Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 19. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Kasım 2009 · 1.682 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 17 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAYIŞTAY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.427)); konuşma 1.682 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 17 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-11-17-sayistay-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-427 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili olarak Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım.
Tabii, demokrasi ve demokrat olmanın ölçüsü birbiriyle çok bağlı ve atılan adımların Parlamentonun işleyişindeki felsefi yaklaşım çok önemli. Burada tartıştığımız konu, sadece Sayıştay Denetçi Yardımcısı Adaylığı Giriş Sınavı ve Denetçi Yardımcıları Adayları İle Denetçi Yardımcılarının Yetiştirilme ve Meslek Sınavı Yönetmeliği düzenlemesiyle ilgili bir Danıştay kararı nedeniyle yapılan yeni bir teklif ile dar kalınacak bir konu değil.
Burada şunu çok açık teslim etmek lazım. Bir hukukçuyum, bakıyorum, Danıştay, sınava katılan 60 adaydan bazılarının başvurusu nedeniyle şöyle bir karar vermiş: “Sözlü sınavın niteliği gereği birtakım hususların tutanakla saptanması ve adayların başarısızlığına ya da yetersizliğine ilişkin tespitlerin açıkça ortaya konulması, adaylar için komisyon üyelerince takdir edilen puanların ayrı ayrı ve gerekçeleriyle belirtilmesi gerektiği” gibi gerekçelerle bu kararı vermiş. Şimdi, daha Danıştayda dava devam ederken, biz yasama organı olarak kalkıyoruz, bunun önüne nasıl geçebiliriz başka bir teklifle? Yargıyı baypas edebiliriz. Tamam, bu, gelir sayısal çoğunlukla da çıkar. Olay bitti mi, çözüldü mü? Yani, Anayasa’ya göre yüksek yargı organı olarak Sayıştay, Meclis adına denetim görevini yapıyor. Şimdi, denetim görevini yapan Sayıştayın bu en önemli görevlerine denetçi olarak seçilecek bir hususta yasama organı Meclisin son derece dikkatli olması gerekiyor, çok özenli davranması gerekiyor, çok dikkat etmesi gerekiyor. Neden diyeceksiniz: Biz bu konuda ayrışık oy verirken komisyonda tartıştık, bunu anlatmaya çalıştık. Yani, buradan alıp sözlü sınavdan mülakata getirirsiniz, boyuna posuna bakarsınız insanların ve kendinizce doğru yaptığınız bir işlemde, belli bir dereceye yükselmiş insanların mağduriyet duygusu yaşadığı zamanda başvuracağı bir hukuk yolu var mı, yok mu noktasında baş başa bırakacağınız bir sıkıntıdan öte büyük bir anlayışla bakmak gerekiyor.
Şimdi, bunu anlamak için birkaç doneye başvurmak gerekiyor. Avrupa Birliği ilerleme raporlarına baktığımız zaman çok ilginç tespitler var. Güvenlik güçlerinin sivil denetimi. Peki, güvenlik güçlerinin sivil denetimini kim yapacak? Bütçe hakkını, Meclis adına, vatandaş adına kim denetleyecek? Tabii ki birkaç siyasi konu var. Örneğin, Ceza Kanunu’nun 250’nci maddesi, ceza muhakemeleri hususunda sivil yargı alanının… Askerî olmayan suçlarda askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması… Atıldı bu adım. Yine, jandarma teşkilat ve görevlerine ilişkin yönetmelik konusu ve en önemlisi, hâlâ 1997 EMASYA gizli protokolü. Meclisin iradesinin dışında gizli protokol uygulanan bir ülkede yaşıyoruz, Mecliste konuşuyoruz şu an. Şimdi, EMASYA gizli protokolünü Hükûmetin çıkarıp bir kere netleştirmesi lazım. Bunun bütçeyle bağlantısı, bu sınavla bağlantısı nedir diyeceksiniz, getiriyorum: “Askerî bütçe ve harcamalar üzerinde Parlamento denetiminin güçlendirilmesi hususunda bir ilerleme olmamıştır.” diyor rapor, çok net.
Birçok tedarik projesi için kaynak sağlayan Savunma Sanayi Destekleme Fonu hâlâ bütçe ve Parlamento dışında bir fon olmayı sürdürmektedir. Peki, soruyorum: Meclis, Savunma Sanayi Fonunu denetleyebiliyor mu? Meclis adına Sayıştay gidip denetleyebiliyor mu? Ee hayır. Anayasa’ya göre, Sayıştay, askerî harcamaların harcama sonrası denetimini yapabilmektedir. Buyurun!.. Harcama sonrası denetimini, üstelik de denetçiler mahallinde görev yapamıyor, masa başında yapabiliyor. Böyle olunca da Sayıştay kanunu kabul edilene kadar bu böyle sürecek. Yani şu an Sayıştayımız denetleme görevi olarak askerî bütçe konusunda sadece patates, soğan, pırasa denetimini yapabiliyor arkadaşlar! Maalesef gerçek bu. Şimdi, biz bunu sağlayamadığımız zaman, pırasanın, patatesin, soğanın denetiminden öteye gidemeyen bir Meclisin, bir Sayıştayın üyelerini seçerken, görevlerini belirlerken, Sayıştay kanununu her sene öteleye öteleye Meclise getirmezken, bu tarihî sorumluluğumuzu yerine getirmezken kalkıyoruz bir de Sayıştay denetçilerini -sınav konusunda sözlü sınavını mahkeme iptal etmiş, durdurma kararı vermiş- mülakata alıyoruz. “Mülakat” deyince bir kere insanın kafasında kuşku doğuyor. Çünkü mülakatta kendi düşüncesinden değildir, kendi anlayışına uygun değildir, referansı uygun değildir… Oysaki bu tür sınavlarda Meclis adına denetim yapacak üyeler seçildiğinde objektiflik, yerindelik, hesap verilebilirlik, liyakat… Liyakat o kadar basit bir konu değil ki. Şimdi bunları biz hep görmezden gelip… Tamam, bu yasayı çıkardık. 3 tanesi adayların gitmiş, 57 tane var. Diyelim, mülakat sınavında da 50 puan -70’den 50’ye düşürülüyor- bunu çözdük. Bu kadar basit değil. Bu, bu kadar basit bir olay değil. Niye değil?
Şuna kısaca bir göz atalım. Bütçenin… Meclisin en önemli denetim alanı olarak Sayıştayın görevleri konusuna değinmekte yarar var. Sayıştay kanunu şu an bekliyor, Meclise sevk edilmeyi bekliyor ve Sayıştay kanununun hazırlanmasında şu kriterler öne çıkmış: Hazırlanan Sayıştay kanunu tasarısında Anayasa, Lima Bildirgesi, INTOSAI Denetim Standartları, yine INTOSAI Denetim Standartları Avrupa Uygulama Rehberleri, Avrupa Birliğinin aday ülke sayıştaylarına tavsiyeleri, 2003 yılı Türkiye Ulusal Programı, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu.
Şimdi, Sayıştay kanunu hazırlanmış, her sene, ilerleme raporunda “Bu Sayıştay kanunu çıksın” deniliyor, çıkmıyor. Neden çıkmıyor? Bunun gerçekten makul bir cevabını Hükûmetin vermesi gerekiyor.
Şimdi yaşıyoruz sıkıntıları. Askerî vesayet kaldırılmadan, her alanda, siyasette, EMASYA Protokolü’nde ve bütçe denetiminde askerî vesayeti kaldırmadığınız zaman, Parlamentonun otoritesini, iradesini, milletin egemenliğini teslim etme şansınız olmaz ki! Burada temel sorun bu. Bu anlayışlarla olaya baktığımız zaman, basit bir şey olmadığı ortaya çıkar.
Şimdi, bakıyoruz ki yeni kamu mali yönetim sisteminde Parlamentonun gözetim fonksiyonu ve yüksek denetimin sağlanması için, öncelikle ne lazım? Parlamenter rejimin çalışması lazım. Peki, bütün kurum ve kurallarıyla işliyor mu? Yok. Durmadan, bize, cep telefonuna mesaj geliyor: “Üçüncü belgeyle ilgili ihbar geldi. İrtica belgesi destek eylem planı. Bilmem ne belgesi…” Bir taraftan bununla uğraşıyoruz. Yani “Ne oluyor?” diyor vatandaş, vatandaşın kafası dönmeye başladı. Hemen arkasından -sabah oturumunda önergelerde de vardı, tartışıldı- gizli dinleme, telekulak olayı. Peki, rahatsız değil miyiz arkadaşlar bu telekulak, dinleme olayından? Herkes dinlendiğinden şüpheli, kuşkulu…
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)Herkes rahatsız.
HASİP KAPLAN (Devamla)...Yargıtayı da Anayasa Mahkemesi de yargıcı da askeri de Hükûmeti de milletvekili de herkes. Peki, bunun bir tek yolu yok mu? Eğer gizli dinleme varsa, kanunsuz dinleme varsa, yasa dışı dinleme varsa, usulsüz dinleme varsa ne yaparsınız? Bunun önlemini alırsınız, cezaları artırırsınız, caydırıcı hâle getirirsiniz. Biz, 19 Ocak 2009 yılında Demokratik Toplum Partisi olarak bizzat kendim 132’nci maddeden 140’ıncı maddeye kadar on tane maddeyle ilgili değişiklik önergesi verdim, cezaların artırılmasını, caydırıcı olmasını söyledim. Peki, on bir aydır niye bu teklif bekler? Orada açıyoruz, diyoruz ki: “Gizli dinleme şikâyete bağlı suç tipidir.” Herkes sizi dinler, şikâyete bağlı. Korkudan, tehdit altındaki insanların çoğu şikâyet edemiyor, farkına varamıyor.
Diğer bir nokta: Yasamanın bu eksiği, kusuru var, hatası var. Yasama bunu hemen çözmekle sorumlu, bunu çözmek zorundadır. Vatandaşın kafasının karışıklığının giderilmesi lazım ama bir şey daha var: Sanki bütün suç yasamanınmış gibi davranmak da etik değil. Hiç mi yargının bunda günahı yok? Yargının verdiği isimsiz, sınırsız, süresiz dinleme kararları var. “Üç ay boyunca bütün Diyarbakır’ı arayabilirsiniz, dinleyebilirsiniz, istediğiniz gibi soruşturabilirsiniz.” diye toptan verilen dinleme kararları var. Eğer terörle mücadele veya bilmem ne bahanesine girip böyle matbu arama kararlarını, dinleme kararlarını yargı istediği gibi dağıttığı zaman o matbu kararların altında imza mühür olunca oradaki görevli de istediği gibi dolduruyor. Yani yargı, savcı, hâkim, hangi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, kişilik haklarına, 8’inci maddeye, Anayasa’daki haberleşme hürriyetine, gizlilik hürriyetine, kişilik haklarına, aileye saygı kuralına, hangisine riayet ediyor ki hukuken bunun önlemi için bir adım atmış olsun? İşte bunlar hepsi birbirini besleyen konular. Eğer bu konuda bir irade gösterilecekse, bütün partilerin ortaklaşa iradesiyle, cezaların caydırıcılığını artırırsınız.
Jammer aletleri 10 bin dolara satılıyor. 10 bin dolara satılan bu aletlerle ilgili gizli dinleme yapan, yasa dışı dinleme yapan özellikle suç örgütleri, organize suç şebekeleri, çeteler. Bunun caydırıcılığını artırırsanız yasal açıdan, yapanlar konusunda daha çok üstüne gitmek mümkün. Bunun da kolayı var. Bu yasal düzenlemeleri, en azından Meclisteki dört grup bir araya gelir -Sayın Adalet Komisyonu Başkanımız da karşımda duruyor- bunu bir anda çözer Meclis. Yani tıpkı bu yasayı nasıl üç günde getirdik, pişirdik, komisyondan geçirdik, buraya getirdik ve hemen de şimdi yasalaşsın isteniyorsa… E bu hayati konuda da gelin bir araya gelelim.
İşte sorun burada, yani en önemli konularda bir araya gelemiyoruz. Gizli dinlemenin, yasak dinlemenin… Yani bu dinleme olayını çözemiyoruz. Burada dört tane partinin grup başkan vekilleri bir araya gelse -yasa teklifi hazır- bunu toparlayıp Meclise üç gün içinde getiririz, salı, çarşamba günü de çıkar ve bu işi çözeriz. Bu işin artık taşınacak, kaldırılacak yeri kalmadı arkadaşlar. Bu, bize güveni, Meclise güveni de sarsıyor, her tarafa güveni sarsıyor.
Burada yine bir şeye değinmek istiyorum son olarak. Biz bu tartışmaları yaparken bütçe görüşmelerinde sık sık söylediğimiz bir şey var: “Bütçe hakkı, vatandaşın vergi hukukundan, nerelere ne kadar harcama yapıldığına kadar her aşamanın denetlendiği, millet adına Parlamentonun söz sahibi olduğu bir sürecin tamamını kapsar.” diyoruz. Neresini kapsar? Askerî harcamalarda soğan, patates, pırasaya kadar kapsar. Bu kadar. Bunu bu noktada teslim edeceğiz, bu doğrunun altını çizeceğiz. Sayıştay kanunu ne zamanki Meclise gelir, Sayıştay kanunu çıkar, bu denetim sağlanır Meclis adına, o zaman Mecliste grubu bulunan bütün partilerin talepte bulunması lazım, rapor istemesi lazım. “Git, filanca bakanlığı, filanca harcamayı, filanca bütçe kalemini denetle ve o raporu Meclise sun.” talebini makul bir şekilde iletmesi gerekiyor.
Şimdi, bakıyoruz ki Sayıştay kuruluşlarının INTOSAI standartları genişletilirken, bağımsız kuruluşlarca ayrıca denetlenirken -bakın, yani bir denetim kurumu yalnız başına da değil, denetim kurumlarını denetleyen kurumlar da var- yani ekstra denetim sağlanarak performans denetimi üzerinden şeffaflık sağlanırken, biz ülkemizde kamu fonlarının kullanımında kamu gözetimi, hesap verilebilirlik, şeffaflık, paranın karşılığı gibi demokratik yönetimin en gerekli unsurları konusunda maalesef denetim yapamıyoruz. Bu yönleriyle baktığımız zaman, Sayıştayın bağımsızlığını sağlamadan Sayıştayın üyesinin seçimini de doğru bir raya oturtamayız, bunu sağlayamayız diye düşünüyoruz.
Burada -aslında çok zor değil- demokrat olmanın birinci şartı vesayete karşı çıkmaktır. İkincisi: Bu Anayasa’ya karşı çıkmadan demokrat olunmuyor. Yani darbe Anayasası’nı sindirmek demokratlıkla bağdaşmaz; sivil, demokratik bir Anayasa. Bu seçim sistemi demokratik değil, bu darbenin ürünüdür. Bu sistem, yüzde 10 barajıyla, Siyasi Partiler Yasası, seçime götürülmez bu ülke. Yine bu ülkenin, ülkemizin Meclisinde yeri geldiği zaman hep beraber bu kürsüde halkın, milletin kürsüsünde soykırım savunmasının yapılamayacağını, hep birlikte onurluca karşısında durabilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu kürsüden “soykırım”, “yok et” politikaları konuşulamaz çünkü bu Mecliste Meclisin içinde bulunan milletvekilleri ve partiler, kendi vatandaşlarına karşı “katil”, “katliam”, “soykırım”, “insanlık suçu”, “21’inci yüzyılın yüz karası” gibi şeyleri bu kürsüde konuşamamalıdır. Bu fikir değil, bu özgürlük değil. Soykırımın özgürlüğü olmaz, katliamın özgürlüğü olmaz, ırkçı jenositlerin özgürlüğü olmaz.
Bu açıdan, Parlamento bu konuda da yeterince sınav vermemiştir. Bu konuda doğru sınavı verebilmek… O zaman El Beşir’e karşı söz söyleme hakkını verdirir insana. Bu Parlamentoda saygı kuralları işlerse, Cumhurbaşkanına saygı, Sarkozy’nin yapacağı davranışların saygısızlığını sorgulatma hakkını verir. Buna benzer birçok iç sorunumuz var.
Bu yönüyle baktığımız zaman, evet, çetelere karşı hukuku, savaşa karşı barışı, sosyal adaleti, eşitliği ve ayrımcılığa karşı olmayı temel ilke ve kural olarak kabul etmemiz gerekiyor.
Bunları sağlayan bir anlayışa sahip olanlar ancak demokrat olabilir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 17 Kasım 2009