İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 31. Birleşim · 5. yasama yılı · 13 Aralık 2010 · 2.825 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 13 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 2.825 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-12-13-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, geçen sene bütçede yoktuk, partimiz kapatıldı; Sevgili Ahmet Türk, Aysel Tuğluk’un üyeliği düşürüldü ama biz yine buradayız ve bu seçimde yine bu 2 arkadaşımız burada olacaktır. Biz yokken Meclis renksiz, sessiz, heyecansız, hatta sıkıcıydı, oysa biz, Meclisin tadı biberiyiz, bizsiz bir Meclis eksik kalır, bunu bileceksiniz, farklıyız. Evet, farklılıklarımız var ama bu, ayrışmanın nedeni değil; demokrasilerde birliğin ve demokrasinin harcıdır. Zaten yeni partimizin amblemi de ağaç. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine.” dedik, yolumuza devam ettik, geldik AK PARTİ’nin 9’uncu bütçesini dinliyoruz, sanal rakamlarını, palavralarını. Şimdi, sıra bizde, bizde.

AHMET YENİ (Samsun)Biz de sizin palavralarınızı dinleyeceğiz şimdi, değil mi?

HASİP KAPLAN (Devamla)Şimdi, “Krizden etkilenmedik.” Çok dinledik, dinledik, dinledik.

Birinci büyük bunalımda dünyanın en büyük krizi olan uzun bunalımda, 1870’ten Birinci Dünya Harbi’ne gelirken Türkiye, o zaman Osmanlı olarak kaybetti; Kafkaslar, Balkanlar, Orta Doğu çözüldü ve en son, İstiklal Savaşı mücadelesinde burada Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu zaman, Musul ve Kerkük’ü Misakımillî sınırları dışında bıraktık. İkinci büyük ekonomik kriz 1929’da başladı. Bu da nereye geldi? İkinci Dünya Savaşı’na geldi, faşizm hortladı İtalya’da, Almanya’da, İngiltere’de, Amerika’da ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Türkiye savaşa girmese de kapitalist sistemle sosyalist sistem arasında topraklarına üsler konulmuş, NATO’nun, üzerine, topraklarına çöreklendiği Türkiye de Orta Doğu’nun ve dünyanın sosyalist sistem karşısında jandarması olduğu bir ülke durumuna geldi.

(x) Bu bölümlerde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

“Üçüncü büyük küresel ekonomik krizden etkilenmedik.” diyorlar hatipler, Hükûmet hep. Dünya etkileniyor, Amerika etkileniyor, Avrupa etkileniyor ama siz etkilenmediniz. Peki, karşılıksız çeklerden, peki, ödenmeyen kredi kartlarından, borçlarından batan şirketlerden, işten atılanlardan, intihar edenlerden, bunların rakamlarından da haberiniz var mı? Peki, dünyada aleyhimize gelişen gelişmelerden haberiniz var mı? Bu küresel krizde yüzde 60 ihracat ve ithalatımızı yaptığımız Avrupa Birliği, Amerika gibi ülkelerde yüzde 40’lara, dibe vurduğunu ihracatımızın, ithalatımızın rakamlarını da açıklar mısınız? Açıklayamazsınız. Orada gelişen ırkçılığı da açıklayamazsınız, İslam karşıtlığını da, Avrupa Parlamentosunda ırkçı partilerin grup kurduğunu da açıklayamazsınız. Açıklayamadığınız, cesaret edemediğiniz, edemeyeceğiniz bir şey daha var: Emperyal güçler bu ülkeye topla, tüfekle, tankla giremediler ama bu küresel krizde, bu üçüncü bunalımda topla, tankla değil, sermayeleriyle, şirketleriyle giriyorlar ve alıyorlar, satın alıyorlar yap-işlet-devretle limanlarımızı, ırmaklarımızı, köprülerimizi, çörekleniyorlar ülkemizin başına. Onlar küresel krizi böyle değerlendirirken birileri de çıkıp burada diyor ki: “Biz etkilenmedik, teğet geçti.” Eğer söylenenler gerçek değilse ve yalanın boyutu büyükse bizim 72 milyon halkımızın bildiği bir tek kelime vardır “palavra”, biz “palavra” deriz.

Bakın, Bütçe Komisyonunda, 26 Ekim 2010, Bakan açıklıyor, çok seviyorsunuz rakamları, ona geleceğim: ”10 bin dolar gayrisafi millî hasıla ve 2002’den bu yana artırdık.” Güzel ama çok geçmedi, iki hafta sonra, bir gece ansızın zengin oluverdik. Nasıl? AKP’nin elinde sihirli değnek, kurlarla, istatistiklerle oynuyor, bir gecede milleti zengin ediyor. Gayrisafi millî hasılayı kişi başına da 2.345 TL artırıyor, yılda 16 bin dolara gayrisafi millî hasılayı çıkarıyor, Türkiye’yi dokuz basamak artırıyor. Var mıdır dünyada böylesi Hükûmet? Yoktur tabii. Ancak sizin sanal rakamlarınızda, sizin sahte rakamlarınızda, sizin bir gecelik oynamalarınızda olabilir. Ne oldu da iki haftada bu zenginlik yaşandı? Cevabını burada vermelisiniz.

Evet, 2 milyon, açlık sınırının altında yaşıyor bu ülkede. 15 milyon kişi, yoksulluk sınırının altında yaşıyor bu ülkede. 10 milyon kişi, yeşil kartlı yaşıyor bu ülkede. AKP’nin full çektiği Ağrı, Bingöl, Şanlıurfa’da, yüzde 50’nin üzerinde yeşil kart var. Bu, Türkiye'nin fotoğrafı değil mi? Yabancı bir ülkeden mi bahsediyoruz?

Nazım der ki:

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

İşin kolayına kaçmadan ama

Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil

Ne de ak örtüde elmaların

…

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”

Halkımız da soruyor: Yoksulluğun, işsizliğin, baskının, ayrımcılığın, işkencenin, sosyal adaletsizliğin, zamların resmini yapabilir misiniz Sayın Recep Tayyip Erdoğan? Sekiz yılda yarattığın eserin resmini yapabilir misin? İşten çıkarılanların, 18 milyon işsizin; ÖSS, KPSS sınavlarında kuyruk olan milyonların; Zonguldak maden ocaklarında kalan cesetlerin resmini yapabilir misin? İşçinin, memurun, emeklinin, emekçinin, esnafın, dar gelirlinin eriyen ücretlerini; perişan olan taksicinin, kamyoncunun, tekstilcinin, inşaatçının, bakkalın; fındığına kota koyduğun Giresunlu, Trabzonlu, Ordulu, Sakaryalının; pancarına kota koyduğun Muş, Erzurum, Niğde, Aydınlı, Tekirdağlının; tütününe kota koyduğunuz Bitlis, Diyarbakır, Samsun, Manisa, İzmir ilinin; Trakya’da ürününü kaldıramayan köylünün, tarım üreticisinin; Karadeniz’de hamsi kasasını 1 liradan satan, mazotunu karşılayamayan balıkçının; Ege, Marmara’da zeytin üreticisinin; yoksul orman köylüsünün; yayla yasaklarıyla yok olan hayvancılığın, ithal angusların resmini yapabilir misiniz? Seçim vakti kömür, makarna, beyaz eşya kuyruklarının; kelepçelenen Kürt siyasetçilerin, belediye başkanlarının; gazlanan, coplanan, saldırıya uğrayan milletvekillerinin, Tekel işçilerinin, öğrencilerin, bebeğini düşüren kadınların, havan mermisiyle parçalanan Ceylan’ın, on iki yaşında on üç kurşun yiyen Kaymaz’ın, gaz fişekleriyle ölen çocukların, Nevroz’da coplanan kadınların; Kürt, Roman olduğu için lince uğrayanların; cezaevindeki basın mensuplarının; Kaz Dağlarını kaz gibi gören madencilerin; bitirdiğiniz Karadeniz derelerinin, Hasankeyf’in, Munzur’un, Alliona’nın; HES’e kurban ettiğiniz, yakılan yıkılan doğanın, tabiatın, tarihin, kültürün; özelleştirip sattığınız fabrikaların, madenlerin, limanların, yolların, ormanların; yakılan binlerce köyün, göçün, göç varoşlarındaki mahzun yaşamların yapamazsınız resmini, işinize gelmez. Biz foyanızı da boyanızı da tablonuzu da çizeceğiz; halkımıza açıklayacağız, yalanlarınızı ve palavralarınızı bir bir anlatacağız.

“Krizin faturasını halka çıkarmadık.” Palavra 1. Bakın, 57’nci sayfa, sunuşlar: “Krizin faturasını halka çıkarmadık.” Zenginleyenler kim? Sayıyorum: İMKB, dünya 6’ncısı oldu. Türkiye’de kârlarına kâr katan, en çok vergi veren, en zengin yirmi yedi banka. Türk bankacılık sektörünün aktifi 108 milyar. Forbes dergisine göre, on iki Türk şirketi dünya devler liginde. Krize rağmen, ocak ayında 28 bin olan milyarder sayısı 29 bine ulaştı.

Siz kurumlar vergisini 2006’da 33’ten 20’ye indirmediniz mi? Peki, işçinin, memurun vergisi niye yüzde 27’de duruyor? Niye onu indirmiyorsunuz? Niye garibanın, emekçinin, işçinin ücretini, maaşını… İşinize gelmez.

Bütçeniz zafiyetli, ekonominiz şeffaf değil, işsizlik teknik ölçümleriniz yanlış. Zamları otomatiğe bağladınız. Bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisi içindeki yerini sağlıklı değerlendiremiyorsunuz, eleştiremiyorsunuz. Vergi alamıyorsunuz. Vergi kaçağıyla mücadeleyi bıraktınız, aflarla ödüllendiriyorsunuz. Kayıt dışı ekonomiyi özendiriyorsunuz. Külçe külçe altın, hesapsız, geliyor, Türkiye’ye giriyor. Kamu-özel ayrımını sakat bir yöntemle yönlendiriyorsunuz. Bir yandan özelleştiriyorsunuz, bir yandan TOKİ’yle ticaret ve müteahhitlik yapıyorsunuz. Sendikal hak ve özgürlüklere karşı acımasızsınız, gelir vergisinde adaletsizsiniz. Sosyal yönünüz pek zayıf. Enerji alanını da dışa bağımlı sömürü ve soygun alanına çevirdiniz. İç borç yönetiminde yanlış, tarım sektöründe yanlış. Et fiyatları aldı başını gidiyor ve siz, vergi gelirlerine baktığımız zaman, 232,2’nin yüzde 70’ini gariban halkımızdan alıyorsunuz. Bunun da rakamlarını açıklayınız, açıklayınız cesursanız!

Bakın, size bir şey daha söyleyeceğim. Afrika’nın tamtamları, AKP’nin zam zamları ayrı bir şey. Ben size biraz daha açacağım bunu.

Bakın -bu kitapçıkta da gördüm- alışmışsınız, “2002’de böyleydik, 2010’da böyleydik.” Hemen açıyorum, yine aynı nakarat. Bakanımız da açıldı, anguslar geldi, etin fiyatlarından başladı.

Şimdi ben size soruyorum: Dünyada, bir yana, Edirne’de -bakın- etin kilosu, dananın -dana örneği veriyor- 30 lira, 20-30 bonfile. 20 kilometre yakında, Bulgaristan’ın Svilengrad’ında 9-12 TL. Hemen 18 kilometre yakında, Yunanistan’da Orestiada’da 14-15 lira. Bu kadar basit. Şimdi anguslarla bize hava atmayınız. Bakın, size göstereceğimiz başka şeyler de var.

Ekmek 2002’de ne kadardı biliyor musunuz? Haydi, konuşalım, madem öyle. 200 gramı 250 bin YTL, şimdi 1 milyon YTL, 1 lira. Aradaki farkın rakamını biliyor musunuz? Elektrik 2002’de 12 kuruş, şimdi 20.650 kuruş. Biliyor musunuz? 2002’de benzin 1,20 YTL, şimdi 4 TL. Biliyor musunuz? Doğal gaz 2002’de 0,0298’le başlayan rakamlar, şimdi 0,614’le başlıyor. Otomatiğe bağladınız, biliyor musunuz? Benzin, motorin vergisinde dünyanın en pahalı vergisini ödüyoruz: 66,80. Biliyor musunuz? 65 milyon kişi cep telefonu kullanıyor. Cep telefonunda vergi yüzde 58. Biliyor musunuz? Marlboro 2002’de 2,5 liraydı, şimdi 7 lira. Biliyor musunuz? Rakının 2002’de 8,25 TL, şimdi 40 TL olduğunu biliyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Son ideolojik zamlarla alkol ürünlerine yüzde 30 zam yaptınız. Başbakan “Üzüm yiyin, üzümün suyunu içmeyin.” diyor. Efkarlanan vatandaşa bir kadeh, bir cigara çok gördünüz. Yetmedi, IV. Murat devri sanki, Ankara’nın göbeğinde, Çayyolu’nda restoran basıyor polisler, bebeleri fişliyor, tutanak tutuyor, orada, Ankara Baro Başkanının huzurunda diyor ki: “İçkili lokantada ne işin var?”

Siz Taliban mısınız? Siz El Kaide misiniz? Bu 2010, 21’inci yüzyıl Türkiye Cumhuriyeti midir? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan… Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Devamla)Bu çağdaşlık mıdır? Siz bunu nasıl anlarsınız? Sonra çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Kıyılarda, sahillerde oy niye alamıyoruz?” Siz bu kafayla sittinsene alamazsınız. Siz “Hava vergisi vermedik, hava vergisi dışında, yaşama vergisi almıyoruz.” diye vatandaşa “Oturun, şükredin.” diyorsunuz değil mi? Bu vatandaş size şükretmesini bilecektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman)Vatandaş bilecektir.

HASİP KAPLAN (Devamla)Arkadaşlar, heyecanlanmayın, sakin olun, sakin olun. (AK PARTİ sıralarından “Sen sakin ol!” sesleri) Vaktim sınırlı.

Bakın, bütçenin aslan payını kime ayırdınız? Güvenliğe ayırdınız. Nereye ayırdınız bütçenin aslan payını? Güvenliğe, askere, polise, jandarmaya. Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî Savunma Bakanlığı 17 milyar, Jandarma 4,5, emniyet 10,5 -yüzde 23 artış, diğeri yüzde 17- Sahil Güvenlik, arkasından Kamu Düzeni, toplam 40 milyar. Türkiye'nin en büyük bütçesini, Türkiye'nin geleceğini güvenliğe ayırdınız, güvenliğe. Farkında mısınız siz? Silaha harcamaya, operasyona, tezkereye, bilmem neye…

Şimdi gelin… Asker mevcuduna geleceğiz. Başka bir gerçekle yüzleştireceğim sizi, farkında değilsiniz, göreceksiniz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcudu 600 bin. Evet, askerî vesayet… Sonuna kadar karşıyız darbelere de ama durun bakayım, onun yerine kim geçiyor, hangi güç, ona bakacağız.

Şimdi, Türkiye, güvenlik devleti olma yolunda. Jandarmanın ne kadar sayısı? 244.966. Emniyet 230.387, Kamu Düzeni vesaire, güvenlik, Sahil Güvenlik 5.283, özel güvenlik sayısı 410.659, korucu sayısı 82 bin. Yeni alacaksınız sözleşmeli er, 50 bin. 10 bin tane de sınır güvenlik. Alın size, sayısı 1 milyon 200 bin.

Şimdi, kim başında bunun? İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay. Şimdi, Orgeneral Koşaner mi daha büyük bir güce hükmediyor, yoksa Beşir Atalay mı ediyor? Onu da bırakın, 1 milyon 200 bin, İçişleri Bakanının emrinde, 600 bin de askerde, eder 1 milyon 800 bin. Yeni kanunlar çıkardık, emniyete 70 bin, bilmem nereye… 2 milyon silahlı gücümüz var. Bölün bakayım Türkiye’ye. Türkiye’ye böldüğünüz zaman 36 kişiye 1 silahlı güç düşüyor, 1 silahlı! Uyanın, uyanın! 36 kişiden birine 1 silahlı düşüyor ama yumurtalı öğrenci olunca 50 tane düşüyor, ama Kürt siyasetçi olunca da 500 tane düşüyor, panzer düşüyor, gaz bombası düşüyor, gaz fişekleri düşüyor.

Bu da yetmiyor AK PARTİ’ye, yeni bir tasarı hazırlıyor. On sekiz yaşındakilere silah vereceksiniz, üstelik bir değil, beş tane vereceksiniz. Texas mı burası ya? Dağ başı mı? Ne yapmak istiyorsunuz? Texas’a çevirdiniz ülkeyi. Bu ülke hukukla yönetilir, bu ülke insan haklarıyla yönetilir, bu ülke demokrasiyle yönetilir. Eğer zorbalıksa, eğer silahlı güçlerle yönetilecekse siz kaybetmişsiniz, bu ülke kaybetmiş demektir arkadaşlar. Siz bu çok ciddi yanlışın ayrımında değil misiniz? Bu ülkeyi -2 milyonu silahlı olan bu ülkeyi- siz hukukla mı koruyacaksınız, silahla mı koruyacaksınız? Bütün mesele bu ama anlaşıldı ki Sayıştay Kanunu’nda performans ölçümünü niye çıkardınız, anlaşıldı ki Sayıştay Kanunu’nda güvenlik güçlerinin harcamalarını niye gizli yönetmeliğe bağladınız, niye Meclisin denetiminden kaçırdınız, belli oluyor.

Bunlar da yetmiyor, paralı asker, lejyoner sistemini ülkeye getirdiniz. Bu da yetmiyor, bu seçimlerde… Size şunu söyleyeyim: Aldığımız haberlere göre Şırnak-Hakkâri’ye de 50 bin tane sözleşmeli er göndereceksiniz, orada oy kullansınlar da size ithal milletvekili çıkarsınlar diye.

O da yetmiyor. İçişleri Bakanlığınıza bağlı Nüfus Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün yurt dışı seçmen kütüğü var mı? Hani seçim kütükleri? Yok. Orada da hile hurda yapacaksınız. Aynen böyle, bir gecede oynadınız ya rakamlarla, zenginleyiverdik birdenbire, millî gelir 10 bin liradan 16 bin liraya çıktı, oynayacaksınız rakamlarla. O zaman sizin seçim sonuçlarınız yüzde 102’yi bulabilir! İyi hesaplayın. Yüzde 100’ü geçince olmuyor yani! O kadar da atmayın.

Şimdi, bakın, kontrolsüz güce dönüştünüz. Yürütmesiniz, Mecliste çoğunluksunuz, yargıyı denetim altına adlınız, tek partiye doğru gidiyorsunuz. Sizin Başkanda biraz narsisizm var. Devlet başkanlığına doğru da gidiyorsunuz, bunun sonu diktatörlüktür. Bu ülkeye yapılacak en büyük hakarettir. Bakın, size, hoşunuza gitmiyor ama söyleyeyim: Dolmabahçe’de neler dönüyor? Bakın, Büyükanıt’la konuşup Şemdinli’yi sattınız, sonra Kürtleri sattınız. Şemdinli’yi, bırak Kürtleri, Dolmabahçe denince artık Atatürk’ün adı geçmiyor, orada rektörler toplanıyor, öğrenciler yürüyor. Sonra neyle gündeme geldi? Orada ne planlar, ne dolaplar dönüyor? Dolmabahçe öyle bir yer mi? Yoksa üniversitelerde rektörler korkudan toplanamıyor diye mi toplantılar orada yapılıyor?

Şimdi “Türkiye’yi güvenlik, polis devletine çevirdiniz.” derken biz bunu öyle sanal rakamlara, tespitlere dayanarak söylemiyoruz. Siz millî güvenlik siyaset belgesini istediğiniz gibi şekillendirmediniz mi? İrticayı çıkarmadınız mı? Sonra kala kala bölücüleri koydunuz, sadece bölücüler kaldı. Ondan sonrası çok kolay. Öğrencilere saldırı özgürlüğünü geliştirdiniz. Üniversitede Kürt öğrencilere saldırı olunca “Kız meselesi.” dediniz, Partimize saldırı olunca “Deli” dediniz, ücretsiz eğitim isteyen öğrencilere “Militan” dediniz. Hrant Dink davasında teklediniz, yerinizde saydınız. 50 milyon dışlanan bir vatandaş grubu oluşturup MGK’nın yerine geçtiniz. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in kızının çığlıkları yankılanıyor hâlâ “Adalet gecikti, katiller kazandı.” diye. Sizler uzun tutuklulukların hesabını veremiyorsunuz bile. Sizler üç yüz yetmiş bir cezaevinde 120.916 tutuklu ve hükümlünün yaşama koşullarından da bihabersiniz, oradan çıkan cenazelerden... Siz gizli dinlemeye bel bağlamışsınız, siz izleme, takibe, bilişime bel bağlamışsınız. Duverger’in bir sözü var: “Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma düşebilir.”

SIRRI SAKIK (Muş)Su verin arkadaşlar…

HASİP KAPLAN (Devamla)Bizi ihmal etmeyin, Hükûmeti etmiyorsunuz.

Yönetme anlayışınız zaten Hükûmet anlayışınızla iflas etmiş.

Bakın, enerji konuşulduğu zaman kim konuşacak? Bir bakıyorsun Çevre Bakanı konuşuyor, bir bakıyorsun Tarım Bakanı konuşuyor, bir bakıyorsunuz Kültür Bakanı konuşuyor. Bir santral oluyor, hepsi konuşuyor. Kardeşim, kimin görevinde, yetkisinde? Belli değil. Bu ülkenin hükûmet sistemi yanlış. Bu ülkede Maliye Bakanı eğer paradan sorumluysa onun yerine ekonomiden sorumlu Babacan kalkıp mali affı açıklamaz.

Bu ülkede 20 genel müdürlüğün bütçesi eğer Dışişleri ve Kültür Bakanlığının bütçesinden büyükse bu ülkede sakatlık var. Bu ülkede -maden ocakları- 48 bin tane ruhsat dağıtılıyorsa, maden bakanlığı yoksa bu Hükûmetin yapılanmasında yanlış var.

Bunları size uzun uzun anlatacak değilim ama size şunu söyleyeyim: Bu HES’lerle Karadeniz’in derelerini kurutmayınız. Kazım Koyuncu’nun, Şevval Sam’ın türkülerinde dereler kalmasın. Allianoi’ya kıymayınız, Hasankeyf’e kıymayınız, Munzur’a kıymayınız efendiler! Kıyılmaz doğa, kıyılmaz tarih, kıyılmaz kültür, kıyılmaz tabiat, bu ülkeye kıyılmaz efendiler üç kuruş için, hırslarınız için! Siz iştahınız kabardıkça tahribat artıyor, tahribatınız arttıkça talan artıyor, talan arttıkça halkımızın öfkesi artıyor, bilesiniz, bilesiniz.

Şimdi, GAP’ta işsizlikten bahsettik. GAP projesi… Hadi GAP’ı konuşalım. Başbakan çıktı “16 milyar ayırdık.” dedi. İyi. Nerede bu 16 milyar, nereden koydu? Yok. 16 milyar yerine İşsizlik Fonu’ndan işçilerin parası 1,3 milyar üç senedir kesiliyor. Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Bakın, GAP’ta Sayın Bakanı, ilgili Bakanı açıkladı, diyor ki: “Biz ilk sene 3 milyar… 2008’de 2, 2009’da 3, 2010’da 4 milyar lira harcadık.” Toplam 9 milyar. Başbakan diyor 16 milyar. Arkadaşlar, ya Başbakan doğruyu söylemiyor ya Bakanı doğruyu söylemiyor. Artık bunu çıkın, açıklayın burada. Öyle rakam makam yok. Birisi palavra atıyor ama kim? Çıksın konuşsun.

Şimdi, bakın, 12 Eylülle ilgili konulara gireceğim, vaktim yok ama size bir iki şey söyleyeceğim, İnsani Gelişme Endeksi rakamlarınıza bakmanızı tavsiye edeceğim. Çok uçurduğunuz Türkiye 83’üncü sırada. Evet, kadında, eğitimde, sağlıkta bütün Avrupa’nın en gerisindesiniz, farkında mısınız? Öyle şişirin rakamları, hiçbir şey düşünmüyor…

Bakın, sanal ekonomik gelişmişlik programınıza hayranım. Seçim dönemi, seçim bütçesi. E tabii, Napolyon ne demiş: “Para, para, para.” Valla AK PARTİ de aynısını tutturmuş ama o diyor ki: “Hep bana Rabbena.” diyor.

Şimdi, sizde ne siyasal demokrasinin etiği var… Yüzde 10 seçim barajına sığınan bu ülkede halkın özgür iradesinin önüne baraj koyanlar, Kenan Evren’in yasasına sığınanlar, bu şekilde seçime gidenlerin siyasi ahlaktan bakma, konuşma hakkı yok. Yüzde 10 barajına sığınanların demokrasiden bahsetme hakkı yok. Yüzde 10 barajına sığınanların ahlaki olarak düştükleri yer nedeniyle hiçbir toplumda kabul görmelerinin imkânı ve yeri yok. Yüzde 10 barajına sığınıp 2 bin oyla beleş milletvekili peşinde koşanların bu ülkeye yapacakları en büyük kötülükler budur. Zaten, dediniz işte: “Nasılsa seçimden sonra Anayasa, Siyasi Partiler Yasası bilmem ne, bilmem ne…”

Burada çok şey konuştunuz. Şiirler okudunuz, gözlerimizi yaşarttınız. “Beni burada arama anne/Kapıda adımı sorma/Saçlarına yıldız düşmüş/Koparma anne/Ağlama” dediniz. Biliyor musunuz, meydanlarda bağırdınız referandumda: “12 Eylül’den hesap soracağız.” Kenan Evren nerede? Bir gün ifadeye gitti mi? Yüzlerce şikâyet dilekçesi verildi, siz onu yargılayamadınız. Biliyor musunuz Sayın Başbakan, senin sömürdüğün o solcu genç Ahmet Eren, Erdal Eren, Erdal Eren, Erdal Eren bugün idam edilmişti? Yıl dönümü, biliyor musun? Söylediğin yalanlardan vicdanen rahatsızlık duymuyor musun?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Bağırma, bağırma!

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul)Bağırma, sakin ol!

HASİP KAPLAN (Devamla)Sen Kenan Evren’i yargılayamazsın, sen ancak önünde düğmeni ilikleyebilirsin. Böyle, böyle olanların hiçbir şekilde bu ülkede demokrasiyi getirme şansı yok.

Bu bütçe soygun bütçesi, bu bütçe seçim bütçesi. Diyorsunuz ki: “Bu seçim bütçesi değil.” En büyük yalan, en büyük palavra. Bunu sona bıraktım. Biliyor musunuz niye? Şimdi açıklayacağım.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop)Bağır biraz, duyulmuyor ya!

HASİP KAPLAN (Devamla)Şimdi, seçim bütçesinin “S” harfi “Sıcak para akıyor.” “E” harfi “Enerjide dışa bağımlılık”, “Ç” harfi “Çevre felaketi”, “İ” harfi “İşsizlik artışı”, “M” harfi “Mali af”, “B” harfi “Bütçe açıkları”, “Ü” harfi “Üretimi geriletme, tüketimi teşvik”, “T” harfi “Türkiye ekonomisi -yalan-dünyanın en büyük ekonomisi”, “Ç” harfi “Çiftçiye köstek olma bütçesi”, “E” harfi “Enflasyon artışını gizleme”, “S” harfi “Sadaka devletine sosyal devlet deme”, “İ” harfi “İhracat artıyor.“

Şimdi, alın, sizin seçim bütçenizi böyle koyunca oluyor “Seçim Bütçesi.” Eğer bu benim söylediklerim…

NURİ USLU (Uşak)Aferin, aferin. İyi uydurmuşsun!

HASİP KAPLAN (Devamla)Bakın, iyi bakın, ne yazıyor? Halk “geçim”, AKP “seçim” diyor. Derdiniz bu. Durup dururken Allah aşkına, 50 milyar kaynak için mali af çıkaracaksınız. Vergi, sigorta primleri… Niye büyük şirketlere af çıkarıyorsunuz? Çekini ödemeyene, kredisini ödemeyene, teşvik alıp ödemeyene, mahkemeden ceza alana, telefon borcu olana, niye esnaf kefalet kooperatiflerine, niye bütün vatandaşa mali af çıkarmıyorsunuz? Niye sadece Avrupa’nın, ABD’nin büyük şirketlerini büyük mali yükten kurtaracak aflar çıkarıyorsunuz? Niye holdinglere çalışıyorsunuz? Niye 72 milyon halka çalışmıyorsunuz? Çalışamazsınız. Siz anlamazsınız. Askerliği de kısaltacaktınız, o da palavra çıktı, bedelliyle artırıyorsunuz.

IMF’ye borcumuz, Başbakan diyor ki: “2012’de kapanacak.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

11 konuşma daha · 13 Aralık 2010

11 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook