Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 45. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Ocak 2010 · 1.601 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 7 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERBEST BÖLGELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.446)); konuşma 1.601 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-01-07-serbest-bolgeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-446 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir aylık aradan sonra, yeni yılda yeni bir partiyle karşınızdayız. Adı “Barış ve Demokrasi Partisi.” Bu partimizin grubu adına ilk konuşma fırsatını da bana tanıyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum çünkü partimiz kapatılmamış olsaydı bütçe görüşmelerinden hemen önce, Sayın Başbakandan, Sayın Baykal’dan sonra 3’üncü sırada partim adına bütçe görüşmeleri konusunda ben konuşacaktım ama ne yazık ki ilginç şeyler oluyor ülkemizde ve bütçe görüşmeleri öncesi partimizin kapatılması gerekiyordu.
Enteresan olan şu kanun tasarısında, arkadaşlarımız “Neden bu kadar acele edildi, neden böyle getirildi?” diye konuşuyorlar ama ben size daha ilginç bir şey söyleyeceğim: Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu, tarih 10/12/2009 ve ben bu teklif görüşüldüğünde Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiydim. Raporun altında imzalara bakıyoruz. O dönem Demokratik Toplum Partisi Grubu adına 2 üyemiz vardı; birisi bendim ve Osman Özçelik, Siirt Milletvekili. İkimizin adı yok. Bu ayıp nedir arkadaşlar? 10 Aralıkta partimiz daha kapatılmamıştı, Anayasa Mahkemesi 11 Aralıkta kapattı. Ama 10 Aralıkta adımızı Bütçe Komisyonundan silmek ne oluyor, anlatır mısınız? Bunun izahını… Bu teklif derhâl geri çekilmeli. 10 Aralıkta Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ve benim ismim yok. Benim bu konuda muhalefetim veya görüşüm alınmamış. 11’inde Anayasa Mahkemesi partimizi kapattı, 14’ünde Meclis Başkanlığına tebliğ edildi; bu Rapor, 10 tarihli.
Önce, bu teklifin alınıp düzeltilmesi etik olarak gerekli.
Partisi kapatılmayan milletvekili var mı bu Mecliste, soruyorum? İktidar partisinin geleneğinden 3 parti kapatıldı.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Ne alakası var!
HASİP KAPLAN (Devamla)Arkasından, bizim kurduğumuz partilerden 6 tanesi kapatıldı ama 12 Eylül askerî darbesi de geldi, cumhuriyetin kurucu partisi olduğunu, Atatürk’ün partisi olduğunu söylediği, dediği CHP’yi dahi kapattı, MHP’yi de kapattı. Yani burada kapatmadan nasibini almayan tek milletvekili yok.
Bu ayıp bana bir olayı anımsattı: Yıl 1995, Strasbourg’da, kapatılan ÖZDEP’in duruşmasına katılıyorum avukat olarak ve o gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin büyük salonu tıklım tıklım doluydu. Şaşırdım, başkana sordum. “Hasip Bey, burası dolu; aşağıdaki 500 kişilik kafeteryayı da akademisyenlere, hukukçulara ve stajyerlere ayırdık ekrandan onlar da izliyorlar kapatma davasını. Ne yapalım, Avrupa’da sizden başka parti kapatan ülke yok ki, böyle bir dava örneğini kimse görmüyor ki.” dedi.
27’nci parti kapatılıyor ve Sayın Ahmet Türk, Aysel Tuğluk arkadaşlarımızın üyeliği düşürüldü. Şimdi, bundan Meclis olarak bir ders çıkarmıyoruz ve toplumsal barışı konuşacak yer olarak burayı ne kadar önemsediğimizi her defasında dile getiriyoruz ama buraya her geldiğimizde bu kadar dile getirmemize rağmen, toplum yangınlarda. Nasıl? Bakın, dün Manisa’nın Selendi ilçesinde Roman yurttaşlarımıza binlerce kişi saldırıyor, yılbaşı, çay tartışmasından; evleri, araçları, binaları darmadağın ediliyor ve vali, kaymakam, belediye başkanı gidiyor, bir tek kişi saldırganlardan yakalanmıyor, bir tek kişi engellenmiyor. Sanki, bu ülkenin bütün gazı, biberi, gaz bombaları, Tekel işçileri için, itfaiyeciler için, Kürt muhalefet için, sol muhalefet için alınmış. Ama, bir başkaları, linç kampanyasını çok rahatlıkla yapabiliyor.
Arkadaşlar, Ege’de oluyor bunlar, dikkat edin. Son bir yılda, 39 tane Kürt yurttaşımıza yönelik linç girişimi yaşanmış. Edirne’de, bir küçük sol örgüt gidip basın açıklaması yapacak, üç gündür Edirne’ye giremiyor. Birileri “Basın açıklaması yaptırtmam.” diyor ve bu ülkede, Tekel işçileri, Ankara’nın, başkentin göbeğinde, burada, 4/C’li olamamanın onurlu mücadelesini veriyor. Daha örnekleri çoğaltabiliriz. Peki, şunu Meclis olarak kendimize sorma gereği yok mu: Neden bu kadar sevgisiz, mutsuz ve saldırgan bir toplum oluverdik? Hiç mi bizim bunda katkımız ve payımız yok?
SONER AKSOY (Kütahya)PKK sayesinde!
HASİP KAPLAN (Devamla)Bakın, eğer iktidar olup Meclise geliyorsanız ve yedi yıl bu ülkede “Ben darbe anayasasını değiştireceğim.” diyorsanız, değiştiremiyorsanız; eğer “Siyasi Partiler Yasası’nı değiştireceğim.” diyorsanız, değiştiremiyorsanız, seçim barajını indiremiyorsanız; halkın özgür iradesiyle milletvekillerini seçmesini sağlayamıyorsanız; düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıramıyorsanız; ekonomiyi iyileştiremiyorsanız; çalışanlara, emek ve meslek örgütlerine sendikal hak ve özgürlüklerini sağlayamıyorsanız; Avrupa Birliği reformlarının gereğini yerine getiremiyorsanız ve bu çoğunlukta, bu Mecliste, yedi yıl sonra hâlâ birtakım iddialarla geliyorsanız ve -küresel krizi de- bir grup başkan vekiliniz, üstelik iş adamı, tasarı yerine teklif olarak Meclise indirip bütün krizin çaresini iş adamlarının, firmaların önünü açmakta görüyorsa, yeni bir yıla girerken zam bombardımanı yapıp damga vergisinden tapu harcına, pasaporttan ehliyete, sigaradan alkole, doğal gazdan akaryakıta her alanda vergileri artırıyorsanız; sonra da özel tüketim vergisi, KDV ve diğer konularda dolaylı vergilerle vatandaşa yüklüyorsanız, vatandaşta geçim diye bir hâl bırakmıyorsanız, sinirlerini geriyorsanız bu toplumun sigortasının bir gün bir sosyal patlamayla bu ülkeyi sarsacağını görmek gerekmiyor mu arkadaşlar?
Yani biz de biliyoruz, Türkiye’de küresel krizin birtakım etkileri oldu. Her ne kadar “Teğet geçti.” dense de belli ki bu teklifi sunan arkadaşımızı teğet geçmemiş ki vergilerin indirilmesi için bir teklif getirmiş, ithalatımız, ihracatımız artsın diye.
Peki, bu krizde 72 milyon insanımızın -elbette ki işverenini, sermaye kesimini, ithalatını, ihracatını, istihdamını düşüneceğiz- çalışanın, emekçinin, onların haklarını korumayacak mıyız? Yani bu krize karşı çare olarak bugüne kadar onlar için de bir tasarı, bir teklif, Allah aşkına, vatan aşkına, millet aşkına, insanlık adına getirilmez mi? “Özelleştirme” diyorsunuz, işçileri sokağa atıyorsunuz, aldığı hakları, kazanılmış hakları bir günde yerle yeksan ediyorsunuz.
İşte, benim Türkiye’m, benim özlediğim, partimin özlediği, barış ve demokrasi günlerinin yaşanacağı Türkiye nedir biliyor musunuz? Tekel işçileri var ya, gaz sıktığınız, biber sıktığınız, copladığınız, itelediğiniz, kakaladığınız, hâlâ bu soğukta, karda Türk-İş’in önünde nöbet tutan o işçilerin kimliklerine, künyelerine bakın, Diyarbakırlıdan Manisalıya, Samsunludan Antalyalıya, İç Anadolu’ya kadar her bir vatandaşımızın ekmek ve aş mücadelesinde, sendikal hak mücadelesinde, onur mücadelesinde, kavgasında kenetlendiğini, bir bütün olduğunu, aynı karavanadan çorba içtiğini görürsünüz, aynı karavanadan çay içtiğini görürsünüz. Biz bu turuncu ceylan derisi koltuklarda bu kadar rahat otururken 700 metre ötemizdeki bu işçilerin dramının, bir anda 1.700-1.800 lira maaştan, ücretten 600 liralara, 4/C sınıfına sokma vicdansızlığının muhasebesini yapamıyorsak bu toplumun sigortaları atar, atar; Selendi de olur, Edirne de olur, Çanakkale de olur.
Birilerinin anlamadığı, vicdanının nasır bağladığı şu günlerde, toplumda çatışmaların olmadığı bugünlerde, huzurun olduğu bugünlerde, gelirsiniz, Doğu’da, Güneydoğu’da yüzde 80 oyla seçilmiş belediye başkanlarının hepsini alır, kelepçeleyip 12 Eylül, Guantanamo’nun manzarasında fotoğraflarını basına servis edip çıkarsınız, arkasından da dersiniz ki: “Açılım yaptık.” Ondan sonra da halkı inandıracaksınız.
Burada bir tuhaflık var yani bir yanlış gidiş var. Yani Yargıtayda 33 tane yargıcın yeri boşalmış. Anayasa diyor: “10 yargıç boşalınca mecbursunuz seçim yapmaya.” Günlerdir bir seçim yapıp yargıçlarınızı seçemiyorsunuz. Ama kozmik odada arama yapan, gecesini gündüze takan hâkimin, savcının önüne sekizer mermi, kalaşnikof mermisi gönderilen bu ülkede, hâkimine, savcısına sahip çıkmamış, yargısına sahip çıkmamış, karanlık odakların üzerine cesaretle yürüyecek bağımsız bir yargı vicdanını dimdik ayakta tutacak bir duruşta Meclis olarak bütünlük içinde arkasında olamamış bir fotoğraf vermenin huzursuzluğu yaşanıyor bu ülkede.
Şimdi bunca huzursuzluk yaşanan bu ülkede bağımsız yargıyı mı bekleyeceksiniz? Size Sason isyanında Cemilo Çeto’nun kısa kararını okusam da anlasanız. Ne demişti yargıç? 1 ve 2’nci sırada oturanların idamına, 90’ıncı sıraya kadar oturanların on beş yıl hapsine, gerisinin de soruşturmasının kaldırılmasına. Böyle bir Türkiye mi istiyor herkes? Herkes kendi kafasına, çizgisine, tornadan çıkmış kendine göre bir Türkiye mi istiyor, 72 milyon mu istiyor? Mümkün mü bu? Mümkün mü bu zenginlikleri, farklı düşünceleri, farklı görüşleri, demokratik bir ortamda demokrasi içinde bunu bu noktaya çekebilmek? Mümkün değil arkadaşlar. Bu ülkede sağcı da olacak solcu da olacak. Bu ülkede Alevi de olacak Sünni de olacak. Bu ülkede Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’i hepsi olacak ama bunların hepsinin bir eşit yurttaşlık hukuku olacak. Bunun, günümüzün en önemli noktası budur.
Şimdi “Bu kriz nedeniyle serbest bölgeler çökmüş.” diyor arkadaşlarımız. Toplum çöküyor, toplum, kardeşlik çöküyor, adalet duygusu çöküyor. Yargısı, askerin tepesi, Anayasa Mahkemesi, emniyeti, bütün üst kurumları güvensizlik içinde birbirine girmiş bir Türkiye. Bunlar sadece değişimin sancılarıdır, değişiyor, dönüşüyor… Nerede değişiyor, dönüşüyor? Ben söyleyeyim mi? Bugün Başbakanın Genelkurmaya brifing almaya giderken yanına İçişleri ve Adalet Bakanı almasıyla değişiyor. Benim Başbakanımın gelip burada, kendi emri altındaki memurundan brifingi alıp gelip Meclisi bilgilendirmesi gerekir. Adalet Bakanımın gelip burada o hâkimlere, savcılara kalaşnikof mermisi gönderen karanlık güç odaklarını gelip burada anlatması gerekiyor. Benim İçişleri Bakanımın gelip burada seçilmiş belediye başkanlarına kelepçe vurulmasının izahını yapabilmesi gerekiyor. Bu ülkede atanmışların karşısında seçilmişlerin halkın vicdanı olduğunun bilinmesi gerekiyor ki bu Meclis gerçek gücünü, kudretini gösterebilsin.
Şimdi, kriz serbest bölgesinde bir tek TÜBİTAK’ta artış var, gerisi, bütün bölgelerde yüzde 43,5 gerileme var. Evet, doğru “Kriz vurmadı.” diyorsunuz ama yüzde 43,5 demek yarı yarıya demek, bir kriz etkilemesi demek.
Şimdi, buradan bakıyorsunuz -iş yerinde- iki tanesi -Samsun Serbest Bölge yüzde 99,5; Mardin 96,6 - en büyük gerileme yaşayan iki serbest bölge. Ben, hep Mardin biliyordum ama şu an öğrendim ki Samsun’muş yani Karadeniz’e açılan bir liman kentimiz serbest bölge olarak bu kadar gerilemiş.
Şimdi, bu teklifi veren Sayın Elitaş’ın çıkıp, bu teklifle binde 5’i binde 1’e indirdiği zaman -muafiyeti- hangi şirketler ne kadar kazanacak, Türkiye’ye ne kadar yatırım yapacaklar, bunu anlatmasını isterdik ama bunu dinlemedik. Yani bu teklifi, tasarı olarak Bakanlar Kurulunun neden getirmediğini, bürokratlarının neden incelemediğini, bürokratlar bunu görüşmeden, niye bunu direkt, apar topar getirip Bütçe Komisyonunda, üstelik akşam saat 18.00’de getirip ertesi gün görüştürmenin acelesinin, neden yangından mal kaçırıldığının izah edilmesi gerekirdi.
Şimdi, Mersin bölgesi en önemli bölgelerimizden biri. Diyor ki: “İhracat şartı yüzde 85.” Daha bir sene olmadı, kanun çıkardık burada. Ama diyor ki: “Kriz bizi vurdu.” Bunun yerine, gelin bunu yüzde 50’ye çekin, ihracat şartını yani işçilerden vergi alınmama olayını yüzde 50’ye çekin ki biz daha çok üretelim, ihracat yapalım. Bu yapılmıyor ama vergi, CIF ve FOB değerlerinde oynama yapılıyor.
Şimdi burada sormak istiyorum: Hangi iş adamlarının şirketleri buradan kârlı çıkacak? Şimdi, kriz, krize karşı çareyse, krize karşı çareyi emekçi halkın, işçinin, ücretlinin, birinci derecede vergisini peşin ödeyen memurun haklarındaki, bu zam furyasından sonraki kriz nedeniyle ki gerileme karşısında çıkıp birilerinin “Kardeşim, sen yüzde 27 vergiyi peşin ödüyorsun, kurumlar vergisi yüzde 10. Gel, senin vergini azaltalım, kurumların vergisini gelir düzeyine göre artıralım.” demesi daha adaletli olmaz mıydı? Bu adalet fikri, adı “adalet” olan bir partiye daha çok yakışmaz mıydı? Yani Tekel işçilerini “özelleştirme” adı altında sokağa atarken, Tekel üreticisi olan Türkiye’de tütün üreticilerini bir taraftan mağdur edeceksin, bir taraftan da Philip Morris şirketine peşkeş çekeceksiniz. İthalat ihracat, ondan sonra ülke kalkınsın... Olmaz bu, arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 7 Ocak 2010