliler günü nedeniyle

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2008 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 3 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ NEDENİYLE); konuşma 928 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “3 aralık dünya engelliler günü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-03-3-aralik-dunya-engelliler-gunu-nedeniyle (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu sözleşmelerin geçmesi gerekiyor, doğru fakat çok önemli olan bazı sözleşmeler de var bunun gibi. Çünkü bu, Avrupa Birliğinin müzakere süreci açısından çok önemli.

İkinci bir önemli yanı: Bu 2007-2013 bütçe dönemine denk gelen ve Türkiye’ye 7 milyar avroluk kısmın ayrılacağı bu mali yardımlar hem Türkiye'nin gelecek stratejisi açısından hem de Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından son derece önemli olduğu için bir iki noktaya vurgu yapmak üzere söz aldım.

Bunlardan birincisi, bu fonların bölgesel kalkınma için kullanılması. Yine, Avrupa Sosyal Fonu’nun kullanımını hazırlamayı hedefleyen insan kaynakları bölümü. Kırsal kalkınma yine. Avrupa Komisyonu tarafından katılım öncesi yardım aracı olarak bu sözleşmeyi onaylayacağız.

Şimdi, burada özellikle dikkat çekmek istediğim bir nokta var: 7 milyar avro 2013 tarihine kadar, şimdiki kur üzerinden vurduğunuz zaman 14 milyar civarında bir miktar yapıyor. Yani 2013’e kadar GAP’a Hükûmetin ayırdığı bütçe de ortalama 16 milyar civarında ve dört yıla yayılan bir rakam.

Şimdi, bir taraftan bölgesel dengesizliği hedefleyen bu mali yardımlarla ilgili bir kaynak ayrılıyor, bir taraftan Hükûmetin GAP’la ilgili ayırdığı bir kaynak var ama Devlet Planlama Teşkilatının bölgeyle ilgili bir kalkınma planı ve stratejisi yok. Bütçe görüşmelerinde bütün bakanlıklar getirdi, komisyonlardan geçti, Devlet Planlama Teşkilatının, GAP’la ilgili, bölgeyle ilgili önümüzdeki dört yıla ilişkin bir planlaması yok. Bu bir yanı tabi:

Diğer yanı: Rakamları konuşturarak, burada, GAP bölgesi veya doğu, güneydoğu bölgesi veya İç Anadolu veya kuzeydoğu Karadeniz Bölgesi’nde geri kalmış noktaların kalkınmasına yönelik tabii ki bu mali yardımların kullanılması yerinde olur. Çünkü bazı anlayışlar var, mali yardım; bu “hibe” diyor, “bağış” diyor, Avrupa Birliği bağışlıyor. Size şunu temin ederim ki Avrupa Birliği cebinden 1 fenik dahi bağış vermez. Şunu çok iyi bilelim: Cebinden 1 fenik dahi bağış vermez. 96’dan beri Gümrük Birliğine üyeyiz, ithalat, ihracat yapıyoruz, her gün vergilerimiz kalem kalem kesiliyor, Avrupa Birliği Merkez Bankasına gidiyor, bu vergiler orada toplanıyor; onlardan da koparabildiğimiz, başarabildiğimiz, alabileceğimiz bu rakam; bu, 70 milyonluk bir Türkiye’yi karşılıyor mu? Müzakere sürecinde son genişleme içine alınan on ülkenin toplam nüfusu ve coğrafyasının Türkiye etmediğini biliyoruz. Yakın zamanda da Arnavutluk var, Kosova var, Sırbistan var yani yakın hedef içinde. Peki, bu rakam yeterli midir? Etkili bir çalışma mıdır? Bence o konuda bir tereddüt var.

Yalnız, siyasi strateji açısından, galiba, bu küresel kriz sonrası Avrupa Birliğinin… Ki Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulmuştu, kömür birliğiydi, temelinde buydu; bunun üzerinde siyaset, Kopenhag Kriterleri şekillendi, siyasetini şekillendirdi bölgesel olarak. Şimdi Avrupa Birliğine 25 ülke üye. Aday ülkeler var müzakere sürecinde 2-3 tane, Türkiye dâhil. Avrupa Konseyi –dikkatinizi çekmek istiyorum- 57 tane ülke oldu. Yani Sibirya’dan İzlanda’ya, İzlanda’dan Cebelitarık Boğazı’na ve en son Türki cumhuriyetleri de alarak korkunç bir genişleme. İşte burada Avrupa Birliği kendi Avrupa Anayasası’nı referandumlara takarken, geçiremezken, İrlanda’dan sonra Lizbon engeline takılırken şöyle bir durumla karşı karşıya Türkiye: Bir taraftan AKP Hükûmeti üç yıldır yerinde sayan bir süreç yaşıyor, isteksizce davranıyor, bir taraftan Avrupa Birliği isteksizce davranıyor. Yani iki tarafta da bir isteksizlik durumu var. Oysa baktığınız zaman, 1978’de Yunanistan Avrupa Birliğine üye yapıldığı zaman hem ekonomisi hem işsizlik durumu hem kalkınması hepsi Türkiye’den daha geriydi. Üstelik de albaylar cuntası darbesi döneminin hemen akabinde Yunanistan Avrupa Birliğine üye edilmişti. Onu bırakın, Kıbrıs Rum Kesimi en son işte Avrupa Birliğine üye yapıldı. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapılmadı. Şimdi burada bir siyasi, stratejik bir yeniden değerlendirme, bir yeniden vizyon biçmek gerekiyor, ya bu işi yapmak gerekiyor veya yapmamak gerekiyor. Yani burada ortada salınmanın çok anlamı da kalmıyor. Yani ne getirisi var? Eğer siyasi stratejinizi, bundan sonra ekonomi politikanızı belirlediğinizde Avrupa Birliğine, Amerika’ya odaklı bir strateji değil, “Ben ülkemin kaynaklarını, geleceğini Orta Doğu’ya, Uzak Doğu’ya, Kafkaslardaki Türki cumhuriyetlerinden Orta Doğu’daki Müslüman devletlere ve topluluklara, Afrika’ya yönümü döndüreceğim.” dediğiniz zaman siyasi strateji olarak yeni bir şeyi tartışmanın zamanıdır. Yani Türkiye’de bunun felsefesinin yapılmadığını, bunun eksik kaldığını, entelektüel çevrenin, akademik çevrenin bu konuda kafa yormadığını görüyoruz. Bütün sorun burada.

Ben buradan çok çok bölgede oy alan bir parti olarak bu 7 milyar avro, yerel yönetimler veya sivil toplum dernekleri veya kadın dernekleri -ki şimdilik genellikle onlar cins ayrımcılığında- ufak tefek KOBİ’lerde, valiliklerin yaptığı yine bakanlığa bağlı KOBİ’lerde teşvik, ARGE gibi faaliyetler ve projeler yapıldığı zaman bunlar belediyelerin öncülük edeceği şeylerde harcanabilinir. Ama bu sorunu çözer mi? Kökten bir dengesizliği, bölgesel dengesizliği giderir mi? Bu yok. Bu, ulusal bir politikadır. Ulusal politikayı ülke kendisi çizer, hükûmet çizer, Meclise gelir bunun onayını alır. Bunu da yapamıyoruz. E, bir taraftan GAP’a 16 milyar ayırdık diyoruz. 7 milyar geliyor, böyle bir potansiyel var. Avrupa bankasından alabileceklerimiz var. Bütün bunlara baktığımız zaman gerçekten önümüzü mü göremiyoruz yoksa IMF’nin verdiği o plan-programın çerçevesinde sıkışıp elleri kolları bağlanan, kıpırdanamayan, kendi önüne strateji ve siyaset koyamayan bir anlayış içinde miyiz? Bence o noktada basiretsizlik biraz ağır basıyor.

Dikkat edin, siyaset, strateji ve ülkeler arası iş birliklerinde en çok Roma öne çıkmıştır, Roma’dır temeli sözleşmelerin. Avrupa Birliğinin kuruluş sözleşmesinden tutun yakın günümüze, Uluslararası Ceza Mahkemesine kadar, dikkat edin, ismi de üstünde “Roma Sözleşmesi” diye geçer.

Peki, biz entelektüel ufkuyla, gelişimiyle, üniversiteleriyle, insan kaynaklarıyla Avrupa Birliğini masaya yatırıp yeni bir strateji çizip Türkiye’nin çıkarına yeni bir politika çizecek bir entelektüel birikimden mahrum bir ülke miyiz, potansiyelimiz mi yok? Ben o kanaatte değilim. Kesinlikle çok ciddi potansiyelimiz var, insan potansiyelimiz var ve dışarı göç eden beyin göçünün Türkiye’ye geri döneceğini düşünüyoruz. Bu beyin göçü maalesef bu ekonomik krizden sonra Batı’da iş yapamaz, tekrar dönüşü sağlanacaktır. Böylesi bir durumda bir tek sorun çıkıyor ortaya: Potansiyeli değerlendirememe, yönetememe yeteneksizliği, öngörememe, planlayamama, yani bütün temel bu. Bu temelde bakmadığımız zaman burada Avrupa Birliği yanları, karşıtları klasik tartışmalarının ne Türkiye’ye ne bu konularda bir şey katmayacağını düşünüyoruz ve şunu özellikle ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

75 konuşma daha · 3 Aralık 2008

75 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook