Askeri mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve milli müdafaa mükellefiyeti kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı; denizli milletvekili ali rıza ertemür'ün, askeri öğrencilerden başarı gösteremeyenler hakkında kanun, türk silahlı kuvvetleri personel kanunu, harp okulları kanunu ve gülhane askeri tıp akademisi kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; izmir milletvekili kamil erdal sipahi'nin, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; ankara milletvekili zekeriya akıncı ve antalya milletvekili osman kaptan'ın, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:501)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 120. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Haziran 2010 · 1.878 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE MİLLİ MÜDAFAA MÜKELLEFİYETİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI; DENİZLİ MİLLETVEKİLİ ALİ RIZA ERTEMÜR'ÜN, ASKERİ ÖĞRENCİLERDEN BAŞARI GÖSTEREMEYENLER HAKKINDA KANUN, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU, HARP OKULLARI KANUNU VE GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; İZMİR MİLLETVEKİLİ KAMİL ERDAL SİPAHİ'NİN, BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; ANKARA MİLLETVEKİLİ ZEKERİYA AKINCI VE ANTALYA MİLLETVEKİLİ OSMAN KAPTAN'IN, BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:501)); konuşma 1.878 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Askeri mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve milli müdafaa mükellefiyeti kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı; denizli milletvekili ali rıza ertemür'ün, askeri öğrencilerden başarı gösteremeyenler hakkında kanun, türk silahlı kuvvetleri personel kanunu, harp okulları kanunu ve gülhane askeri tıp akademisi kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; izmir milletvekili kamil erdal sipahi'nin, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; ankara milletvekili zekeriya akıncı ve antalya milletvekili osman kaptan'ın, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:501)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-18-askeri-mahkemeler-kurulusu-ve-yargilama-usulu-kanunu-ile-bazi-kanun-ve (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 499 sıra sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini açıklamak üzere grup adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, daha önce, erişime kapalı kara yollarıyla ilgili bir tasarı Meclise gelmişti ancak bu tasarı geri çekildi ve daha sonra, Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı olarak yeni bir kanun düzenlendi, Meclise gönderildi. Eğer bu tasarı sadece Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevlerini belirlemeyle ilgili olsaydı elbette ki grup olarak farklı bir bakış açımız olurdu ancak bunun içine özelleştirme konulduğu zaman, bütçe yapısı değiştirildiği zaman, genel bütçeden özel, katma bütçeye dönüştürüldüğünde, yine kamulaştırmayla ilgili esaslar eklendiği zaman, arazi trampası eklendiği zaman, farklı bir kanun olarak, karma bir kanun olarak gelmiş oluyor ve bu yönleriyle baktığımız zaman liberalleşme ve özelleştirme uygulamalarına pek sıcak bakan Hükûmetin, yine bu anlayışla Karayollarının teşkilat ve görevleriyle ilgili bir yasanın içine özelleştirme hükümlerini koymak suretiyle farklı bir düzenlemeye gittiğini görüyoruz.
Şimdi burada birkaç başlığa vurgu yapmakta yarar görüyorum. 5018 sayılı Yasa’da genel bütçeli kurum, tasarı ile özel bütçeli bir kurum hâline geliyor. Yine kamulaştırma, arazi, tesis kiralama 3996 sayılı yap-işlet-devret modeli ile kamu-özel iş birliği hedefleniyor ki, bu da kamunun örgütlenmesine aykırı bir durum. Kamulaştırma, tahsis konusunda da Genel Müdürlük yetkili kılınıyor. Yine geçiş ücretleri, köprülerde yerel yönetimler dışlanıyor. Örneğin, İstanbul’daki boğaz köprülerinin ücretlerinin belirlenmesinde yerel yönetimlerin görüşü alınmıyor, bu konuda katılımı sağlanmıyor çoğulculuk adına. Erişimi kontrollü uygulaması, belediye sınırları içinden geçen yollarda, hız yollarıyla çelişki olarak belediyelerin, yerel yönetimlerin, özellikle İstanbul gibi, İzmir gibi, Antalya gibi büyük metropol kentlerimizde, büyükşehirlerde yerel yönetimlerin maalesef katılımcılığı sağlanmıyor. Yani, bu noktadan baktığımız zaman, kara yollarının güzergâh tespitinde de şehir imar planları bulunmasına rağmen belediyeler devre dışı bırakılıyor.
Yine, trampa yetkisiyle, hazine arazilerinin “özelleştirme” adı altında veya “kamulaştırma” adı altında, kamulaştırılan alanlardaki mülk sahiplerine, hazineden başka yerlerden arazi verilerek bu şekilde bir trampa yetkisi getiriliyor ki bu tür şeyler, özellikle seçim dönemleri yaklaştığı zaman genellikle tartışmalı bir durum yaratıyor.
Tesisat kurulması, yerlerinin değiştirilmesi, otoyol ve tesis işletme hakları konusunda, gerçekten özelleştirmenin tamamen alanı içinde, Karayolları teşkilatıyla hiçbir ilgisi olmayan bir yaklaşım ile hükme alınıyor ve burada kurulacak tesisler, dinlenme yerleri, hatta, kimi zaman diyorlar işte, Bolu Dağı Tüneli’nden çıkış alanında Bolu Dağı’ndaki esnafın kurulacak oradaki tesisleri, hatta hissedarları, oradaki esnaf, her şey, daha önceden belirlenmiş denildiğine vâkıf oluyoruz.
Yine bu yasa tasarısıyla, Orman Kanunu diskalifiye ediliyor, demir yollarında yine bu konudaki kararnamelerle bir çelişki yaratılıyor ve yollarda bir tanımlama getiriliyor. İşte, devlet otoyolları, devlet yolları, il yolları olarak bir değişim ve örgütlenme getiriliyor. Burada kamulaştırma yetkisi sorunlu. Demin, bir önceki Kamulaştırma Yasası tartışmalarını yaşadık, Mecliste oldukça hararetli tartışmalar oldu. Karayollarıyla ilgili çok ciddi kamulaştırma sorunları hâlâ bekliyor. İşte, Bozüyük-Bilecik yolundaki Karayolu istimlakleri hâlâ tartışmalı, Alanya yolunda tartışmalar var, başka birçok yerlerde bu kamulaştırmayla Karayolları arasında sorunlar var.
Şimdi, Maden Kanunu temel bir kanun olarak Meclise gelecek. Maden Araştırma Komisyonu bugün raporunu Meclis Başkanlığına teslim etti ve yine Maden Kanunu değişikliği olmadan, henüz ana Maden Kanunu tartışılmadan bu tasarı getiriliyor.
Bunların hepsini bir arada gördüğümüz zaman bu felsefik olarak bir yaklaşım tarzıdır. Hükûmet özelleştirmeyi çok seviyor, özelleştirmeyle devlet ortaklıklarını getirmeyi hedefliyor, buna da “liberalleşme” diyor. Bundan sonra otoyollarda özel şirketlerin memurları, trafik polisleri yerine artık para cezası kesebilecekler, köprü ücretlerini belirleyebilecekler ve bunların denetimi konusunda da INTOSAI denetim kuralları dikkate alınmayacak. Sayıştay Kanunu, Plan Bütçe Komisyonundan yeni çıktı. Sayıştay Kanunu’na göre, özelleştirmeyle verilecek bu otoyolların yeni oluşumunda denetim problemi doğacak.
Böylesi bir durumda ister istemez “Acaba AK PARTİ Hükûmeti -adım adım değil- dört nala seçime mi gidiyor?” diye sormak geçiyor içimden. Yap-İşlet-Devret Yasası’yla… Yap-işlet-devret modeli biliyorsunuz yaygın. İşte, Galataport’un bugünlerde ihalesi olacak veya olmuştur, Harem İskelesi’nin ihalesi gündemde, üçüncü köprünün ihalesi yap-işlet-devret modeliyle oldu. E, bunlar, rakamlara vurduğunuz zaman, gerçekten çok çok büyük rakamlar, çok çok üzerinde tartışılacak konular.
Akçeli işlerle ilgili bu tür yasaların çıkması… Örneğin, daha önce de, bir iki gün önce de 70 bin kadro eğitime, emniyet teşkilatına çıktı. Yani bütün bunları topladığınız zaman herhâlde seçim için… Sayın Başbakana da özel kanun komisyondan geçti, Başbakan olarak Cumhurbaşkanı adayı olabilecek. Hayırlı olsun diyoruz, ne diyeceğiz? Bu ülkede kişiye özel kanunlara hiç gerek yoktu, Meclis üyelerinin hepsi için de benzeri bir hüküm getirilebilirdi.
Bütün bunlar Türkiye'nin gerçek gündemi değil. Bu gerçek gündemi de olmayınca, AK PARTİ hükûmetlerinin de liberal piyasa, serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde özellikle sermaye ile iş yapma potansiyeli olan bu yasaları hızla geçirdiğini görüyoruz. Böyle olunca da doğrusu biz Meclisteki tek demokratik ana muhalefet olarak da böyle bir oy vermeyeceğiz. Zaten, Meclise bir bakıyorum, solumda kuzular, sağımda kurtlar var. Öyle dedi arkadaşlar, demin espri yaptılar. Onların arasında da bir de gerçek bir muhalefete ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Siz açıkta kalmışsınız.
M. NURİ YAMAN (Muş)Kaplan, kaplan.
HASİP KAPLAN (Devamla)Şakası bir yana, arkadaşlar, günlerdir sabahladık burada -iki üç gün- bugün de geç saatlere kadar çalışacağız. Çokça komisyon toplantısı da bu arada oluyor, arada bir komisyonlara gidiyoruz. Eğitim, emniyet, belediyeler, kamulaştırma… Bugün de Karayollarını görüşüyoruz, arkasından, askerî mahkemelerin kuruluşuyla ilgili yasa tasarısı var.
Elbette ki bunları küçümsemiyoruz, büyük bir ülkeyiz, sorunlarımız da çok. Mecliste çok çalışıyoruz da, sabahlıyoruz. Öyle ki dün yorgunluktan arkadaşlarımız gelemedi, yoklamada yeterli sayı çıkmadı. Dün iki buçuk saat sonra Meclis çalışamadı. Tabii, diğer yanda ülkemizde neler oluyor? Güncel gündemi ne ülkenin? Bir yıl önce bugünlerde “Güzel şeyler oluyor.” diyordu Sayın Cumhurbaşkanı. Açılım rüzgârı, barış umutları yayılıyordu, medyada toplantılar, sivil toplumla görüşmeler sürüyordu. Silahların susmasını, çatışmaların bitmesini, barışın gelmesini halkımız da çok arzuluyordu ancak “Habur’dan 34 terörist…” diyorlar bazıları, bazı siyasi kesimler. 4 tanesi bebekti, 2 tanesi anne kucağındaydı. Altı aylık, bir yaşında, üç yaşında, altı yaşında teröristlerle tanışma fırsatını Habur’da bulan milletvekillerinden biriyim, resimlerini de çektim. Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi bu 4 çocuğun büyümesini bekliyor, dava açmadı, eğer büyüseler onlara da dava açacaklar örgüt üyeliğinden. Şimdi 26 tanesi Mahmur’dan mülteci konumunda Birleşmiş Milletler statüsünde ve oradan gelen, Türkiye’ye dönen insanlarımız. Bunlar 12 bin kişi Mahmur’da. Şimdi savcı dava açmış, Habur’da serbest bırakan savcı, hâkimler -aynı hâkim, savcılar- dava açmış “Mahmur kampındakiler örgüt üyesidir…” Öyle bir karar çıkarsa 12 bin tane örgüt üyesi eşittir Mahmur demek. Onlar “terörist” diyor. 93’te köyleri yakılan, faili meçhule uğrayan ve Saddam’ın zulmü döneminde Irak’a sığınan, on sekiz senedir orada olan yurttaşlarımız, özbeöz yurttaşlarımız kendi topraklarına gitmiş. 12 bin tane Mahmur’daki mülteciyi eğer bu şekilde suçlar, mahkeme örgüt üyesi yaparsa, Türkiye, kucağında yepyeni bir dış sorun, Birleşmiş Milletlerin mülteciler hukuku kapsamında kucağında yeni bir sorun bulacaktır hiç şüphesiz. Bu bir sorun.
Yine, silahlarını bırakıp Kandil’den gelen ve daha sonra sivil kıyafetlerle halkın arasına karışan insanları, hiçbir şey değişmeden, yine ayni hâkim, savcılar, dışarıda dolaşırken çağırdılar “Pişman mısın?” diye “Teslim olmaya mı geldin?” diye sormaya başladılar. Bu da vahim bir olay çünkü 12 Eylül askerî darbesi döneminde bir madde vardı, 170’inci madde “Cezasızlık hâli” başlığı altındaydı. O cezasızlık hâli yerine şimdi böyle bir gurur kırıcı, onur kırıcı suçlamayla insanların içeri alınması…
Şimdi “Bu dağdakileri indireceğiz.” derken barış için gelenleri içeri almaya başlayınca, Ahmet Türk’e yumruk atanı da serbest bırakıyoruz bir celsede, arkasından da Yargıtayda bir şeyler oluyor, bir tahliye çıkıyor, Balyoz davasından bir bakıyorsunuz tahliyeler çıkıyor. Yani yargının siyasallaşması, Türkiye'nin geleceği açısından korkunç bir hata olarak önümüze çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, iyi yönetilemeyen bir barış girişiminin trajik sonucu çatışmalar yeniden başladı. Her gün ölüm haberi geliyor ve sınır ötesi kara ve hava operasyonları oluyor, ülkenin kuzeyinde, güneyinde çatışmalar oluyor. Böyle bir ülkenin acil gündemi çatışmalar, ölümler, kardeş kavgası, yaşam söz konusu olunca, ülkenin birliği dirliği söz konusu olunca, burada kamulaştırma, Karayolları üzerinde konuşmanın çok da fazla anlamı olmuyor.
Ben vicdanen rahat değilim. Sanmıyorum, siz Meclisin değerli üyeleri, Hükûmetin üyeleri de vicdanen rahat olmamalısınız diye düşünüyorum. Taş atan çocuklardan gizli dinlemeye, yargının siyasallaşmasına, bırakın, toplumda umudun, ümidin kırıldığı, gerilimlerin arttığı, şiddetin tırmandığı bu manzara karşısında rahat olmamalıyız.
Bizim içimiz yanıyor çünkü bu karmaşanın en çok yükünü, acısını yaşayan bir ilin milletvekiliyim. Yüreğimiz kanarken Karayolları Yasası’nı görüşerek cenazelerimiz daha çabuk ulaşsın diye daha güzel yollar mı yapacağız? Hayır. Elbette ki yolları konuşacağız; konuşacağımız yollar barışa, kardeşliğe açılan yollar olmalı. Bin yıldır birlikte yaşayan ve tarihin kardeşliğe mahkûm ettiği Türk-Kürt kardeşliğinin güçlendirileceği yolları aramalıyız.
Hiçbirimiz masum değiliz. Mecliste bulunan tüm milletvekilleri, tüm partiler masum değil ve bu sonucun sorumlularıdır. İstiklal Savaşı’nda, Çanakkale’de, Anafartalar’da, Dumlupınar’da yan yana yatan şehit dedelerimizin, ecdadımızın karşısında, bu turuncu koltuklarda, kırmızı plakalarda, kardeş kanını görmeyecek kadar duyarsız olabilme vicdansızlığı, nasır bağlamış bir sorumsuzluğu, hareketsizlik ve çaresizliği içinde seçimlerin küçük hesabına ülkemizin geleceğini heba edemeyiz.
Değerli milletvekilleri, müdafaai hukuk cemiyetlerinde yabancılara, emperyalistlere karşı birlikte mücadele ettik. “Meclis, Türklerin ve Kürtlerin meclisi” sözü Mustafa Kemal ve İnönü’ye ait. Lozan’da vaat edilen ortak ev kurulacaktı, ortak ev projesini hayata geçiremedik. Birlikte devletler kuran, direnen, aynı mevzide ölen Kürt kardeşin Türk kardeşiyle eşit yaşamayı isteme hakkının var olduğu inancını hayata geçiremedik. Tarihsel kin yok aramızda. İsyanlar yaşadık, otuz yıldır süren bir çatışma ortamı yaşıyoruz ancak bu bir Türk-Kürt çatışması, boğazlaşması olmaktan uzaktır. Koçgiri ayaklanmasında çok sayıda Türk kökenli Alevi’nin katıldığı yadsınamıyor. Bugün Madımak Oteli’nin müze olması için adımlar atılması bu sağduyunun eseri. Şeyh Sait ve Dersim isyanına az da olsa Türk kökenliler de katılmışlardır. Ağrı isyanına sürgünde Çerkezlerin kimileri katılmıştı. O hâlde bu isyanları Türklere karşı değil, dönemin iktidarlarına ve siyasetlerine karşı olarak değerlendirmek daha uygun olur. Böylesi bir bakış açısı sorunun çözümüne de yardımcı olacaktır çünkü bin yıllık kardeşliğimizde aşılamayan tek “seçilmiş travma” yoktur. Böylesi unutulmayan felaketlerin Türk-Kürt ilişkilerine damgasını vurduğu söylenemez. Geçmişte yaşadıklarımız, bin yıldır süren kardeşliğimiz tehlike altındadır. Çatışmalar, operasyonlar, şiddetin asla çözüm olmadığını, tek çözüm yerinin Meclis ve demokratik siyaset olduğunu birlikte hayata örmek, projelerini koymak zorundayız. Bunun da tek yolu diyalog, konuşma ve uzlaşmadan geçiyor. Liderlerin böylesi bir günde bir araya gelmesi gerekiyor, partilerin böylesi bir günde bir araya gelmesi gerekiyor. Değerli arkadaşlarım, böylesi bir günde bütün bu ekonomi yasalarını bir kenara bırakıp Meclisin acil gündemine, bu gündemle bir an önce gelmesi gerekiyor. Başkanlık Divanının bir an önce bu konuda acil bir gündem toplantısıyla, gerekirse tatile çıkmayarak, hafta sonları da, böyle bir çalışmayı başlatmak zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
HASİP KAPLAN (Devamla)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Dünya eski dünya değildir. Bir ırmakta iki kez yıkanılmıyor. Militarizm Demokles’in kılıcı gibi toplumun tepesinde sallanıyor on yılda bir yapılan darbelerle, ama çözüm kılıçta ve silahta değildir. Siyasi sivil yöntemler Meclisin çözüm adresidir. Demokrasi, hukukun, adaletin kılıcından başka kılıç hiçbirimiz tanımamalıyız.
Çağdaş, demokratik, uygar, güçlü ve kalkınmış bir Türkiye için, 21’inci yüzyıla ayak basan aydınlık Türkiye için, Orta Çağ’dan kurtulmuş ve feodal kalıntılarını yenmiş bir Türkiye için, günümüzde yaşanan cepheleşmeden kurtulmuş, gerçek anlamda demokratik, laik bir Türkiye için, bölücülük fobisinden sıyrılmış, kardeşçe ve birlik içinde yaşayan bir Türkiye için, gelin, ülkenin gerçek gündeminde birleşelim, kardeş kavgasına son verecek çözümleri geliştirelim, ülkemize barışı getirelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla)Bağlıyorum Sayın Başkan.
Barış ve uzlaşmanın ön koşullarından biri şiddete karşı olmaktır. Nereden gelirse gelsin şiddet, çatışma çözümsüzlüktür. Hiçbir haklı nedeni, gerekçesi olamaz. Özellikle de çatışma alanı ve çatışan tarafların dışında kalan, sivil halka yönelik bireysel ya da kolektif şiddetin -resmî adı örgütsel şiddetin- herkes karşısında olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda gerçekten üzerimize düşen görev, çağdaş, demokratik, çok dilli, çok kültürlü, problemlerine çare arayan bir toplumun yaratılması ve acıların dindirilmesi için, çözüm için kendini sorumlu hisseden her kesimin, yapının, çevrenin de Meclisle omuz omuza olması, özellikle de medyanın bu konuda üzerine çok büyük görev düştüğünün bilinciyle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
74 konuşma daha · 18 Haziran 2010