İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 57. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Şubat 2010 · 594 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 4 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 594 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 4 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-02-04-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadele için terörün doğru tanımı yapılmalı. Bugüne kadar dünyada terörün yüz dokuz değişik tanımı yapılmış ama yine de Birleşmiş Milletler ve Avrupa’da uzlaşılan bir ortak tanım bulunmamaktadır. Her ülkenin kendi siyasi çıkarları doğrultusunda tanımladığı terör, Birleşmiş Milletler ve bölgesel belgelerde net bir tanıma sahip olmayınca devletlerin mücadele yöntem ve müeyyidesi de farklılaşmaktadır. Örneğin silahlı mücadele yöneten bir grubu kimisi “terörist” kimi de “özgürlük savaşçısı” ilan ediyor. Terör örgütleri listesinde baş sırada yer alan Hamas’ı, AKP, Filistin halkının meşru temsilcisi olarak görüp, El Beşir -Uluslararası Ceza Mahkemesinde tutuklanır- Meclise gelir konuşma yapar.
Evet, terörle mücadele kapsamında olan -ki, bu tanımda öyle- kitaplar, şarkılar, yazılar, sinema, tiyatro, müzik, sanat, renkler terörist değildir. Ana diller, farklılıklar, kültürler, kimlikler terörist değildir. Çocuklar terörist değildir, on beş yaşında Berivan’a on üç buçuk yıl hapis zulümdür. Kürtler terörist değildir. Dilini, kimliğini, kültürünü, aslını inkâr zulümdür. Ahmet Kaya’ya sürgünde ölüm, Şivan’a müebbet sürgün zulümdür. Cumhurbaşkanı, Başbakan eşinin nizamiye kapısında tutulması zulümdür. On yedi bin faili meçhul cinayet, dört bini aşkın köyün yıkılması zulümdür.
Edward Said bunu çok güzel açıklıyor: “Herhangi bir siyasi eylemin “terörizm” olarak adlandırılması ona siyaset, tarih, gelenek ve yorumun buluştuğu bir anlatı statüsü tanımaması demektir. Filistin meselesi neyse Kürt meselesi de budur, birinin ‘gerilla’ dediğine öteki de ‘terörist’ diyor.” (BDP sıralarından alkışlar)
Evet, haklı terör, haksız terör olmaz. Adil olmak zorundayız insan haklarından, hukuktan, demokrasiden yana; eşit olmak zorundayız özgürlüklerden yana. Devlet terörüne de karşıyız, ayrımcılık terörüne de karşıyız, kültürel teröre de karşıyız, ekonomik teröre de karşıyız. Siyasi, ideolojik, dinî, etnik, nereden gelirse gelsin, ne olursa olsun terörün her çeşidine karşı hep birlikte karşı olmak zorundayız.
Terörle mücadele çok yönlüdür, bir bütündür. Kriminal, sosyolojik, siyaset, bilim, demokrasi, insan hakları, hukuk, kültürel, ekonomik boyutları vardır. Türkiye gibi tarihten zenginliği olan, kültürel farklılığı olan ülkemizde Hazreti Ömer’in adaletine, Mevlânâ’nın tasavvufuna, Ahmedi Hani’nin kardeşliğine ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine, İstiklal Savaşı’nın ruhuna, cephede ve Mecliste Türk’ün, Kürt’ün, Çerkez’in, Laz’ın, tüm farklılıkların, kardeşlerimizin birliğine, dirliğine ihtiyacımız var.
21’inci yüzyılda yeni bir Türkiye, yeni bir eşitlik, kardeşlik belgisine, yeniden yapılanmaya, yeniden umutlara, yepyeni bir sayfa açmaya ihtiyacımız var.
Kürt’e, azınlıklara, Romanlara, Tekel işçisine, demokratik muhalefete tahammül etmeyen; sağcılar, solcular, laikler, antilaikler, Sünniler, Aleviler, Türkler, Kürtler, zenginler, fakirler birbirine düşman, öteki gözüyle bakar oldular.
Türkiye'nin en büyük terörist eylemi -buradan ilan ediyorum- 12 Eylül darbesidir, ondan büyük terörizm olamaz. (BDP sıralarından alkışlar) Bu Meclisi kapatan 12 Eylül darbesidir. Bundan büyük terörizm yoktur, bu Meclisin birlikte, öncelikle bunu kınaması gerekir.
Arkadaşlar, biz, devletin tüm kurumları, tarafsızlığını, bağımsızlığını, adaletini, sağduyusunu, suhuletini kaybederken, devletin tepe kurumları kavgalı olurken, Anayasa Mahkemesi ayrı telden çalarken, yargı demokratikleşmenin önünü tıkarken; Hükûmet, yönetememe krizi yaşarken, Meclis perişan, aciz; liderler dargın, kırgın; sevgi, saygı yokken, diyalog yokken, uzlaşı yokken, sokakta gerilim, Mecliste kavga varken sistemi sorgulamadan, kendimizi sorgulamadan neyi nasıl çözeceğiz? Kırk yıldır aynı liderler, aynı partiler bu ülkeyi yönetmiyor mu? Nedir bunları dokunulmaz kılan, değiştirilmez kılan? Terörün baş kaynağı da Allah aşkına bu değil midir? Ceylan derisi koltuklarda hepimiz masum muyuz? Gelin toplumsal bir travma yaşamadan önce Türkiye’mizin, güzel ülkemizin, güzel insanlarımızın gerçek gündemine dönelim. Darbe anayasasını, Siyasi Partiler Yasası’nı, kırmızı kitabı, gizli protokolleri hepsini kaldıralım. Bütün bunlar olmadan bu müsteşarlık bürokrasisine hapsedersek terörle mücadeleyi, hiçbir adım atamayız, hiçbir şey yapamayız.
Sayın Bakan, çok konuştunuz. Plautus der ki: “Yapacağım diye vakit geçirme, yaptım de.” Ziya Paşa der ki: “Ya bir işe önceden başlama yahut da başladığın işi bitir, yarıda bırakma.” Bugün EMASYA Genelgesi’ni kaldırmışsınız, tebrik ediyorum. Bu konuda doğruya doğru, güzele güzel; bu Mecliste buna hep beraber alkış tutmalıyız diyorum. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 4 Şubat 2010