Denizcilik müşteşarlığının kuruluş ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.257)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 86. Birleşim · 3. yasama yılı · 6 Mayıs 2009 · 1.785 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 6 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZCİLİK MÜŞTEŞARLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.257)); konuşma 1.785 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Denizcilik müşteşarlığının kuruluş ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.257)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 6 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-05-06-denizcilik-mustesarliginin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-hukmund (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüştüğümüz yasa tasarısıyla, denizi olmayan Ankara’ya bir Denizcilik Müsteşarlığı kurmaya çalışacağız, bugünkü tasarımız öyle!
Şimdi, Denizcilik Müsteşarlığının kurulmasıyla birlikte, değişik teklifleri sunan milletvekili arkadaşlarımız bu küresel kriz öncesi özellikle bu teklifleri sunmuştu. Kriz sonrası, bu tekliflerin ne kadar önemli olduğu bir yana, kayıt dışı deniz araçları, vergi ve harçlar, ÖTV ve KDV de dikkate alındığında, biz aslında deniz politikası olmayan bir ülke olduğumuzu görüyoruz. “Neden?” diyeceksiniz. Aslında çok basit, bugün Sayın Ulaştırma Bakanı Komisyonun başında teklifle ilgili. “Ulaştırma” deyince denizde de ulaştırma var ama havada, karada da ulaştırma var. Şimdi burada denizcilik sektörü sadece bir ulaştırma alanı değil; bir gemi, deniz araçları olayından ibaret değil, sadece bir limanlar olayı değil, kara suları ve kara suları dışında açık denizler olayı değil. Bir bütün olarak alındığı zaman bir yarımada olan Türkiye'nin, üstelik Marmara gibi bir iç denizi olan bir Türkiye’de vatanı hep kara, toprak parçası olarak gören bir anlayışın, toprak uğruna hep mücadele eden bir anlayışın eksik bir yanı olarak görmek gerekir. Büyük imparatorluklar kurulsa da Selçuklulardan Osmanlılara kadar denizle ilgilenilse de her ne kadar Karadeniz, Akdeniz bir dönemler imparatorluğun bir deniz gölü durumuna gelse de Barbaros Hayreddinler de tarihte yer alsa da Türkiye'nin denizle ilgili bir politikasının, denizle ilgili bir idari yapılanmasının, anlayışının ciddi olarak olmadığı ortada. Bunu birkaç örnekle göstermek istiyorum: Örneğin, ülkemizde denizcilik sektörüyle ilgili çalışmalar “4770 sayılı Ulaştırma Bakanlığı Görevleri ile Ülkemizde Denizcilik Sektörüyle İlgili Çalışmalar” başlığı altında yapılıyor, Liman ve Deniz İşleri Başkanlığı olarak kuruluyor 1973’te. Şimdi, arkasına bakıyoruz, Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü şeklinde yine kuruluyor. Yani ulaştırma olarak deniz düşünülmüş.
Genel Müdürlük ile aynı yıl kurulan Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü tarafından bir dönem yürütüldüğünü görüyoruz. Sonra, Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü, 79 yılında Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürlüğüne dönüştürülmüş ancak Genel Müdürlük, 82’de… Yani, inanın, bu darbenin, 12 Eylül askerî darbesinin müdahale etmediği bir tek alan “deniz” diye düşünüyordum, bir baktım, denize de müdahale etmiş. Hemen 5 tane general darbe yaptıktan sonra 1982’de ne yapmışlar? 2680 sayılı Kanun’a istinaden çıkarılan 182 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle, 83 tarihinden itibaren Liman ve Deniz İşleri Başkanlığı şeklinde bir teşkilatlanmaya gitmişler. Yani, bu kadar darbenin işinin içinde denizle uğraşacak vakti dahi bulabilmişler. Fakat, bunun hemen akabinde dikkat ediyoruz, “Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü” adını alarak denizciliğin bütün alanlarında görev yapacak şekilde, tıpkı bu merkezî korporasyon sistemi uygulanan devletlerde olduğu gibi -buna “huni örgütlenme” denir- herkesi, her şeyi tepeye bağlama sistemiyle denizleri de Ankara’ya, merkeze bağlama sisteminin idari yapılanma olarak getirildiğini görüyoruz.
Tabii, 4770 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanarak Çanakkale, İstanbul, İzmir, Mersin ve Samsun’da kurulan 5 Ulaştırma Bölge Müdürlüğü ve 60 Liman Başkanlığı var. Oluşturulan taşra teşkilatlarıyla yerine getirilmeye çalışılan bu örgütlenmede iç sularımız yok. Örneğin, biz “Van Gölü” demeyiz, “Bahrevan”, “Van Denizi” deriz. Örneğin, Van’da, Tatvan’da bir liman başkanlığı yok. Barajları kurduk, Malatya’yı, Elâzığ’ı, Adıyaman’ı, hatta Şanlıurfa, Siverek’e kadar, Şanlıurfa dâhil bir deniz gölüne, uçaktan baktığınız zaman, Keban Barajı, Tunceli, bütün bu illerin arasından bir barajlar, göller birleşiği var. Şimdi bu alanlarda da deniz ürünleri, liman, ulaşım gibi birtakım çalışmalar var. Bunların yapılanmasında da yeni yeni bir çalışma görüyoruz. Bunları niçin söyledik? Deniz sınırı tam tamına 8.333 kilometre olan bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu kadar deniz sınırı olan bir yere bir Deniz Müsteşarlığı, onu da Ankara’ya kurmak, gerçekten kabul edilir bir davranış değil.
Türkiye’nin bir denizcilik bakanlığı olması gerekir. Deniz endüstrisinden, deniz ürünlerinden, deniz çevre kirlenmesinden, çevre ülkelerden, boğazların geçişinden, sahil güvenliğinden, insan ticaretinden, petrolün özellikle de Rusya ve Gürcistan limanlarına boru hatlarıyla aktarılmasından sonra boğazların güvenliğinden, turizmden, bütün bunlardan, hepsinden sorumlu bir denizcilik bakanlığı kurulması gerekiyordu. Bu revizyonla Bakanlar Kurulunda epey bakan değişti. Ben “kurulur, ihtiyaçtır” diye düşündüm, bir denizcilik bakanlığı da kurar Hükûmet. Ama Sayın Başbakanın babası da denizle ilgili olmasına rağmen, çocukları da denizle ilgilenmesine rağmen bir denizcilik bakanlığı kurma fikri gelişemedi. Oysaki hazır revizyon olmuşken tam da zamanıydı, bir denizcilik bakanlığı kurulması gerekirdi. Olsun, bakanlık burada olsundu, müsteşarlık başka yerde olsundu, farklı genel müdürlükler farklı yerlerde olsundu. İzmir’i de İstanbul’u da Antalya’yı da Mersin’i de Antakya’yı da Van’ı da ve baraj göllerinin kıyılarını da tümüyle örgütleyecek bir anlayış geliştirilebilseydi.
Neden bunlar gerekti? Ülkenin kriz ekonomisi yaşadığı bir dönemde üretim ve gelir kaynaklarının en büyük alanlarından birisini deniz teşkil ettiği için. Biliyoruz, petrol aramaları yapılıyor denizde. Petrol arama çalışmalarının yanı sıra deniz mahsulleriyle ilgili yeni teknolojiler geliştiriliyor, özellikle balık üretim alanlarıyla ilgili Avrupa Birliğinin getirdiği çok ciddi yükümlülükler var.
Burada baktığımız zaman, son olarak 2004 tarihinde yine bir kararname görüyoruz: 602… Devlet Memurları Kanunu’nda bir değişiklik yapılmış ve Denizcilik Müsteşarlığının görevleri de sayılırken deniz ticaret filosu ve gemi sanayisini teşvik edici tedbirlerin alınması; talep ve ihtiyaçların tespiti, planlanması; can ve mal güvenliğini sağlayacak tedbirler alınması; deniz araçlarının teknik nitelik ve yeterliliklerinin tespiti, kaydı, koordine edilmesi; devletin denizcilikle ilgili hedef ve politikalarının tespiti; deniz konuları ile ilgili hizmet gören kurum ve kuruluşlar; yine deniz ulaştırmasında özellikle acente ve komisyonculuk işleri -çünkü bunlar Kuşadası’ndan, Rodos’tan özellikle İtalya’ya, oradaki limanlara yapılan ulaşımlar son zamanlarda son derece gelişti- denizcilik sigortası apayrı bir alan; yine uluslararası seviyede denizcilikle ilgili yeni bir hukuk gelişiyor, ulusal üstü deniz hukuku mahkemeleri kuruluyor, örneğin Hamburg’ta ilk kurulan deniz mahkemesi; yine, gemilerin ve gemi adamlarının sicilinin tutulması…
Şimdi, bunları aldığımız zaman önümüzde de bir Ticaret Kanunu var, görüşüyoruz. Gemi adamları, gemi sicili, gemi donatanı, gemilerle ilgili bütün düzenlemeler bu tür ticaret kanunu içinde ve kapsamında yer alıyor. Şimdi, biz bu Denizcilik Müsteşarlığını kurduğumuz veya kuruluşunu güçlendirdiğimiz yasayla iki üç rötuş yapılacak, işte 60 bin kadar kayıt dışı gemi, küçük gemi, deniz aracı, tekne, yat, liman var, bunları kayda alacağız.
Bunun yanında, vergi muafiyeti var, yatlarımız Malta bandıralı oluyor. Hatta Seyşel Adalarına kadar -fazla vergi ödenmemesi için- bakıyorsunuz limanlarımızda, yazın, turizm alanlarına bakın, değişik bayraklar görürsünüz, bunların tamamı vergiden kaçınmak içindir. Yani ÖTV, KDV vermemek, vergi vermemek için başka ülkelerin bandıralarına, gemilerine bayrak çekilmesi gibi bir uygulamayla karşı karşıyayız.
Bu kolaylıkların sağlanması demek, denizle ilgili politikaların belli bir temele, planlamaya oturtulması anlamına da gelmiyor. Bu açıdan baktığımız zaman kirlenme, denizdeki çevre felaketleri, özellikle de Tuna’dan bütün Avrupa’nın Karadeniz’e akıttığı kirlilik, Karadeniz’in artık alt derinliklerinde canlı hayatın yok olması ve insan sağlığını bozan, balıkçılığı etkileyen, deniz faaliyetlerini etkileyen, engelleyen, deniz kullanımıyla ilgili kaliteyi etkileyen, azaltan madde ve enerjilerin bırakılmasıyla ciddi bir mücadele edilmesi gerekiyor.
Özellikle taşımacılık… İstanbul bir tanker taşımacılığı felaketi yaşamış bir şehirdir. Bu tanker taşımacılığı faaliyetlerinde aynı tehlikeyi tıpkı 1994’ün 13 Martında İstanbul Boğazı’nda Nasia tanker kazasından sonra bütün dünya görmüştür. Buna rağmen hâlâ Boğazlardan petrol akışının sağlanması, bunun kabulü, Montrö Sözleşmesi ve Lozan Anlaşması’yla getirilen yükümlülüklerin bir politikaya bağlanmaması kabul edilir değildir.
İstanbul Boğazı’ndan yılda 50 binden fazla gemi geçmektedir. Bu gemilerin 5 binden fazlası tankerdir. Bu tankerlerin her birisinin büyük bir tehlike yarattığı demin verdiğimiz kaza örneğinden anlaşılmaktadır.
Şimdi, bütün bunlara baktığımız zaman, yeni Denizcilik Müsteşarlığının kurulmasında, 14 adet liman başkanlığı bulunuyor şu anki çalışmalara baktığımızda. Yaklaşık 12 tane denizcilik meslek lisesi olduğu düşünülürse ülkemizde, bu rakamın yaklaşık 40’a yükseldiği söyleniyor yüksekokullarla ilgili. Geçen yıl beraber çıkardığımız bir ticaret, TOBB Üniversitesine bağlı denizcilik yüksekokulu vardı. Eğitim alanında da, hatta, deniz fakültesinde okuyan birçok kişi daha okuldayken işe başlamalarına rağmen, uluslararası iş bulmalarına rağmen, işsizliğin bunca arttığı bir dönemde biz deniz sektörünü değerlendiremez bir ülke durumundayız.
Yine amatör denizcilik, Türkiye’de, özendirilip bilinç ve eğitimi verilmemiş bir alan olarak duruyor. Deniliyor ki, girişimciler, global kriz sonrası herkes etkilendi ama denizcilik sektörü, günlük kirası 70 bin dolar olan gelirlerinin şimdi 77 bin dolara kadar düştüğü yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu da yakıt parasını, personel maaşını, maalesef, ancak karşılayabiliyor. 10 personelle çalışan bir gemi bağlıyken 3 kişiyi gemide bırakması gerekiyor. Deniz Ticaret Odası bu bilgiye sahip ve denizcilik sektörü her yönüyle enerji krizlerinin yaşandığı ülkemizde ciddi bir planlamaya tabi tutulmalıdır. Gemiler bağlanıyor artık, neden? Çünkü haciz kıskacının altına girdi. Türkiye’deki gemiler Türk Bayrağı taşımıyor, neden? Çünkü diğer ülkelerin bayraklarını taşıdığı zaman vergiden, ÖTV’den, KDV’den kazanıyorlar. Teknelerin ilk alımı sırasında yüzde 8 ÖTV ve yüzde 18 KDV ödeniyor, bunlara ilave olarak her yıl ayrıca vergi alınıyor. Teknelerini hiç vergi almayan ülkelere tescil ettirenler o ülkenin bayrağını çekince yüzde 30 vergiden kurtuluyorlar; geliyorlar Bodrum’a da güzel güzel tatil yapıyorlar, oradan mavi tur yapıyorlar, tekrar bir tur atıyorlar, Malta Limanı’na bağlıyorlar. Aslında ona da gerek yok, Marsilya’ya gidin, sadece üç tane deniz yat limanının yanında yedi sekiz tane iki üç katlı her tarafı binlerce yat, binlerce motor… Bir endüstri bütün Akdeniz’e hitap ediyor. Bir Marsilya’da, binlerce yatın, binlerce geminin, binlerce küçük teknenin olduğu ve yedi sekiz tanesinin özel sektöre sahip olduğu, tersanelerinin olduğu, bakımının yapıldığı bir alanda çalıştırılan işçileri, harcanan vasıflı emeği, sanat okulu, teknik okul mezunlarını, denizcilik ve meslek okulu mezunlarını, onlara bulunan iş alanlarını düşünün.
Biz, sadece, şiş kebap, balık, rakı, kum ve güneş; bununla bu global krizde Türkiye'yi kurtaramayız arkadaşlar. Bu zihniyetin değişmesi lazım. Neden bir Antalya’nın ileri bir yeri, neden bir İzmir, bir İstanbul, neden bir Mersin, bir Marsilya gibi binlerce Akdeniz ülkesinin ve Avrupa ülkesinin gemilerinin, yatlarının, botlarının, Arap şeyhlerinin yatlarının bakım limanı olmasın? Biraz araştırın, Tuzla’da nice can pahasına, bedeline yapılan yatlardaki kârları, kazanılan kârları, paraları bir düşünürseniz çok kârlı bir yatırım aracı olduğunu görürsünüz.
Ben, burada, partimiz adına elbette olumlu bulduğumuz bazı maddelerde destek vereceğimizi söylemek istiyorum ama bunca denizi olan, şairlerinin denizler üzerine şiirler yazdığı bir ülkede bu kadar geri olmayı, bu kadar aciz olmayı, bu kadar çaresiz olmayı bu halka, bu ülkeye yakıştıramıyorum.
“Denizin üstünde ala bulut,
Yüzünde gümüş gemi,
İçinde sarıbalık,
Dibinde mavi yosun,
Kıyıda bir çıplak adam, durmuş düşünür:
Bulut mu olsam gemi mi yoksa?
Balık mı olsam yosun mu yoksa?
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.” der büyük ozan Nazım Hikmet.
Bugün, Denizlerin idamının yıldönümü; Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i sevgiyle, saygıyla anıyoruz. Onlar, bağımsızlık idealleri, ülkeleri uğruna ipe gittiler.
60 darbesi sağcıları astı, 12 Mart darbesi solcuları astı, 12 Eylül de hem sağcıları astı hem solcuları astı. Umarız, sağcılar da solcular da bundan iyi bir ders çıkarır; bu ülkeye bir hukuk devleti, bir demokrasi devleti getirirler.
Burada son sözlerimi bağlamak istiyorum çünkü ilgimi çekti, umarım sizlerin de ilgisini çekecek verilere değinmek istiyorum ve şunu söylemek istiyorum: Evet, Deniz ipe giderken, demin bir milletvekili arkadaşımız anmayla ilgili son sözlerini okudu, bir şey daha söylemişti, onu atladı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kaplan, devam edin.
HASİP KAPLAN (Devamla)Evet.
“Yaşasın Türk ve Kürt halkların kardeşliği” ve Türkiye'nin birlik bütünlüğü içindeki onurlu, bağımsız, özgür mücadelesi denen şiarları, inanıyorum, bu Meclisin de herkesin de onuru. Artık, tarihî bu hatayı da Meclisimizin düzeltmesi gerekiyor. Önümüzde birçok tasarı var.
Ben, gemi oranlarına biraz bakacağım Türkiye’de ilginç bir rakam olduğu için. ABD’de 18 kişiye 1 gemi düşüyor, İngiltere’de 124 kişiye 1 gemi düşüyor, İtalya’da 68 kişiye 1 gemi düşüyor, Yunanistan’da 103 kişiye 1 gemi düşüyor. Bizde binlerce kişiye 1 gemi düşmüyor, bakanlar komitesi hariç. Başbakanımızın ve bakanlarımızın gemi oranı yüksek; ona girmiyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 6 Mayıs 2009