Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Nisan 2010 · 817 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 24 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 817 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüştüğümüz bu Anayasa değişikliği, kamuoyunda “YAŞ kararları.” olarak bilinen bir konuya, ki önceki düzenlemede kesin olduğu için yargı yolunu kapatan düzenlemeye kısmi bir açıklık getiren bir düzenlemeyi içeriyor.
Şunu kabul etmek gerekir ki ordular, silahlı kuvvetler askerliğin gerektirdiği görev nedeniyle belli bir hiyerarşi ve disipline tabidirler. Bu disiplin nedeniyle de bazı kurallarının olması ve diğer idari birimlerden ayrılması doğaldır. Ancak, bu konudaki bu özelliği getirip YAŞ kararları gibi kesin karar durumuna sokan bir mevzuata geldiğimiz zaman -ki, 12 Eylül düzenlemelerindin biridir bu- o zaman kuruyla beraber yaş da yanıyor arkadaşlar, mesele bu! Kuruyla beraber yaş da yanıyor!
Bunu biraz anımsatmak istiyorum: Elimde birçok done var. Hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde biri solcu, biri sağcı olduğu için iki subayın davasına, duruşmasına Strasbourg’da girdim ve o dosya içinde gördüklerim gerçekten beni ürkütmüştür bir avukat olarak. Eğer Türkiye’de bir subay eşi baş örtüsü takıyor diye ordudan atılıyorsa, bu son derece vahim, insan hakları hukukunu ilgilendiren bir konudur. Eğer yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de bir subay namaz kılıyor olması nedeniyle ordudan atılıyorsa, bu da son derece vahim bir konudur ve inanç özgürlüğü çerçevesinde, ordu disiplinine aykırı olmamak kaydıyla, inançsal özgürlüklerini yaşamasından daha doğal bir şey olamaz.
Ancak, yakın tarihimize baktığımız zaman, ordudan atılmaların, YAŞ kararlarının şöyle kısa bir şeceresini görmek gerekiyor: Elimde bir kitap var, “Rugan Ayakkabılı Teğmen”i okuyorum bu aralar. Mesleğinde pırıl pırıl ve çevresinde çok sevilen bir teğmene, çok sevdiği komutanına gelen bir emrin, 12 Eylülün hemen akabinde resen emeklilik kararının tebliği. Üstelik de resmî bir yazışmayla değil, usulüne uydurulmuş bir şekilde, direkt telefonla Genelkurmaydan, komutandan oraya… Bu teğmenin merak saikiyle “Ben ne yaptım da, ben ordudan atılıyorum?” araştırmasının altından çok trajikomik bir durum çıkıyor. Nedir? Araştırıyor, zorluyor, komutanıyla konuşuyor ve diyor ki, “Evet, önce komünist subaylar atılmaya başladı, solcu subaylar…” Ordudan toplu atılmaların tarihine bakın, 68 kuşağına bakın, yakın tarihimizde önce komünist subayların -solcu olan herkes komünistti zaten, anlayış oydu- solcu olanların atılmasıyla başlayan toplu atılmalar var. Biliyorsunuz, işte, Harp Okulundan topluca atılan, ilişkisi kesilen binlerce öğrenci, görevde olanlar ve… Ne yazık ki, 12 Eylül döneminde girdiğim sıkıyönetim davalarında 85’in üzerinde havacı, karacı, denizci subay ve astsubayın davasında da çok trajikomik gerekçelerle bunların görevden alındığını gördüm. Evet, orduda atılmalar komünistlerle başladı. O zaman dünyada, Türkiye'de komünizm heyulası dolaşıyordu. Sonra “muhtemel tehlike içeren unsurlar” tabiri getirildi! Muhtemel tehlike içeren unsurlar!
Daha sonra, bu teğmen niye atıldığını merak ediyor ve cevabını buluyor. Bu teğmenin dedesi Dersim isyanına katılmış. Dersim isyanından sonra babası, çocukken gelmiş, batıda bir ilimize yerleşmiş, kendisi de orada doğmuş ve parlak bir öğrencilikten sonra başarılı bir görev sürdürmüş ve sonradan tespit etmişler ki bu teğmen Alevi’dir, dedesi de Dersim isyanına katılmış.
Bunun biraz daha ötesine gidelim. Benim girdiğim davada, Şanlıurfalı olduğu için binbaşı ve ailesi Kürtçe konuştuğu için ordudan atılmıştı. Benim yine Strazburg’da davasına girdiğim Bursa’dan bir subay, dinî inançlarından, istikrarlı namaz kıldığından dolayı ordudan atılmıştı. Bakın, bunlar yakın tespitler.
Bugüne gelmeden -son YAŞ kararlarına- daha önce atılanların neden atıldığına bir göz atmak istiyorum. Atatürkçülükten sapanlar kadar, sapma ihtimali bulunanların da temizlenmesi emredildi diyor. Elde bir terazi mi var kim Atatürkçü, kimin sapma ihtimali var? İhtimal arkadaşlar, ihtimal! Sonra, yıkıcı faaliyetler bünyesinde olanlar ve en son, son on, on beş yılda, irticai faaliyetlere katılan subaylar peyderpey, her YAŞ kararlarında atılıyor.
Şimdi, burada, bunun ölçüsü ne? Bölücülükten çok fazla subay atılmadı arkadaşlar; atılmadı çünkü Doğu, Güneydoğu’dan harp okullarına Kürt olduğu için öğrenci alınmıyor. Kaç tane general sayabilirsiniz? Kaç tane albay sayabilirsiniz? Kaç tane subay sayabilirsiniz? Bana, Türk Silahlı Kuvvetlerinde albay rütbesinde veya general rütbesinde kaç tane Kürt sayabilirsiniz? “Kürt kökenli” diye… Bu bir anlayış. Şimdi, 72 milyon bu söylediklerimi… Belki birilerinin hoşuna gitmeyecek ama inanın son on beş senede irtica ile atılanların dışında Kürt olan subaylar olsaydı önce onların hepsi atılırdı, sonra irtica noktasına gelinirdi.
Meşhur Alman faşizminin İkinci Dünya Harbi’nde papazın hikâyesidir. Önce komünistleri, sonra sosyal demokratları… Papaza sıra geldiği zaman da kimse kalmamıştı! Şimdi, inançları nedeniyle “dinci” demiyorlar, irticai faaliyette bulunanlar görevden alınıyor.
Şimdi, tabii ki bazen kızan arkadaşlarımız var ama bu sorunun cevabını Millî Savunma Bakanlığına da kaç kez sordum: “Kaç tane Kürt general geldi?”, “260 civarında general var, bunun kaç tanesi Kürt general?” 1-2, doktorluktan gelen var, biliyorum, burada milletvekilliği yapan hemşehrim de var, onu da biliyorum, ama istisna bu.
Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Bu bir hukuksuzluk, bu bir adaletsizlik, bu bir eşitsizlik ve ne yazık ki YAŞ kararı nedeniyle binbaşı olmuş, yarbay olmuş, senelerce görev almış ve son bir yazı, bir tebligat geliyor. O tebligat iki satır arkadaşlar: “Emekliye resen sevk edildiniz.” Sonra apoletlerini söküyorsun, sonra itibarını alıyorsun; sonra çocuğunu, torunlarını, eşini cezalandırıyorsun, orduevine girişini yasaklıyorsun ve toplum nezdinde büyük bir suç işlemiş birisi olarak açığa çıkarıyorsunuz.
CEVDET ERDÖL (Trabzon)Mahkeme kararı yok.
HASİP KAPLAN (Devamla)Olmaz, kesin karar olur.
Şimdi, yakın zamanda Balıkesir’de bir davaya girmiştim. Çok yetenekli bir astsubay…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
104 konuşma daha · 24 Nisan 2010