İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 54. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Grup önerisi

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 54. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Ocak 2010 · 840 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 28 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 840 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 28 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-01-28-grup-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dışarıda kar yağıyor; şöyle Meclisin bahçesine çıkıverin ve yağan karın soğukluğunu, güzelliğini, doğadaki bütün nimetlerini bir hissedin. Sonra bir empati kurun, Meclisin bahçesinden çok değil 500 metre ötede Tekel işçilerinin naylon çadırlarda, karda ve bir soba başında oturmuş hak mücadelesi verirken oradaki fotoğrafına bakınız. O fotoğrafta şunu görünüz: Adıyaman’dan, Diyarbakır’dan, Bitlis’ten, Muş’tan Kürt yurttaşlarımız da Trabzon’dan Laz kardeşlerimiz de Ege’nin efeleri de Manisa’nın kadını erkeği de, Muğla’dan, Antalya’dan, İstanbul’dan insanları bir arada göreceksiniz ve doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi, İç Anadolu’su, kadını erkeğiyle hak mücadelesi veren 12 bin işçinin referandum yaparak iradesiyle devam eden bir direnişi göreceksiniz. Orada, aslında, bu Meclisin gıptayla ders alması gereken bir fotoğraf var; orada Türkiye'nin birliğini görürsünüz, birbirini anlayan Karadenizlinin, Kürt’ün, Egelinin bu yaşam mücadelesindeki kenetlenmesini görürsünüz. O soğuk çadırlarda, niye bu ülkede insanlar ölüyor, niye bu ülkede barış gelmiyor, niye bu ülkede Berivan adında on beş yaşındaki bir kız çocuğuna mahkemeler, bir slogan attığı için yaşı kadar hapis cezası veriyor ve bu ülkede niye her yerde gizli dinlemeler var, telefonlar var; bu ülkede neden her tarafta mantar gibi çeteler çıkıyor, türüyor, neden bunlara ceza verilmiyor; neden Tekel işçileri sokağa atılıyor, inanın gecenin sabahına kadar işçiler oturuyor bütün bunları konuşuyor. Size bir tavsiyem, gidin, AK PARTİ olarak bir anket yapın göreceksiniz, o işçilerin belki de yüzde 60’ı AK PARTİ’ye oy vermiş ama bir dahaki seçimde gidin bakın bakayım kaç tane oy alacaksınız.

Yani bunu şu anlamda söylüyorum: Türkiye gibi dünyanın 17’nci büyük ekonomisi… Tabii, orada da bir anlaşmazlık var, Sayın Babacan diyor ki: “15’inci büyük ekonomisi.”, Sayın Şimşek diyor ki: “17’nci büyük ekonomisi.” Yani 2 puan farkını, hangi rakamlar makası daraltıyor bilmiyoruz ama dünyanın 15’inci büyük ekonomisine bakın, 72 milyon insanlı Türkiye’ye bakın, Anadolu’dan, Asya’dan Avrupa’ya bir kısrak başı gibi uzanan ülkeye bakın, tarihine bakın, kültürüne bakın, zenginliğine bakın, denizlerine bakın, dağlarına bakın ama bir fotoğraf orada gözüküyor ki bir özelleştirme geliri bulmuşsunuz, beleşten gelir -beleşten gelir, çalışmadan gelirdir- devletin, geçmiş iktidarların kurmuş olduğu fabrikaların, tesislerin özelleştirilerek satıldığı ve o paraların alınıp ihale yolsuzluklarında, banka batırmalarında, devleti zarara sokan açıklarda ya borçların ödendiği, yamalandığı bir süreç yaşayan bir Türkiye’de satıyorsunuz zenginlere en kâr getiren müesseselerinizi, fabrikalarınızı, ülkenizin servetini; tütün üreticisini mağdur ediyorsunuz, 180 bin aileyi; arkasından da on beş senedir, on altı senedir Tekelde çalışan işçilere diyorsunuz: “Buyurun sokak, sokağa buyurun.”

Şimdi, burada insan olarak önce bakmak lazım, vicdan olarak bakmak lazım, adalet olarak bakmak lazım. Daha önceki statüsü ile ücreti, ikramiyesi ve çalıştığı bir konuda iyi durumda olan o aile zaten geçinemiyordu ama şimdi alıyorsunuz, 4/C’li yapıyorsunuz. 4/C’li nedir? Sözleşmeli. 500-700 lira maaşa indiriyorsunuz, maaşından 1.000-1.200 lira kesiyorsunuz, ikramiyesini kesiyorsunuz, garantisini kesiyorsunuz, güvencesini kesiyorsunuz, sokağa atıyorsunuz.

Şimdi, bu kadar adaletsiz olan bir sorunda, bunca gündür bu direnişlerinde, Ankara’nın merkezinde buna bir çözüm bulunamıyorsa, Meclis bulamıyorsa, yasama bulamıyorsa inanın yargı bulacaktır. Yani zannetmeyin ki her şeyin çözüm adresi sadece Meclistir. Kuvvetler ayrılığının olduğu bir demokraside, bir ülkede siyasetin dışında hesap sorulacak hukuk da vardır, toplumu değiştiren, dönüştüren güç.

Bakın, Türkiye, Avrupa Sözleşmesi’ne taraf, Avrupa yargısına taraf. Sayın İyimaya karşımda oturuyor, Adalet Komisyonu Başkanımız. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesi kölelik ve zorla çalıştırma yasağıdır. Şu an Hükûmetin yaptığı Tekel işçilerine resmen kölelik ve zorla 4/C statüsünde çalışma yolunu, kapısını gösteriyor. Sayın Bakanımız hani merhamet ediyor ya “O da olmayabilir.” diyor ya yani “Onu da vermeyebiliriz.” diyor ya, sanki cebinden veriyor, sanki Hükûmetin cebinden çıkıyor, sanki AK PARTİ yöneticilerinin, üyelerinin cebinden çıkıyor, sanki vatandaşın vergileri hazineye gelmiyor, o hazinedeki paralardan karşılanmıyor gibi konuşuyor insanlarımız.

Şimdi, burada “Hiç kimse köle ve kul hâlinde tutulamaz. Angarya yasaktır.” diyor. Angarya yasaktır arkadaşlar. Bu ülkede angarya yasaktır. Angaryadan Türkiye'yi mahkûm ettirmeyin Avrupa Mahkemesinde. Bakın, 12 bin işçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yarın gitsin, Türkiye’yi angaryadan mahkûm eder. Bu utanç yeter artar bile. Bakın, inanın kaderini değiştirir partilerin ve iktidarların. Hiç zor bir şey değil. Bir pilot davayla gider 12 bin tane dava, Tekel işçisi, sendikaları var. Bırakın onu, Türkiye’de ulusal hukukta da sonuç alırlar.

Bakın, bugün saat altıda Sayın Başbakan konuşacak Tekel işçileri sendikası adına Türk-İş Genel Başkanıyla mı, Sendika Başkanıyla mı bilmiyorum artık mutlaka beraber olurlar. Sayın Başbakan ya haklarını iade edecek -doğru olan budur- bundan sonraki özelleştirmelerde buna dikkat edilecek ya da referandumu çok seviyor Sayın Başbakan... Benim naçizane bir teklifim: Gelin, Tekel işçilerini referanduma götürelim. Biz çözemedik, Meclis çözemedi. Her gün biber gazı sıkıyoruz, havuza atıyoruz, karda dövüyoruz, Vali yazı yazıyor, diyor ki: Çadırlardan çıkın, gelmezseniz polisi göndereceğim üstünüze. DTP’lilere, Barış Partililere yaptığımı size de yaparım, belediye başkanlarını alıyorsam içeri sendikacıları da alırım, İstanbul’da itfaiye işçilerini döverim, muhalifleri döverim, KESK’lileri döverim, DİSK’lileri döverim, Tabipler Birliğini döverim, bana karşı çıkanı döverim diyor. Dövme diye bir demokrasi yok. Referandum… Çok dilinize doladınız, buyurun, çözemiyoruz burada, Mecliste. Sayın Başbakan bu akşam Türk-İş Genel Başkanına desin: Tekel işçilerini ben 72 milyona sunacağım, referanduma gidiyorum; eski statüsünü devam ettirsin mi devlet kademesinde, yoksa angarya olarak mı çalışsın?

Şimdi, biz de size teklif ediyoruz. Bakın, Tekel işçilerini bu karda, bu kışta, çocuklarının… Sağlıklarını zaten yitirdiler, bakın, bu kadar sene içinde, bu kadar mücadelede, bu kadar gün kışta kıyamette beklerken zaten yitirdiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 28 Ocak 2010

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook