Uygulanan iç ve dış politikalarda hükümet proğramında verdiği sözleri yerine getirmediği, ekonomik ve sosyal sorunları çözmede başarılı olmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyıp erdoğan hakkında gensoru açılması (11/12)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 123. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Haziran 2010 · 701 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 24 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: UYGULANAN İÇ VE DIŞ POLİTİKALARDA HÜKÜMET PROĞRAMINDA VERDİĞİ SÖZLERİ YERİNE GETİRMEDİĞİ, EKONOMİK VE SOSYAL SORUNLARI ÇÖZMEDE BAŞARILI OLMADIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYIP ERDOĞAN HAKKINDA GENSORU AÇILMASI (11/12)); konuşma 701 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Uygulanan iç ve dış politikalarda hükümet proğramında verdiği sözleri yerine getirmediği, ekonomik ve sosyal sorunları çözmede başarılı olmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyıp erdoğan hakkında gensoru açılması (11/12)”. TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-24-uygulanan-ic-ve-dis-politikalarda-hukumet-programinda-verdigi-sozleri (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biliyoruz, Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yedek üyesi ve son zamanlarda özellikle yurt dışına asker gönderilmesi konusu sık sık gündeme geliyor. En tartışmalı yurt dışına asker gönderme konusunu da 1 Mart tezkeresi nedeniyle Mecliste yaşanan tartışmalardan biliyoruz. Amerika’nın Irak’a müdahalesi nedeniyle yapılan tartışmalar hâlâ belleklerdedir. Irak’a barış adına giden güçlerin, Birleşmiş Milletler güçlerinin demokrasi ve özgürlük iddiasıyla gittikten sonra yaşanan tahribat ve bugün dahi yaşanan istikrarsızlık ortadadır.
Şimdi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 sayılı Karar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı Kararı ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL)’ne silahlı kuvvetler unsurlarıyla katkı sağlamış. Söz konusu izin süresi de 5 Eylül 2009’dan sonra tekrar uzatıldı ama burada dikkati çekmek istiyorum: Hangi gerekçeyle gönderiyoruz? “Türkiye UNIFIL kara harekâtına ve Deniz Görev Gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin bir biçimde icrasında önemli bir rol üstlenmiştir.” deniyor.
Öncelikle Hükûmetin kendi içinde, ülkesinde barışı tesis etmesi gerekir ki barışı başka ülkelerde tesis etme yoluna başvurabilsin. Kendi ülkesinde kendi barışını sağlayamayan bir Hükûmetin dışarıya asker göndermesini, -aynen Soros’un deyimiyle- Türkiye'nin sanki en büyük ihraç kalemi ordu, askermiş gibi bir anlayışla yönetilmesini kabul etmemiz mümkün değildir.
Türkiye Somali’ye de asker göndermişti biliyorsunuz geçmiş tarihlerde. Orada komutanlık yapanlar, orada yaşadıkları otoriterliklerini gelip Türkiye’de faşizan darbeci dikta anlayışlarının havasında sürdürdüler. O dönemin komutanlarının gelip Somali’de yaptıklarının beterini Türkiye’deki vatandaşlarına reva görür bir yaklaşım içinde uygulamalarını merak edenler Ergenekon dosyalarına bakarlarsa çok iyi tespit edecekler.
Şimdi, Afganistan’a da, elbette ki tarihsel bağlarımızın olduğu Afganistan’a da çok büyük bir birlikle Türkiye asker göndermiş durumda. Bosna-Hersek’te de aynı durum yaşandı. Yugoslavya’daki iç çatışmalardan sonra Yugoslavya adım adım parçalanmaya gittiği zaman öyle bir tablo vardı ki Yugoslavya’da, Hırvatlar Katolik’ti Sırplar Ortodoks’tu, bakıyorsunuz mezhep olarak birbirine giriyorlardı; Boşnaklar Müslüman’dı Sırplar Hristiyan’dı, bakıyorsunuz dinsel olarak birbirine giriyorlardı. Arnavutlar ayrı bir yerde, Sırplar ayrı bir yerde, Kosova ayrı bir yerde… İşte, orada faşist milislerin, milis Ramboların, sivil milis Ramboların başladığı cinayetler bir anda o ülkeyi öyle bir parçalamaya getirdi ki şimdi Yugoslavya eşittir Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Kosova, Makedonya, altı tane saydım.
Arkadaşlar, Avrupa’nın göbeğinde, NATO, Birleşmiş Milletlerin müdahale ettiği bir sürece Türkiye asker göndermişti. Avrupa’nın gözleri önünde bunlar yaşandı, katliamlar yaşandı. Avrupa’nın gözleri önünde Birleşmiş Milletler, Bosna-Hersek, Adhoc uluslararası mahkemesini kurdu.
Yine, Avrupa, gelişmiş Avrupa’nın gözleri önünde insanları katlediliyorlardı, etnisitelerinden, dillerinden, dinlerinden, mezheplerinden dolayı.
Evet, bu travmaları Avrupa yaşadı. Avrupa’nın tarihi travmalar açısından aslında daha derinlere de gidebilir. 1600’lü yıllarda Katoliklerin Paris’te bir gecede yüz binlerce Protestan’ı katlettiği günlere doğru giderseniz, dünyada bu tür çatışma zeminlerinin asla eksik olmadığını görürsünüz.
Peki, Türkiye, Afganistan, Bosna ve -sanki dünyanın güvenliği Türkiye’den soruluyor- çok geçmişte de Kore’ye asker göndermişti. Geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Kore’ye gitmişti, Güney Kore’de şehitliğimizi ziyaret etmişti ve bakıyorsunuz, Zelandalılar geliyor, Çanakkale’de, orada şehitliklerini ziyaret ediyorlar, kendi anlamlarında.
Yani, Türkiye dünyanın jandarması mı arkadaşlar? Bu ülkenin bütçesini, bu ülkenin parasını, bu ülkenin imkânlarını, bu ülkenin benzinini, bu ülkenin mermisini, bu ülkenin topunu, sen ki ülkene harcayamıyorsan, Afganistan’da hava haritalarıyla maden taraması yapmış Amerika’nın 1 trilyon dolar rezerv bulduğu madenlerin bekçiliği görevi bize mi düşüyor?
Bakın, yakın bir yere dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Biliyor musunuz, 95’ten bu yana Kuzey Irak’ta Duhok yakınlarında 2 bin askerimiz 50 tane de tankımız var, Kanimasi’de de 20 tane tankımız, bin tane askerimiz var 95’ten bu yana, biliyor musunuz? Orada yaşıyorlar yani 95’ten bu yana Kuzey Irak’ta çatışma bölgelerinde birliklerimiz var arkadaşlar, tanklarımız var, tugayımız var yani gerçekten şöyle dönüp baktığımız zaman bütün bu yükü, bütün bu ülkenin yükünü illaki asker üzerinden götürüp silah tüccarlarının yeni model silahlarını alacak pazarları genişletmek bu ülkenin ne kadar çıkarınadır? Lübnan’a -200 veya 400- göndereceğimiz bir birliğin temsilî olarak orada bulunmasının elbette ki barışa çok fazla katkı sunmayacağını hepimiz biliyoruz. Bu birliklerin Afganistan’da çok daha yüksek olduğunu biliyoruz.
Hâl böyleyken bu ülkenin dünyaya barışı getirebilmesi için önce kendi ülkesinde barışı tesis etmesi lazım. Bu ülkede barış tesis edilene kadar, bu ülkenin içinde kardeş kanı dökülmeyene kadar, bu ülkenin içinde birlik ve bütünlük sağlanana kadar tek bir askerimizin dışarıya gönderilmesine partimiz buradan onay vermeyecektir, vermiyoruz. Bu duygularla buna karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 24 Haziran 2010