Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 130. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Temmuz 2010 · 528 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 7 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 528 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-07-07-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524-3 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz Dışişleri Bakanlığı personelinin özlük haklarıyla ilgili geçmişe ilişkin ödenmesi yönündedir. Biz biliriz ki yirmi dört saat çalışır Dışişleri Bakanlığı personeli. Takdir yüce Meclisin.
Ancak burada ben bir iki şeye dikkat çekmek istiyorum. Deminki tartışmalar, doğrusu, bir önceki tartışmalar bizi düşündürüyor. Çünkü çok iyi biliyoruz ki yüce Mecliste, bu Mecliste İsrail Devlet Başkanı İzak Rabin geldi İbranice konuştu hatırlarsınız, El Beşir geldi konuştu, Aliyev geldi, Nazarbayev geldi, Obama geldi İngilizce konuştu; bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Yani hukuk devletiyiz, devlet başkanları geliyor, davet ediyoruz.
Balkanlar, Kafkaslar, Türki cumhuriyetler ve Orta Doğu, Musul vilayeti, Kerkük, Türkmenler, Kürtler; bunlar bizim akraba ve hem Türk hem Kürt iki yönden soydaşlığımız olan insanlar. Ancak burada, bu kürsüde Sayın Dışişleri Bakanımıza, Sayın Barzani’ye Kürtçe “Hoş geldin.” dediği için, hitap ettiği için burada kıyamet koparılmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Yani El Beşir konuşurken saygılısınız, İbranice konuşulurken saygılısınız, Obama İngilizce konuşurken saygılısınız ama bin yıldır beraber yaşanmış, Anayasa gereği seçimle gelmiş, resmî olarak cumhurbaşkanı olmuş Sayın Talabani’ye, Irak Kürt Yönetimi Başkanı Sayın Barzani’ye buradan, üstelik ceza yasalarımızda suç olmasına rağmen, üstelik bizim diplomasi geleneğimizde olmamasına rağmen ve bu Mecliste 100’ün üstünde Kürt milletvekili olmasına rağmen “Kürt aşiret ağaları” diye hitap edeceksiniz, “postal yalayıcısı” diyeceksiniz ve ondan sonra da saygı bekleyeceksiniz.
Şimdi, bizim Türki cumhuriyetlerin başkanlarına, kültürüne ve diline gösterdiğiniz saygının asgarisini de bekleme hakkımız vardır. Bu kürsü, bizim, Kürt halkının ve seçilmişlerinin temsilcilerini, Birleşmiş Milletlerde temsil edilen Sayın Talabani ile Barzani’ye hakaret kürsüsü değildir. Sayın Bakanın da Kürtçe “Hoş geldin.” demesi veya “bre sayın” demesi kadar doğal bir şey yok. Sayın Devlet Bahçeli de Başbakan Yardımcısıyken Diyarbakır’a gittiği zaman Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaretinde, MHP’liler “…”(x) demişlerdi. Hatırlayın o günleri. Şimdi, ne oluyor da burada Kürtçe söz konusu olunca anlamsız bir tartışma yapıyoruz? Kafkaslardaki, Türki cumhuriyetlerdeki kardeşlerimize saygı göstermek güzel bir şey değil mi? Balkanlardaki kardeşlerimize, Boşnaklara kadar, Kosova’dakilere kadar hepsine saygı göstermek güzel değil mi? Türkmenlere de Kürtlere de kardeşimiz demek daha güzel değil mi? Niye bütünleşmiyoruz, niye ayrışıyoruz? Niye birbirimize tahammülsüz oluyoruz? Bu Mecliste birbirimizin yüzüne bakarken, inanın, her söylenen söz, hani “aşiret reisi” deniyor ya, benim yüzüme vurulmuş böyle birer mermi gibidir, ben böyle hissediyorum ve kendimi tutuyorum. Osmanlı Devleti de bir aşiret reisliğinden geldi, dünyaya hükmetti arkadaşlar; yapmayın, dünyaya hükmetti. Osmanlı işte geldi, Bozüyük’te yerleştikten sonra Bursa’ya geldi, Viyana kapılarına kadar gitti, Endülüsya’ya kadar gitti. Şimdi, seçilmişse, demokratik yoldan gelmişse kabul edeceksiniz ama Müslüman’sanız, birlikte bin yıl aynı Osmanlı yönetiminde yaşamışsanız, bunu da bir akraba ve kardeş ilişkisi olarak göreceksiniz ve Sayın Başbakanı bu noktadan sıkıştırmaya kalkmak yanlış.
Bakın, ben bölgeden geldim, Şırnak’tan dün geldim ve inanın ben korkuyorum, çok korkuyorum, barut fıçısı gibi. Bakın, yaşanan çatışmaların, evet ülkemizde her yerde acısı hissediliyor ama bir anda bir şehre 7 tane cenaze düştüğü zaman ve her ilçeye, her merkeze birer cenaze düştüğü zaman, siz, o kitle potansiyelini ve izdihamını bir düşünün. Bu durum vardı ve ne yazık ki cenazeler anne ve babalara teslim edilmedi. “DNA testi” dediler, yaptırılmadı. “Teşhis” dediler, yaptırılmadı. Dinî vecibeler yerine getirilmedi. Burada ölen gençler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ister hakkında mahkeme kararı olsun ister ne derseniz deyin ama bu ülkede yaşayan ana ve babaları var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
64 konuşma daha · 7 Temmuz 2010