İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2008 · 832 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 24 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 832 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis Başkanlık Divanının hatalı uygulamaları olduğu zaman İç Tüzük 63’üncü maddeye göre usul tartışması açılır. Bu, usuldendir. İki lehe, iki aleyhe konuşulur ve bu konuda sonuçta bir karara gidilir.

Zaman zaman burada bazı tartışmalar yaşıyoruz. Aslında tadında bırakılırsa -çok açık söylüyorum- demokrasinin rengidir, tadıdır, tuzudur, konuşulur ama iktidar partilerini muhalefetin eleştirmesi… İsmi üstünde, muhalefettir. Muhalefet olan bir partinin kalkıp iktidara, sen iyi yaptın, iyi yönetiyorsun, iyi götürüyorsun, Türkiye’yi “take off” uçuşa kaldırıyorsun; bütçe açığı yok, faiz yok, işsizlik yok, her şey güllük gülistanlık, fakir fukara yok. Her şeyi söyleyip burada hoşunuza gidecek sözler söyleyecek diye sanmak… Bu gerçekten kabul edilir bir davranış değil.

Burada kürsüye gelen hatip her türlü iddiayı konuşur. İddia eğer bir belgeye dayalıysa… Değilse Türkiye’de hukuk vardır. Hukuk, yargı, bağımsız yargı eğer kişileri ilgilendirenler açısından bir sorun varsa zaten onun gereğini yapıyor.

Şimdi, buraya çıkıyoruz zaman zaman bir kelime ediyoruz, arkadan kıyamet kopuyor. Bakın, çok basit bir şey söyleyeceğim: Kendimiz, on yedi aydır Meclisteyiz. Bir gün Bütçe Komisyonunda “bu Mecliste bulunmak” dedim. “Bu Mecliste bulunmak” kelimesini kullandım, kıyamet koptu. “Sen nasıl ‘Bu Meclis’ dersin!” Ben şaşırdım niye arkadaşlar itiraz ediyor diye. Sonra 23 Nisan Bayramı’nda liderler burada konuştu; Sayın Baykal, Bahçeli, Erdoğan, Ahmet Türk ve inanın o gün üşenmedim not tuttum, liderlerimiz 75 defa “Bu Meclis” diye, bu kelimeyi kullanmışlardır.

Bakın “Bu Meclis” dedim, kıyamet koptu, üstüme yürüdü arkadaşlar ama 4 tane lider burada 75 defa “Bu Meclis” dedi. Birbirimize tahammül edeceğiz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Devamı neydi?

AHMET YENİ (Samsun)Halil Ağabey, sen oradaydın.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Arkası neydi, onu bilmiyorum

HASİP KAPLAN (Devamla)Halil Bey biliyor, doğru diyor.

Şimdi bakın, gerçekten bir hanımefendi milletvekili burada kürsüde konuşurken sizlerden daha nazik olmanızı isterim. Bakın, demin bir espri yaptı arkadaşlarım.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize)Nasıl bir nezaketsizlik yapıtı ki, yani…

HASİP KAPLAN (Devamla)Bakın… Sayın Bayramoğlu dinleyin, bakın. Dedi ki: “Hasip Bey, bugün sakindin.” Dedim ki: “Tek kadın bakanımız burada, dikkat ediyorum. Geçen de bütçesinde konuşurken…” Ben, Türkiye’de bir nezaket, bir saygı gereği…

Şimdi, burada muhalefet konuşur. Çıkarsınız, her partinin, her grubun konuşma hakkı vardır. Üstelik, İktidarsınız. Bakan, Bakan da konuşuyor, soru-cevap var, ona da cevap veriyor. Sizin bizden 10 kat, 20 kat fazla hakkınız var.

Şimdi, bu Başkanlık Divanının uygulamalarının hepsini sineye çeke çeke öyle bir duruma geldik ki her konuşmamıza bir ayağa kalkış görüyoruz.

Arkadaşlar, sizler grup başkan vekillerisiniz, sizin vicdanınıza… Bir şey söyleyeceğim: Yurt dışına yapılan gezilerle ilgili İç Tüzük’ün amir hükmü çok açık, “Her parti grubundan bir kişi bulunur.” diyor, İç Tüzük çok açık. Bugüne kadar hiçbir dış geziye partimiz çağrılmamıştır. Şimdi, trilyonlarca bu Meclisten harcama yapılıyor. Bu İç Tüzük hükmü çiğneniyor. Biz çok sabırlı bir partiyiz. Samimi söylüyorum, açık söylüyorum ve çok büyük haksızlıklarla karşı karşıyayız.

Burada, ben geçen gün Kürtçe bir deyim kullandım, halk deyimidir. Osmanlıcadan Türkçeye geldik ama burada bilinmeyen bir dil olarak tutanaklara geçti. Buna kim karar veriyor? Meclis Başkanlığı mı? Peki, Orta Doğu’da 40 milyonun konuştuğu, “bilinmeyen bir dil” olan Kürtçe… Ocakta TRT 6 bilinmeyen bir dilde mi yayın yapacak? Şimdi, ben soruyorum size: Buraya Şaron geliyor İbranice konuşuyor, geçiyor tutanaklara. Abbas geliyor Arapça konuşuyor, tutanaklara geçiyor. Clinton geliyor İngilizce konuşuyor, tutanaklara geçiyor. Ben bu topraklarda büyüdüm, bu yaşıma geldim ben ana dilimi konuşuyorum bu tutanaklara geçmiyor. Meclis Başkanlığına da soru önergesi verdim cevap alamıyorum. Yetmedi, Başbakana verdim, soru önergesi verdim, cevap almadım. Bilinmeyen bir dil varsa Allah’tan korkun. Bakın, Ape Musa’nın, Musa Anter’in mahkemede söylediği bir şey var: “Tavuklar bile bir darı parçası gördüğü zaman birbirine hitap ederler: ‘Gıt, gıt, gıdak.’ üç kelimelik dilleri var.” diye. Yani şimdi Ahmed-i Hani’yi, Fakiye Teyran’ı, Melaye Cıziri’yi, Dohuk’taki Kürt üniversitesini, Erbil’deki Kürt üniversitesini, Süleymaniye’deki Kürt-Ermeni üniversitesini, Moskova’daki Rusya’da açılan Kürt filolojilerini, Sorbonne’da açılan Kürdoloji enstitülerini, Londra’da açılan Kürt enstitülerini… Sonra da Türkiye’de milyonlarca insanınızın konuştuğu bir dili buraya “bilinmeyen bir dilde” diye veya nokta nokta geçirmek Meclis Başkanlığının tasarrufu değil midir? Bu usulsüzlükleri sinemize mi çekelim? Her yapılan haksızlığın karşısında hazır duruşa mı geçelim? Ama azıcık iğneyi batırdığımız zaman kıyamet kopuyor. Muhalefet edeceğiz, bakın, söyleyeceğiz. Ha bazen tatlı olacak, bazen sert olacak, bazen hoşunuza gitmeyecek ama biz bu demokrasiyi, bu ülkede çok sesliliği, farklılığı yaşatmak zorundayız. Hep “Tek, tek…” diye diye tekliğe alıştınız, kendi sesinize alıştınız. Ben bugün gazetenin birinde şunu okudum, sanıyorum bugünkü gazetelerde: İsmet Paşa Atatürk’e geliyor, diyor ki: “Şu azınlıklarla ilgili bir yasa çıkaralım, susturalım veya şey yapalım.” Atatürk “Dur bakalım, hazırlıklı değilim, hele git, biraz sonra gel.” diyor, çağırıyor oradakileri “Bahçedeki bütün çiçekleri koparın yalnız laleler kalsın.” diyor ve İsmet İnönü geldiği zaman “Ne istiyorsun? Buyur bahçe işte.” diyor, “Bir tek çiçek, lale kalmış, bunu mu istiyorsunuz?” diyor. Bakın, çok seslilik demokrasinin rengidir, çoğulculuk, katılımcılık.

Ben burada, bu Mecliste şuna üzülüyorum: Üsluba, küfre, yani gerçekten daha iki gün önce burada kullanılan üsluplara. Ben Meclis Başkanlık Divanının biraz bunlara karşı tavır almasını da istiyorum, usulsüzlüklerinin giderilmesini… Bu kelimeler, bilinmeyen bir Kürtçe tutanaklara girmiyor ama en yakası açılmadık küfürler tutanaklara geçiyor. Bunun düzeltilmesi lazım. Meclis Başkanlık Divanını İç Tüzük’ü uygulamaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

110 konuşma daha · 24 Aralık 2008

110 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook