Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 138. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Temmuz 2010 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 21 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖRLE MÜCADELE KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ (S.S.:526)); konuşma 928 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)”. TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim tutanağı, 21 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-07-21-terorle-mucadele-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 526 sıra sayılı, kısaca taş atan çocuklarla ilgili tasarı konusunda Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ve bugünkü bu tasarıda imzası bulunan Sayın Ahmet Türk’e ve grubuna, yine Sayın Hakkâri Milletvekili Geylani, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’a, ayrıca bu teklifleriyle katkı sunanlara, Çocuklar İçin Adalet Girişimine öncelikle teşekkürlerimi sunarak sözlerime başlamak istiyorum.
Arkadaşlar, biraz soğukkanlı, suhuletle tartışmasını nedense beceremiyoruz. Sizi, bir otuz yıllık süreçten bugüne getirmek istiyorum: 12 Eylül öncesi sağ-sol çatışmalarında 6-7 bin insanımızı kaybettiğimiz günlerden, Kahramanmaraş katliamlarından, Çorum katliamlarından Sivas katliamına, arkasından da 12 Eylül askerî darbesinin terörüne... Çünkü en büyük terörün darbeciler döneminde yapıldığı, 2 milyonu aşkın insanın gözaltılarda, sıkıyönetimlerde nasıl yargılandığını o dönemleri biz sıkıyönetimde ceza avukatı olarak sanığı, tanığı ve avukatı olarak çok iyi biliyoruz.
Burada şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar: Türkiye yakın tarihinde bugünün acılarını yaşarken geçmişini de unutmamak durumundadır. Hizbullah’ın domuz bağlarından, El Kaide’nin bombalamalarından, değişik endeksli şiddet olaylarından günümüze kadar nasıl bir seyir izlenmiş, ona kısaca bir dikkatinizi çekmek istiyorum.
1991 Terörle Mücadele Kanunu görüşülüyor ve Terörle Mücadele Kanunu, tutanakları elimde. Bu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun bir özelliği, 2932 sayılı Kürtçe anadil yasağını kaldıran bir madde bunun içinde yer alıyor. İkincisi şartla salıverme, infaz indiriminin uygulandığı, sıkıyönetimin adaletsizlikleri karşısında uygulandığı bir tasarı ve Terörle Mücadele Kanunu’yla düşünce suçlarının daraltılması, basının tehdit altına alınması, örgütlenme özgürlüğünün yok edilmesi, cezaların artırılması, infaz sisteminin değiştirilmesi var. O günün tartışmalarına çok dikkat etmeden şunu söylemek istiyorum: O dönem SHP’nin gerçekten bu tartışmalarda cesur konuşmaları var. Sayın Kemal Anadol’un ve Sayın Erdal Kalkan’ın -şimdi AK PARTİ sıralarında- çok güzel tartışmaları var ve ceza indirimiyle, afla ilgili, meşruten indirimle ilgili hatta hatta 149’uncu madde katliamlarla ilgili, özellikle Maraş, Çorum ve diğer katliam sanıklarının nasıl affa uğradıklarını görebilirsiniz.
Ben bugüne gelmek istiyorum. Bugüne geldiğimiz zaman, yine 2004’te bir değişiklik var, 6 no.lu Protokol, 13 no.lu Protokol imzalanıyor ve burada yine özgürlükleri kısıtlayan maddeler görüyoruz. O tarihte hücre, tecrit ve infaz sistemi getiriliyor. Konuşmacı da Sayın Nimet Çubukçu Bakanımız.
Buraya geliyorum, bugüne, şimdi. Bugüne geldiğimiz zaman, ne oldu da birdenbire 2006 yılında bu Terörle Mücadele Kanunda değişiklik oldu? Mecliste o zaman iki parti var; AK PARTİ var, Cumhuriyet Halk Partisi var, bir de ANAP sonradan bir grup oluşturmuş, Doğru Yol Partisinden de 1-2 milletvekili var.
Şimdi, arkadaşlar, 2006-29 Haziran -tarihe dikkatinizi çekiyorum- 28 Martta güneydoğuda olaylar var; Diyarbakır’da, Kızıltepe’de, Nusaybin’de, Siirt’te, Şırnak’ta birçok yerde ve bebekler öldürülmüş, çocuklar öldürülmüş, faili meçhul cinayetler var, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımı var ve o koşullarda bu tasarı Meclise geliyor.
Şimdi, bu tasarıya baktığımız zaman AK PARTİ Grubu adına Haluk İpek konuşmuş. Diyor ki: “Biz demokratik hakları dikkate aldık.” Sonra, bakıyorsunuz ki Cemil Çiçek -o dönemin Hükûmet adına Adalet Bakanı- konuşma yapıyor. Hükûmet adına konuşma yapan Sayın Adalet Bakanının konuşmalarına baktığınız zaman çok daha enteresan şeyler göreceksiniz, “Biz bu yasayı keyfimizden yapmıyoruz.” diyor. “Keyfimizden yapmıyoruz.” derken Terörle Mücadele Kanunu’nun bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor ve güvenlik-özgürlük denklemi bu Mecliste ortaya atılıyor. Hep güvenlik -özgürlük denkleminde özgürlükler bir kenara atılarak güvenlik tedbirleri… Bugüne kadar, doksan yıllık cumhuriyette, hep yapılagelenler bunlar.
Şimdi burada tartışmalara bakıyoruz, güvenlik-özgürlük denkleminin ötesinde çok enteresan şeyler var. O zaman AK PARTİ Grubu adına Sayın Bozdağ konuşuyor burada, kürsüde ve Sayın Bozdağ’ın konuşmalarına baktığınız zaman yine hayretler içindesiniz. Tasarının amacını koyuş biçimi ve “Uyum yasalarıyla uyumlu.” diyor, Avrupa Birliği uyum yasaları düşünceyi, demokrasiyi değiştiren hükümler ve burada ilginç bir sözü var: “Evet, Güvenlik Siyaset Belgesinden başka şeylerden de bahsedildi, buna katılmak imkânımız yoktu, zira oradaki anlayışlar bu tasarıya yansımıştır.” diyor. Millî Güvenlik Siyaset Belgesi dediğimiz, arkadaşlar, kırmızı kitaptır, kırmızı kitap.
Ben bu Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’ni Başbakandan istedim ve Başbakan adına Sayın Cemil Çiçek bana, daha yeni, 15 Temmuz 2010’da gönderdiği cevapta diyor ki: “Gizlilik derecesi olan, 2945 sayılı MGK Genel Sekreterliği Kanunu 10’uncu maddesine göre biz bu gizlilik dereceli bilgiyi, belgeleri milletvekillerine veremiyoruz.” Şimdi soruyorum: Bu Meclisin üzerindeki iradenin adı nedir arkadaşlar? Bu Meclisin üzerinde kırmızı anayasaların… Millî Güvenlik Siyaset Belgesini görmeyen milletvekilleri, görmeyen ana muhalefet partisi, görmeyen parti grupları; siz neyi tartışıp konuşuyorsunuz burada? Yazık değil mi, bu Meclisin iradesi üzerinde!.. İşte Sayın Bozdağ’ın konuşmaları, tutanaktan okudum; işte bir gün önce bana gelen Başbakanın cevabı! Siz neyi tartışıyorsunuz? Hani özgür iradeniz sizin arkadaşlar?
Daha çok şey var bunun içinde. Bu tartışmalara baktığım zaman Cumhuriyet Halk Partisi adına utandım. Arkadaşlar, bu tartışmalarda tartışmanın boyutu bir noktaya kilitlenmiş, alt komisyona dâhil olmamışlar. Yeniden yargılama Sayın Bakanın anlattığı noktaya… Çekilmiş o zaten yasadan ama arkasında cezalar artırılıyor. Cezalar öylesine dehşet artırılıyor ki arkadaşlar, bu artırılan cezalara baktığımız zaman, okunuyor… “Kabul edenler… Etmeyenler…” İmza… Yarı oranında artırılacak: “Kabul edenler… Etmeyenler…” Yine madde 5, cezaların artırılması: “Kabul edenler… Etmeyenler…”
Sayın Bozdağ “Cezaları artırıyoruz.” diyor. Niye? Önlem olarak. “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.” Tek kelime yok üzerinde konuşma.
3713, cebir, şiddeti de kaldırıyor: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.”
Propaganda… Cezasını artırıyor: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.” Böyle muhalefet anlayışı olur mu arkadaşlar?
Basın özgürlüğü: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.”
Amblem ve işaretlere 3 katı ceza: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.”
Burada Türkiye’nin basın özgürlükleri, demokratik hayatı, toplum özgürlüğü, toplantı gösteri yasaları, hepsi zapturapt altına alınırken bir tek kelime tartışma olmamış bu Mecliste arkadaşlar ve 12 Eylül darbesinden sonra, Nazi üniforması giyip, İstiklal Caddesinde dolaşıp vatandaşa: “Ellerinizi kaldırın, duvara dayayın.” dediği zaman sürü gibi duvara dayanan o vatandaşın, ellerindeki o sahte silahlarla, Nazi üniformasıyla “Sen kimsin kardeşim, hangi güvenlik gücüsün, hangi üniforma üstünde?” diyemez duruma getirilen suskunluğun Meclise yansımış pozisyonunu yaşıyoruz. Sonra, bir çocuk taş attı diye yaşından fazla ceza alıyor; on beş yıl alıyor, yirmi beş yıl alıyor. Yargıçlarımızın da hukukun da vicdanı sızlıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
61 konuşma daha · 21 Temmuz 2010