İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 29. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 29. Birleşim · 5. yasama yılı · 9 Aralık 2010 · 862 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 9 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 862 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-12-09-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’yla ilgili, biz boykotçu cepheyiz. Ne “evet” ne “hayır” dedik. Biz sadece şunu söyledik: “Bu Anayasa’nın 85’inci maddesi değişti, eğer başını değiştirmezseniz, sonunu değiştirmezseniz bu Anayasa değişmiş olmaz.” YÖK’ü duruyor; bakın, üniversite olayları var. MGK’sı duruyor; bakın, askerî vesayet var ve siz, 7 tane HSYK üyesinin sayısını 22’ye çıkarırsanız, inanın yargıyı bağımsızlaştıramazsanız.

Yargı çok farklı bir olay arkadaşlar. Yargıda bulunanlar iyi bilir. Cezaeviyle yargı, hazırlık aşamasıyla yargı, kâtipleriyle, binalarıyla, duruşma salonlarıyla yargı, yüksek yargısıyla ve bölünmüş yargısıyla yargı. Bunların hepsini bir bütün olarak değerlendirmediğiniz zaman, sadece bu uyum yasasına hapsettiğiniz zaman ne bunu çıkaranlar yargıda reform ve devrim yapmış sayılır ne de buna itiraz edenler bunun başka bir anlama geldiğini söyleyebilir. Biz, buraya önergeler verdik, hatırlarsınız, yargı birliğini savunduk. “Siz HSYK üyeliklerine askerî yargıçları seçiyorsunuz, yanlış.” dedik size ama kabul etmediniz. Ne zaman ki 3 generali görevden aldınız, 3 general Askerî Yüksek İdare Mahkemesine dava açtı, hemen başladınız “Yargı birliği yok. Generaller yargılanacak, albaylar mı karar verecek?” diye. Sonra Koşaner’le görüşüldü, ne oldu o arada? Çoğunlukla durumu kurtardınız. Peki, biz bu kürsüden söylemedik mi? Söyledik. “Bu olmaz, yargı birliğini sağlayın.” dedik, çok şey söyledik.

Şimdi referandum meydanında değiliz, Meclisteyiz. Siz bana İstanbul’daki bir asliye hukuk hâkiminin, bir asliye ceza mahkemesinin, bir sulh hâkiminin, bir sulh ceza mahkemesinin…. Ekim ayından, Mayıs 2011’e duruşma günü veriyor, yedi ay, sekiz ay, bir sene sonraya. Bana bunu nasıl kısaltacağınızı anlatın, geciken adaleti anlatın. Bana bir hâkimin Avrupa standartlarının üstünde 5 kat dosyaya baktığını anlatın, dosyaları evine götürdüğünü anlatın ve o yargıçların, o savcıların da yargıç güvencesinin olmadığını gelip size anlatalım. Bir bütündür yargı, bir bütündür adalet. Eğer siz yargının yapılanmasıyla ilgili, eğer siz fiziki koşullarıyla ilgili, eğer siz 7 bin tane hâkim, savcı açığıyla ilgili, eğer siz kırtasiyesiyle ilgili, eğer siz bütün bunlarla ilgili önlem almadığınız zaman, en güzel anayasaları da çıkarsanız, en güzel uyum yasalarını da çıkarsanız bu ülkeye adalet gelmez. Geciken adalet adalet değildir. Sayın Bakan, Kemal Türkler’in davası otuz yıl sürdü, otuz yıl. Otuz yıl adalet sağır mıydı, kör müydü,topal mıydı? Hani kraliçenin gözleri kapalıydı, kılıcı vardı? Ne oldu otuz senede? Kızının sesi yankılanıyor. Kızı dedi ki: “Gecikti adalet, katil kazandı.” Ben de Mecliste bağırıyorum: Gecikti adalet, katiller kazanıyor!

Yalnız bu değil, yalnız bu değil arkadaşlar, uzun süre tutuklu kalıp yargılananlara ne diyorsunuz? Üç sene isnadı bilmeden, mahkemeye çıkmadan yargılanan, ister çete olsun, ister terör örgütü, ister siyasi, ister adli suçlu, kimi üç sene bekletmeye hakkınız var? Kimi senelerce tutuklu tutmaya hakkınız var? Üç sene sonra “Pardon.” mu diyeceksiniz? Üç sene sonra ceza adaletinde geriye dönüşü mü sağlayacaksınız? Üç sene sonra “Adalet gerçekleşti.” mi diyeceksiniz? Bu mağduriyeti nasıl gidereceksiniz? Yargı budur, adalet budur, insan unsurudur, vicdandır, hakkaniyettir, tarafsızlıktır, bağımsızlıktır.

Şimdi ben size söyleyeyim, üniversite olaylarını konuşuyorsunuz. Şerzan Kurt Muğla’da öldürülüyor, davası Eskişehir’e gönderiliyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Bu ne biçim adalet!

HASİP KAPLAN (Devamla) –Şimdi Muğla’da adaleti, güveni sağlayamayan bir Hükûmet bitmiştir. Buradan iddia ediyorum, Muğla’da ağır ceza mahkemesinde veya İzmir’de veya Diyarbakır’da veya Van’da eğer yerinde güveni, adaleti sağlayamıyorsanız… Bakın, KCK davasından 1.600 arkadaşımız yargılanıyor, seçilmiş belediye başkanlarımız, Diyarbakır gibi 1,5 milyonluk bir şehrin merkezinde. Hâkimlere saldırı mı oldu, binalara saldırı mı oldu, oraya gelen görevlilere saldırı mı oldu? Ama ana dilini konuşmak istediği için benim adaletim o zaman kör oluyor, diyor ki: “Kürtçe yok.” “…”(x) Yazacaksınız Mecliste şimdi “bilinmeyen dilde.”

Bu tutanaklara, stenograflara hangi Meclis başkanı talimat verdi “bilinmeyen dilde?”

Burada İbranice konuştu İsrail Devlet Başkanı, burada Amerikan Başkanı İngilizce konuştu, yazdınız, burada El Beşir geldi, Uluslararası Ceza Mahkemesinin “katil” diye tutuklama kararı verdiği kendi dilinde konuştu, yazdınız ama 20 milyonun üstünde Kürt yurttaşı çıkıyor, burada “bilinmeyen dil” yazıyorsunuz.

Sayın Adalet Bakanı, hani adalet?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Nerede adalet?

HASİP KAPLAN (Devamla)20 milyonun gözüne baka baka hani adalet?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Hani adalet?

HASİP KAPLAN (Devamla)Ben soruyorum? Çok şey sorabilirim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Adalet polislerin ayağının altında!

HASİP KAPLAN (Devamla)Çok şey söyleyebilirim ama ben başka bir şey söylemek istiyorum: Bugün 9 Aralık, yarın 10 Aralık, Sevgili Ahmet Kaya’nın 10 Aralık 2000’de, Paris’te, sürgünde ölümünün 10’uncu yıl dönümü. Size bir şey ifade ediyor mu arkadaşlar? Meclisin çok saygıdeğer milletvekilleri, siz ne anlıyorsunuz: Ahmet Kaya, Paris, ölüm? Pazar günü de yıl dönümü kutlanacak (xx) İstanbul’da.

Gazeteciler Cemiyetinin, Magazin Gazetecileri Derneğinin bir gecesinde “Bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim, bunun klibini yayınlayacak bir televizyon çıkarsa” diye başladığı sözlerinden linç girişimi yaşadı. Yetmedi, saldırıya uğradı; yetmedi, adalet devreye girdi; İstanbul’un devlet güvenlik mahkemesi devreye girdi, “terörist” dedi, “örgüt üyesi” dedi, terörle mücadele polisleri peşine takıldı, gözaltına alındı, evi basıldı.

İstanbul DGM’ye getirildiği zaman ben avukattım. Halkın sevdiği bir sanatçıyı -Malatyalı ama gönlü Türkiye, gönlü dünyaydı onun- getirdiler, “terör örgütüne yardım, yataklık” dediler Kürtçe bir klibi yayınlanacak diye ve bu adalet ve bu devlet güvenlik mahkemesi üç yıl dokuz ay! hapis cezası verdi, üç yıl dokuz ay! Yani insan ana dilinde bir şarkıyı bir televizyonda söylemek istediği zaman bu ülkede terörist oluyor, ceza alıyor, sürgüne gidiyor, hasrete gidiyor ve Paris’in varoşlarında gencecik bir yaşta deri pardösüsü, tabakası, sazını bırakarak bu ülkeye veda ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 9 Aralık 2010

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook