İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 127. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 127. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Temmuz 2010 · 1.647 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 1 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.647 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Böylesine önemli bir bakanlığın görüşmesini yaparken gerçekten üzüntü duyuyorum. Salona bakıyorum, Türkiye’nin en önemli Bakanlığının kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunu konuşuyoruz ve ben, tabii, burada ekranları başında bizi izleyen halkımıza buradan AK PARTİ sıralarında 5 kişi var ve gerisi çoğunluk muhalefet.

M. NURİ YAMAN (Muş)4 kişi var…

HASİP KAPLAN (Devamla)Demek ki Dışişleri Bakanlığımız gibi çok önemli, ülkemizi dışarıda temsil eden, sorumluluklar üstlenen bir bakanlık konusundaki sorumluluk anlayışımız bu ilgimiz kadar.

(x) 524 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Ben bunu söylerken neden bunları söyleme gereğini duydum? Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüşürken aynı yaklaşım söz konusu oldu. Dışişleri Bakanlığının…. Elimde Sayın Davutoğlu’nun bir sunuşu var ve bu sunuşta 2010 yılı bütçesiyle ilgili bir cümleyi halkımızın dikkatine sunmak istiyorum: Deniliyor ki “Bakanlığın 2010 yılı için bütçe teklifi Maliye Bakanlığına ‘1 milyar 771 milyon 401 bin 553 TL.’” Dışişleri Bakanlığının teklifi Maliye Bakanlığına. Ancak Maliye Bakanlığı 2010 yılı bütçesini Türkiye Büyük Millet Meclisine “920 milyon 137 bin TL” olarak teklif etmiştir. Şimdi, bu teklife baktığımız zaman, Dışişleri Bakanlığının talebinin sadece miktar teklifinin yüzde 52’si karşılanmış. Şimdi bunun altını önemle çizmek istiyorum. Sonra tekrar devam ediyorum, Bakanlığın bütçesi son on beş yılda 2,5 katından fazla oranda azalarak genel bütçenin binde 3,3’üne tekabül eden bir seviyeye gerilemiştir.

Arkadaşlar, gerçekten oturup düşünmemiz gereken günlerdeyiz. Düşünün, Dışişleri Bakanlığı, Türkiye büyüyor, dış ilişkileri büyüyor ve dünyanın 16’ncı ekonomisi olmakla övünüyoruz. Şimdi, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisinin Dışişleri Bakanlığının bütçesi 1 milyar TL bile değil. Yani, Türkiye’de birçok genel müdürlüğün bütçesi Dışişleri Bakanlığının bütçesinden daha fazla.

Şimdi böyle olunca, kanun tasarısının -ki Hükûmetten geliyor- gerekçesine bakıyoruz: “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, uluslararası ilişkilerin genişleyen kapsamı ve dış politikada alınan yeni inisiyatiflerle birlikte çok çeşitli alanlarda ve coğrafyalarda yeni sorumluluklar üstlenmektedir. 2009, 2010 ve 2011 yılları içerisinde faaliyete geçen veya geçmesi öngörülen kırk iki yeni temsilcilikle, Dışişleri Bakanlığının yurtdışı teşkilatını oluşturan toplam temsilcilik sayısı iki yüz on ikiye ulaşmış olacaktır.” deniliyor.

Evet, küresel ekonomik bir krizi geride bıraktıktan sonra, ekonomi, politika, dış ilişkilerde de yeni arayışları ister istemez gündeme getiriyor ve yönümüzü bugün ithalat ve ihracatımızın yüzde 60’ını yaptığımız -100 milyar civarında ithalat ve ihracat rakamımız- ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri… Şimdi onlarda bir kriz oluştu ve en son, işte gördünüz, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bütçelerinde bir gerileme ve kısıtlama kararı alındı. Bu gerileme ve kısıtlama sonucu Türkiye'nin yüzde 60 olan ithalat ve ihracatı yüzde 46’lara geriledi. Yani Türkiye'nin mevcut… Tabii tekstil sektörü, turizm sektörü, inşaat sektörü, sanayi sektörü, bunların hepsinde gerileme yaşandı.

Elbette ki Türkiye, genç, dinamik bir nüfusu ve Allah’ın yeryüzünde nasip eylediği en güzel vatan zenginliğine sahip bir ülke olarak, bu kriz döneminde genç ve cesur girişimciliğiyle yönünü Orta Doğu’ya, Uzak Doğu Asya’ya, Afrika’ya, Güney Amerika’ya, Brezilya’ya, Arjantin’e dönebilme cesaretini gösterdi ve Rusya’yla olan ticaret hacmimizde bir genişleme oldu ama Çin’e baktığımız zaman, koskoca Çin’de, ilişkilerimiz, ihracatımız hızla gelişirken, bir iki tane temsilciliğimiz var. Endonezya’yla yeni ilişkiler geliştiriyoruz, Hong Kong’da, yeni temsilciliğimiz orada, daha önce kurulmuştu, var.

Şimdi burada oturup doğru doğru konuşacağız. Evet, siyaseten çok karmaşık konuları tartışıyoruz. Filistin olayı, İsrail olayı, Gazze olayı, Kandil olayı, NATO olayı… Türkiye'nin güvenlik riskini çok yakından ilgilendiren, çok önemli konularda durmadan bir taraftan Ermenistan’la ilişkiler, bir taraftan Kıbrıs’la ilişkiler, bir taraftan üçlü mekanizma, bir taraftan Orta Doğu, bir taraftan Amerika’nın yaz aylarında Irak’tan çekilme ihtimali, diğer taraftan yeni enerji politikaları, yeni Nabucco’yla beraber geçiş koordinatlarının Türkiye üzerinden olduğu, Katar’daki doğal gazdan tutun da İran’daki petrolden, Azerbaycan’daki doğal gaz ve petrolden, böylesine devasa ilişkiler ağı içinde Türkiye’yi Dışişlerinde gerçekten çok az sayıda özveriyle çalışan bir kadro ve dar bir kadro götürmek zorunda kalıyor.

Biz elbette ki bu ülkenin evladı olarak bu ülkenin daha da gelişmesi için, daha da zenginleşmesi için, daha da etkin olması için ve ilk 10’un içinde yer alan bir Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekten barış içinde, demokrasi içinde yaşayan onurlu vatandaşları olmanın özlemiyle biz de bu konuda bu sorumlulukta böylesi bir teşkilat yasasını desteklerken bir iki önergeyle de elbette ki çalışanların özlük haklarından tutun da ulusal üstü yargı ve hukuktaki ilişkilerine kadar bazı önerilerimiz olacaktır. Bu dikkate alınır, alınmaz genelde AK PARTİ’nin çoğulcu anlayışın değil, çoğunlukçu anlayışının “ben getirdim, ben yaparım, ben bilirim, ben çalarım ben oynarım demokrasisi” çerçevesinde.

Tabii, bunu tartışırken dış sorunlarımızı, dış ilişkilerimizi konuşmayacak mıyız siyasetini? Elbette ki yasama Meclisinde bunun konuşulması kadar doğal bir şey yok ve biz de merak ediyoruz, heyecanla da bakıyoruz.

Bugün, Sayın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu bu kanun tasarısı nedeniyle apar topar geldi. Nereden geldi? Bakıyoruz hemen son dakika haberlerine: Brüksel’de İsrail Ticaret Bakanıyla gizlice bir görüşme yapıldığı haberi düşüyor, “İsrail Ticaret Bakanı Ben-Eliezer’le buluştu, iki buçuk saat görüştü.” deniliyor. Orada İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’ın haberdar edilmediği İsrail basınına düşen haberlerde geçiyor ve Hükûmet içinde İsrail’de de bu tartışılıyor. Tabii, bizde de ister istemez bunu sağduyuyla, soğukkanlılıkla, yani gerçekten İsrail’le bunca kriz yaşarken bu hızlı trafiğin ve diplomasinin ne olduğunu, Sayın Bakanımızın burada, yüce Meclise bir açıklama yaparak detaylandıracağına, bilgilendireceğine de inanıyorum, çünkü doğru olan da budur, yürütmenin yasamaya karşı hesap verme değil, bilgilendirme gibi bir görevi vardır.

Fakat son dakika haberlerine düşen enteresan şeylere de vurgu yapmadan geçmeyeceğim. “Gizli görüşme doğrulandı.” deniliyor. Doğru, Ankara’dan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sayın Burak Özügergin, yine Ankara’ya gelişi sırasında Sayın Bakanımızın böyle bir görüşme olduğunu… Ancak cep telefonlarımıza düşen hemen sıcak bir habere geçmek istiyorum. Deniliyor ki bu görüşmede, bakın “Esir olan İsrailli bir asker Şalit için bin Filistinliyi serbest bırakmaya hazırız.” demiş İsrail Hükûmeti adına konuşan Bakan.

Elbette Filistin’le dayanışmaysa, böyle bir görüşme, bunun üzerine minvalse, temelinde başka şeyler yoksa, Toronto görüşmesi sonrası Sayın Obama ile Erdoğan arasındaki görüşmelerden sonra bu gerginliği indirin, tansiyonu düşürün ve görüşün telkinleri etkili olmadıysa veya olduysa, bu ülkenin yararına doğru yapılmışsa, doğru bir adım atılmışsa, atılan doğru adımda Sayın Bakanın yanında yer alırız, ancak aynı hassasiyeti, İsrail’in askeri, esir askeri, kendi askeri için gösterdiği hassasiyeti Hükûmetten sınır boylarında on beş günlük eğitimden sonra gidip toprağa düşen askerlerimiz için de göstermesini bekleme hakkımız var. Muhalefet olarak bunu sorarız.

Dağlıca’da, 8 tane asker Dağlıca’dan Kuzey Irak’a götürüldüğünde bu Parlamentonun üyeleri gidip sağ salim onları getirdi diye haklarında fezleke hazırlanırken, bu kıyaslamayı Sayın Bakanın yapmasını, Hükûmetin yapmasını diliyorum. 8 askerimizin canı hiç mi kıymetli değildi ki onları getirmek için Kuzey ırak’a giden ve Amerika’nın da Barzani yönetiminin de Talabani’nin de bilgisi dâhilinde oradan askerleri sağ salim getirdi diye bizim milletvekillerimize fezleke gönderen anlayış karşısındaki duruşu da sorgulamalarını ve doğru bir duruş göstermelerini isteme hakkımız var.

Arkadaşlar, bunu ben niçin söylüyorum? Eğer İsrail’in bir askeri için gösterdiği hassasiyetin binde birini biz askerlerimiz için gösterseydik, bugün, Siirt’in Sarıyaprak köyünde 2 askerimizin, 3 korucunun ve -siz, birileriniz veya birileri insan olarak görmeyebilir- etkisiz hâle getirilen ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 12 gencin anasının da babasının da olduğunu, madalyonun iki yüzünün olduğunu, her acının, her ölümün paylaşılması gerektiğini, bu ülkenin çocukları söz konusu olduğu zaman, onu paylaştığımız zaman, bunu aşabilmenin ne kadar daha kolay olabileceğini görmemiz gerekiyor.

Evet, bu kürsüden başsağlığı çokça, kınama çokça yapılıyor. Bu kürsü ağlama duvarı değildir arkadaşlar. Bu kürsü, halkın temsilcilerinin seçilip geldiği çözüm adresidir. Biz çözümü bulamıyoruz. Eğer ülkemizde barışı sağlamak için, silahları susturmak için adım atamıyorsak ve haberlere baktığım zaman, Sayın Başbakan -tabii ki onun da tatil hakkı var- tatile gidiyorsa askerler öldüğü zaman ve sayın ana muhalefet parti lideri bu kan akma olayı konuşulurken görüşmek için “Sen benim makamıma gel, ben senin makamına geleyim.” gibi peşrevler çekiyorsa birbirine bu ülkede, bu ülkede iktidar ile ana muhalefet partisi kayıkçı kavgasına tutulmuşsa, ben neyi konuşayım burada Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde diye düşünüyorum. Çünkü bu ülkede kardeş kanını durduramadığımız sürece çok güçlü dışişleri bakanlıklarımız da olsa, çok güçlü kurumlarımız da olsa ne yazar!

Bakın arkadaşlar, şu kitapçığı açın ve ilk sayfasından itibaren bir şeyler göreceksiniz. Türkiye’nin, devlet politikası olarak sulhtan bahsettiğini göreceksiniz yurtta ve cihanda.

Şu tasarıya bakınız, şu tasarının 1’inci maddesinde Dışişleri Bakanlığımızın görev ve yetkileri sayıldığı zaman çok ulvi görevlerle donatıldığını göreceksiniz. “Her türlü toplumsal yaşamın temelini oluşturan insan haklarının ve demokratik değerlerin savunulması ve ileriye götürülmesi, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle yapılan her türlü ayrımcılık ile mücadele edilmesi.” Güzel sözler bunlar. Bunları hayata kendi ülkemizde geçiremiyorsak, siz gidip nerede hayata geçireceksiniz? Hangi ülkede, hangi dışarıda?

Arkadaşlar, bir tehlikeli oyuna dikkatini çekmek istiyorum yüce Meclisin: Şimdi, notlarıma bakıyorum. Sayın Başbakan konuşmasında şöyle bir imada bulunuyor, diyor ki: “NATO neden Kandil’e girmiyor?” Evet, dikkatinizi çekeyim: “NATO niye Kandil’e girmiyor?” NATO’ya Türkiye olarak -kitapçıkta yazıyor- 50’lerden beri üyeyiz. NATO’nun bugüne kadar girdiği yere bela girmiştir arkadaşlar. Bakın, Yugoslavya’ya girdi, bela girdi Yugoslavya’ya; paramparça oldu. Bakın, dikkat edin, Bosna-Hersek ayrı, Hırvatistan ayrı, Slovenya ayrı, Kosova ayrı, Sırbistan ayrı; kaç devlet olduğunu gördünüz mü?

Bakın, NATO Irak’a girdi. Irak’a girdikten sonra kaç milyon insan öldü biliyor musunuz? Müslüman değil miydi ölenlerin hepsi? 1 milyon insanın üstünde öldü. NATO, Birleşmiş Milletler Afganistan’a girdi. Neyi çözecek arkadaşlar? NATO -bir de bahanesi var- “Türkiye'deki sorun örgütle Türkiye arasında. Oysa El Kaide uluslararası bir terör örgütü olarak bütün ülkeleri, 11 Eylülde İkiz Kuleleri vurduğu için farklı.” diyor.

Şimdi, NATO’yu, bu belayı Türkiye'ye davet ederseniz, kendi vatandaşlarınızla konuşamaz ve çözemezseniz korkarım ki bu dehşet planların tuzağına düşürürsünüz. Bu çok tehlikelidir. NATO, girdiği yerlerde, arkasından iki provokasyonla yeşil hatlar çekiyor, yeşil hatlar. Fırat’ı yeşil hat hâline getirebilir. Bu tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. NATO’yu davet etmeyin; gidin kendi çocuklarınızla konuşmanın, görüşmenin, tartışmanın ve çözmenin yollarını bulun.

Bakın -elimdeki notlara bakıyorum, demin tekrar baktım- Diyarbakır’da doksan dokuz tane sivil toplum örgütü bir araya geliyor, Hükûmete çağrıda bulunuyor, PKK’ye de buluyor. Arkasından Batman’da onlarca sivil toplum örgütü geliyor ve çağrıda bulunuyor “Silahlar sussun.” diye. Bugün de benim ilimde Şırnak’ta sivil toplum örgütleri bir araya gelmiş ve açıklama yapmışlar, çağrıda bulunuyorlar. Yine bakıyorum, Van’da sivil toplum örgütleri bir araya gelmiş çağrıda bulunuyor. Peki, ülkemin diğer bölgeleri, Karadeniz, Akdeniz, Ege, İç Anadolu, Trakya’nın sivil toplum örgütleri süs saksısı mıdırlar, söyler misiniz arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 1 Temmuz 2010

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook