İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · CUMA

Usul hakkında

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 120. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Haziran 2010 · 1.767 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: USUL HAKKINDA); konuşma 1.767 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Usul hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-18-usul-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ve diğer kanunlar hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir önceki Hatip de açıkladılar, muhtelif konuları içeren bir karma, torba yasa tasarısı ve tekliflerinden oluşan 501 sıra sayılı bir Kanun Tasarısı.

Burada, tabii, dikkat çekmek istediğim bir konu var: “Askerî Mahkemeler”, “353” denildiği zaman hukukçuların kafasına 12 Eylül, 12 Eylül askerî yargılamaları, sıkıyönetim mahkemeleri, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu, onun işleyişleri gelir. İnşallah, ülkemiz, bir daha, hiçbir zaman bu darbe ve sıkıyönetim dönemlerini yaşamayacak ve bu tür yargılamalara gerek kalmayacak. Ancak biz, yargı birliği açısından, askerî yargılamanın da -askerî idari yargılamanın da, ceza yargılamasının da- yargı birliği içinde ele alınmasının doğru olduğuna inanan bir parti olarak, gerçekten, yine askerî yargıçlarımızın da yer alacağı Yargıtay bünyesinde kurulacak dairelerle bunun pekâlâ olabileceğini, ancak bunun ciddi bir Anayasa reformu konusu olduğunu, Anayasa reformu olmaktan öte yargı stratejisi çerçevesinde ciddi olarak ele alınması gereken bir konu olduğunu düşünüyoruz.

Tabii ki, gönül arzu eder ki Mecliste bazı yasalar, tasarılar iç dinamiklerle şekillensin -doğrusu bu- iç dinamiklerin tetiklemesiyle bazı değişimler olsun ama çok zor oluyor. Yani bunu gördük. Eğer, Avrupa Birliğinin uyum yasaları olmasaydı, bu askerî mahkemelerdeki subay üyenin değiştirilmesi, hâkim teminatı konusu ve güvencesini konuşmayacaktık. Oysaki askerle, emniyetten polisle ilgili gelen her türlü yasa burada makul ölçülerde bütün grupların desteğiyle geçiyor. Biz bugüne kadar -hiçbir şekilde- muhalefet dozumuzda sürekli dikkatli davrandık ve şunu ifade etmek istiyorum, yani şunu paylaşmak istiyorum milletvekili arkadaşlarımla: Şimdi, Anayasa Mahkememiz bir karar veriyor ve Anayasa Mahkememizin verdiği karar her ne kadar burada yeni bir karar olarak geçse, 2009 Yargı Reformu Stratejisi’nde Avrupa Birliği müzakerelerinde böyle bir söz verme durumu olsa dahi, daha önceden de Anayasa Mahkememizin verdiği kararlar vardı, yani mahkemelerin yapısı, yargıç teminatı, subay üyelerin durumuyla ilgili. Ancak nedense kendi mahkemelerimizde biraz yargı konusunda… Evet, bu son zamanlarda yargı siyasallaştırılıyor, çok şiddetli eleştiriler de var, tartışmalar da var. Bu tartışma sancıları umuyorum ki, Türkiye’yi doğru bir çizgiye getirir. Evet, Anayasa Mahkemesinin kararları da var Türkiye’de. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar var, İncal kararıyla -meşhurdur- İzmirli bir avukatın başvurusuyla verilen kararların sonucu, verilen kararın akabinde, daha sonra devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili kararlar verildi ve 2001 yılında asker üyenin, devlet güvenlik mahkemelerinden çıkarılması sağlandı, ancak yerine özel ağır ceza mahkemeleri kuruldu. Yani aslında şöyle bir hiyerarşi çizersek: Önce istiklal mahkemesi, sonra sıkıyönetim mahkemeleri, sonra devlet güvenlik mahkemeleri ve şimdi de özel ağır ceza mahkemeleri, bu silsile içinde geliyor. Burada çıkan kararlardan, askerî mahkemelerin kuruluşu çerçevesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin adil yargılanmayla ilgili bölümündeki kriterler karşısında, 2004’te Meclisin Anayasa’nın 90’ıncı maddesini değiştirmesiyle, uluslararası sözleşmelerin iç hukukun üstünde olması sonucunu doğuran yükümlülük karşısında askerî mahkemelerin de buna uydurulması mecburiyeti hasıl oldu. “Bir subay üye” ibaresi, aslında buradan kaynaklanıyor. 12 Eylülde sıkıyönetim davalarına giren avukat arkadaşlarımız bilirler, biz o dönemi çokça yaşadık, subay üye, hukukçu olmayan bir disiplin subayından oluşurdu, mahkemenin de başkanlığını yapardı yani o tür bir durum vardı, oy hakkı vardı, oy hakkını kullanırdı bir üye olarak. Tabii, bu düzenleme açısından baktığımız zaman, teknik anlamda, dış dinamiklerin etkisiyle bir değişiklik yapıyoruz, keşke buna gerek kalmadan biz yapabilmiş olsaydık derdim.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin dava dosyalarında özellikle Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’yla ilgili ciddi sorunlar var. Şimdi, askerin disiplin suçlarında, gizli belge olayı karşısında, belgeyi dahi görmeden yargıçların verdiği kararlar vardı, bununla ilgili bir düzenleme olayı var.

Silahların eşitliği ilkesi yani iddia ve savunmanın eşitliği ilkesi çerçevesinde bir düzenleme olayı var, bu da dikkate alınmış.

“Ancak” ile başlayan bir parantez var, güvenlik, risk, konumlar itibarıyla konulan bir hüküm, bu da bu ihtiyaçtan doğmuş.

İşte, dört tane madde saydım, bunların hepsi, eğer böyle bir ihtiyaç olmasa değişmeyecekti.

Tabii, burada şunu ifade etmek istiyorum: Bazen düşünüyorum bir hukukçu olarak, 12 Eylül askerî darbesi sonrası sıkıyönetim askerî mahkemelerindeki yargılamalardaki yargıçlarla bugünkü siyasi davaları veya özellikli davaları -Ergenekon çetesi olsun, KCK soruşturması olsun- karşılaştırdığımız zaman bugün çok daha büyük bir dehşete düşüyoruz arkadaşlar. Bugün yargının daha da çok siyasallaştığını, yargının daha çok ön yargısının arttığını, yargının takım tutar gibi taraf tutar bir konuma düştüğünü görüyoruz. Böylesi bir olayın yaşandığı bir süreçte özel yasalar ile işte 250’nci madde CMK’yla bir bakıyorsunuz Adalet Bakanlığı yapmış, yıllarca bu reformların üzerinde çalışmış değerli bir insan, Sayın Seyfi Oktay’ı çok rahatlıkla alıp yirmi dört saat insanlar sorguya çekebiliyorlar veya bir telefon dinlemesine, bir başkasının telefon dinlemesinden çok rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Bu kadar zorluklar yaşanan bir yargı süreci içinde bu değişiklikler yapılırken arada teknik, görevin gerektirdiği bazı değişiklikler de var. Tabii, bu arada 20 bini aşkın asker askerlik görevi yaparken… Hepiniz yapmışsınızdır askerliği, o zaman manyetolu telefonlar vardı -yaşlı olanlar bilir- veya sırayla girilen kabin telefonları vardı, şimdi cep telefonları var, otuz beş milyon tane cep telefonu var. Yani en çok da askerde ne çekilir? Hasretlik. Askerler de arıyor, yani bir ağacın gölgesinde oturduğu zaman annesini, babasını, ailesini arıyor. Şimdi, bunlarla ilgili yirmi bini aşkın disiplin dosyası olduğu yönünde gelen talepler var. Grupların bu konuda bu disiplin cezalarına bir çözüm bulmasının doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum çünkü askerliğini bitiriyor, terhis oluyor, gidiyor memleketine, arkasından evrak geliyor, sivil mahkemede yargılanmaya devam ediyor.

Yine, kademe kademe bazı iyileştirmeler olsa da teknik anlamda, örneğin uzman erbaşlık konusunda izin konusu çözülüyor. Emeklilik konusunda çözüm yok. Tabii ki tam bir yeterlilik var mı, yok mu, biz buradan söyleyince laf oluyor. Bir gün, Sırrı Bey buradan uzman erbaşlarla ilgili bir iki söz söyledi, Genelkurmay Başkanımız tepki gösterdi. Yani doğru değil mi? 60 bin tane uzman çavuş var; çocuğu, arkadaşı astsubay çocuğuyla gidiyor -aynı yerde görev yapmışlar- astsubay gazinosunun kapısından geri dönüyor veya emekliliğinde, kırk beş yaşında… Yani kırk beş yaşında sokağa bırakılan hiçbir çalışan yoktur bir sosyal devlette. Yani buna benzer insani değişimler konusunda adımlar atılması önemli.

Ben, tabii ki burada teknik konular var, girmek istemiyorum. Örneğin, Millî Savunma Bakanlığına bağlı özel bütçeli ve tüzel kişilikli kurulan Akaryakıt İkmal ve NATO POL tesisleri konusunda sadece şunu… Sayıştay Kanunu geliyor, Sayıştay Kanunu çerçevesinde Meclisin denetiminin olabileceği alanlarda yapılan değişikliklerde Meclisin kaygı duymaması gerektiğini düşünüyorum ama mutlak surette, bunun denetimini Meclis adına Sayıştayın ilgi yönetmelikle yapması gerektiğini düşünüyorum.

Burada karavanayla ilgili bazı teknik düzenlemeler var ama en önemlisi, bir şey söylemek istiyorum: Burada askerlerle ilgili, askerî mahkemelerle ilgili bir düzenleme var. Yeri geldiği zaman, herkes vicdan, şey konusu yapıyor, doğru olarak da, haklı olarak da konuşuluyor. Görev zamanında, görev anında yaralananlar, malul olanlar, çokça bu otuz yıl süren çatışma döneminin ki -ne yazık ki diyorum- Yüzyıl Savaşları bile otuz yıl sürmemiş dünyada… Eğer bakarsanız, Yüzyıl Savaşları’nın ömrünün, bir tanesinin altmış yıl, geri kalan beş tanesinin otuz yıl olduğunu görürsünüz. Bu konuda, alacağımız önlemler konusunda ben, şahsen, partim olarak buna köklü bir çözüm bulmanın -artık otuz yıl sonra- arifesinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani biz, sonuçları iyileştirmeyle bir çözüme gidemeyiz. Sonuçların sebeplerini ortadan kaldırmak, ülkeyi şiddet sarmalından, çatışma ortamından kurtarmak zorundayız. Budur, bu Meclisin görevi bu. Eğer bunu sağlayabilirsek inanın çok daha önemli adımlar atarız. Nasıl yapabiliriz? Çatışma ortamını sadece eleştirmek veya ilgili tarafları mahkûm etmek türünden soyut sözler, örneğin, “kahrolsun” sloganları ile çözüm bulunmuyor, bulamayız. Çözüm projelerdedir. Siyasetin, bilimin, insanlığın devreye girmesi gerekiyor, Meclisin bunu şekillendirmesi gerekiyor, Meclisin bunların üzerinden bir çözüm araması gerekiyor. Şiddet ve karşı şiddet… Şiddete başvuranların değişimlerine, dönüşümlerine yönelik yol gösterici siyasetlerin de devreye girmesi şarttır. Bunu tekrar ediyorum: Şiddet ve karşı şiddete başvuranların değişimlerine, dönüşümlerine yönelik yol gösterici siyasetlerin de devreye girmesi şarttır. Otuz yıldır askere havale edilen, sıkıyönetimlere, DGM’lere, özel ağır ceza mahkemelerine havale edilen çözüm, çözümsüzlüktür. Türkiyeli, herkesin kendisini serbestçe ifade edebileceği, eşit ve özgür koşullarda yaşayabileceği, bir başkasının etnik kökenine, farklı kültürüne, ana diline, inancına saygı duyabileceği, yeniden yapılanmış bir devlet içindeki çözüm en akılcı ve en gerçekçi çözüm olacaktır.

Sayın milletvekilleri, çatışma ortamının giderilmesi, gerginliğin azaltılıp rahatlamanın sağlanması, zıtlaşan, inatlaşan siyasetlerin yumuşatılması konusunda herkese görev düşmektedir ancak bu konuda kamuoyunun oluşmasında inkâr edilemez rol oynayan basın-yayın organlarının, aydınların, politikacıların ve demokratik kuruluşların sorumlulukları daha bir üst düzeydedir. Çağdaş, demokratik, çok dilli, çok kültürlü, problemlerine çare arayan bir toplumun yaratılması, o acıların dindirilmesi için, çözüm için, kendini sorumlu hisseden herkesin bu konuda adım atması gerekiyor; baskı gruplarının harekete geçmesi gerekiyor; siyasetin dışında da bu ülkenin her insanının bu konuda aynı şekilde sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerekiyor. Bugün geldiğimiz nokta, kritik, tehlikeli, felaketlere kapı açıcı, kışkırtılmış şuursuz kitlelerin kontrol edilemez noktaya geldiği bir linç paranoyasının fotoğrafını veriyor.

Elias Canetti “Kitle ve İktidar” adlı kitabında “Kışkırtılmış kitlelerin çabucak ulaşacağı bir hedefi vardır.” diyor. “Hedef bilinir, riskin olmadığı hızla büyüyen kitlenin sınırsız üstünlüğü, cinayetlerin işlenmesinde ceza alma kaygısının olmaması çok tehlikelidir.” diyor. Kışkırtılmış kitlelerin hedefi çoğalıp belirsizleşince şuursuzca sağa sola saldırır. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman görüyor, tahammülsüzlük had safhaya çıkıyor, saldırganlaşınca hukuku, yasaları çiğnemeye, suç işlemeye başlıyor. İşte, Yugoslavya’daki milis ramboların Yugoslavya’yı getirdiği son durum budur.

Bizim, bunun karşısında, şiddetin tansiyonunu düşürmek için, başta Meclis, Meclisteki bütün gruplara ve liderlere çok büyük görevler düşüyor. Çatışma ortamındaki herkesin kendini gözden geçirmesi gerekiyor. 12 Eylül felsefesinin bize miras bıraktığı olağanüstü hâllere karşı, baskıcı uygulamaların yarattığı karşı tepkici, ırkçı, şoven milliyetçiliğe karşı, şiddete, silaha sarılmaya, ayrılıkçı oluşum ve yaklaşımlara, bölünme ve iç savaş ile dış müdahalelere, askerî maceralara, darbelere yol açacak tehlikeli uygulama ve mevzuatlara karşı, ülkenin birliği, bütünlüğü içinde demokratik siyasetin çözüm adresi olduğunu göstermek, gereklerini yerine getirmek için diyalog ve uzlaşı kanalları açık tutulmalı ve bu konuda liderler gereğini yapmalıdır. Liderler bu Mecliste, bunun tehlikesini görüp, Türkiye'nin geldiği yol ayrımında cesaretle bu kürsüden gerek açık gerek kapalı oturumlarla bunun çözümünü aramalıdır. İnanıyorum ki çözüm çok zor değildir Türkiye’de ve çözüm, üzerinde durulduğu zaman çok yakındır. İnanın silahların sustuğu, Türkiye gündeminden düştüğü bir ülkede biz de böyle yasaları yapmak zorunda kalmayız, bu tür yasaların, bu tür önlemlerin alınmasına da gerek kalmaz. Bunu, gerçekten, ülkemizin bir yol ayrımında olduğu…

Türkiye'nin “Nereye?” sorusunun kaygıdan uzak yanıtı aranmalı ve elbette ki demokratikleşme olmalıdır diyoruz. İnsanlık tarihi demokrasi kavramını da evrensel değerlere göre belirlemiştir.

Değerli arkadaşlar, bu konuştuğumuz konu, belki de demokrasinin üçlü sacayağı olan siyasal demokrasi, ekonomik demokrasi ve kültürel demokrasi konusunda Meclisin ciddi bir çalışma yapmasıyla birçok sorunun çözümünün sağlanabileceğine inanıyoruz. Silahları susturmak, çözüm sağlayabilecek bir uzlaşı ortamını yaratmak ve süreci harekete geçirmek Türkiyeli politikacıların, Meclisin en başta gelen görevidir. Biz parti olarak Meclisi bu konuda harekete geçmeye çağırıyoruz. Bu konuda gerçekten, gerekirse Meclisin tatile girmeden, gerekirse cumartesi, pazar günleri de çalışarak ama bu konuyu görüşerek, ama bu konuya çözüm arayarak, bunu seçim kaygısından uzak, parti, grup çıkarlarından uzak, ülkenin çıkarlarını göz önüne alarak hayata geçirmek zorundayız. Biz bunu hayata geçirmediğimiz zaman, bu çatışma ortamında doğacak çocuklarımız, büyüyecek çocuklarımız yarın Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Dönemini tarih ve halk karşısında sorguya alacaktır. Bunun hesabını, eğer dökülen kanların önüne geçememe gayreti ve çabası içine girmediğimiz zaman, inanın, çocuklarımız, torunlarımız bunların hesabını bize soracak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

74 konuşma daha · 18 Haziran 2010

74 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook