İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · SALI

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 32. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Aralık 2010 · 866 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 14 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 866 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hazine Müsteşarlığıyla ilgili düşüncelerimizi açıklamaya çalışacağım. Öncelikle şunu ifade edeyim: Sayıştay görüşmeleri sırasında yine denetim dışı bırakılan kurumlardan birisi Merkez Bankası oldu. Merkez Bankasının özellikle denetim dışında bırakılması için Hükûmetin ısrarlı bir çabası oldu. Peki, nasıl denetleyecek, Meclis nasıl denetleyecek? Artık önümüzdeki günlerde siyasi iktidar bunun sorumluluğuna katlanacaktır.

Yine, İstanbul’un küresel finans merkezi olması yönünde uluslararası finans kurumu tarafından atılan adımları İstanbul bölge ofisinin bir operasyon merkezi hâline dönüştürmesi yani Washington dışındaki ilk operasyon merkezi hâline getirmesi, Asya Kalkınma Bankası, ardından Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasında bölgesel kalkınma ofisleri açacak olmasını önemsiyoruz. Böylesi durumlarda Merkez Bankasının da İstanbul’da olmasının, merkezinin taşınmasının, altyapısı oluşturulduğu takdirde faydalı olacağına inanıyoruz. Zaten, biz, 12 Eylül hukukunun Ankara’da merkezîleştirdiği, temerküz ettirdiği, işte, bütün sendikaların, bütün derneklerin, bütün partilerin, her şeyin genel merkezi Ankara’da olacak anlayışını da sorgulayan bir partiyiz.

Sayın milletvekilleri, yine, Sayın Bakanın sunuşlarında şöyle bir söz geçiyor: “Hazine Müsteşarlığı KİT’lere görev zararı ve sermaye transferi şeklinde kaynak aktarmaktadır.” deniyor. Doğrusu şaşırdım çünkü AKP döneminde sata sata, özelleştire özelleştire KİT kalmadı ki! Tekel, Sümerbank, PETKİM, TÜPRAŞ, SEKA, bütün limanlar, şeker fabrikaları, ERDEMİR, Telekom, Elektrik AŞ, Eti Madenleri, daha yüzlercesi satıldı. Elde de ne kaldı? Zaten cari açıkları, borçları kapatmak için satılan bu kuruluşlara hangi kaynağı aktardıklarını da doğrusu sunuşlarda görmedik.

Merkez Bankasının gündemi, cari açıkta büyüme rekoru hız kesmiyor. Krizin en sıcak günlerinde, 2008’de 42 milyar, şimdi ekim ayında 3,7 dolara fırlayan açık, on ayda 288 artışla 35,7; yani bu yıl ortalama 45-50 milyar dolar bir açık söz konusu oluyor. Bunda sıcak paranın oynadığı rol sorgulanıyor tabii. Fortisbank’ın açıklamaları, on ayda finansmanın yüzde 45 portföy girişlerinden sağlanması da bu tehlikeye işaret ediyor. Sanıyorum yakında Merkez Bankasının faiz indirimine geçmesi İMKB tarafından da memnuniyetle karşılanıyor.

Tabii, sıcak para geliyor, faizini alıyor, gidiyor, vergilendirmesi, belli bir standarda tabi tutulması gibi bir durum yok. Elin parasıyla da cari açığın kapanmayacağını herkesin bilmesi gerekir. Ancak bir çelişkiye dikkat çekmek istiyorum. Sayın Bakan Babacan “2010’da yüzde 11 gibi yüksek büyüme sağlanmıştır.” diyor sunuşlarının 5’inci sayfasında. Yine, Sayın Maliye Bakanı “2010’da yüzde 6,8’lik bir büyüme oranıyla tamamlanacağını öngörüyoruz.” diyor sayfa 8. Buradaki rakamları gösteriyorum. Evet, 8. Yine, Sayın Başbakan dün burada konuştular ve dediler ki: “2010 yılının ilk üç çeyreğinde yüzde 8,9 oranında büyüme kaydetmişiz.” Sayfa 22.

Şimdi, burada, 1 Başbakan, 2 tane bakan, üç tane rakam var. Hangisine inanacağız diye soruyoruz tabii. Hangisi doğru? Başbakan mı doğru söylüyor, Sayın Babacan mı doğru söylüyor, Maliye Bakanı mı doğru söylüyor? Tabii, bu kadar Hükûmetin kafası karışık olursa doğrusu şaşkınlık yaratıyor.

Bakın arkadaşlar, 2011 Yılı Mali Program’ının altında da Hükûmetin imzası var. Böyle büyüme rakamlarından bahsediliyor ama kendi imzaları olan rapordan, programdan okuyorum: “Tekstil, hazır giyim sektörlerinde en büyük pazarımız olan Avrupa Birliğinin Çin’e uyguladığı kotaları kaldırması ve buna krizin etkilerinin eklenmesiyle 2009 yılında 2007 seviyeleri altındadır gelişme.” diyor. “Deri ve deri ürünlerinde ithalat azaldı. Kimya sanayisinde 13,9 azaldı, kauçuk, plastikte 9,2; taş, toprağa dayalı sanayide 12.” Şimdi, biz bunun nesini sorgulayacağız? Kendi imzalarınızla bu gerileme ifade ediliyor.

Yine, yenilenebilinir enerji yatırımlarına yönelik kredilere öncelik verildiği konusuna gelince, bizim gördüğümüz, nükleer santrallere, HES’lere, doğayı tahrip eden yatırımlara ağırlık verildiğini görüyoruz. Bu açıdan da bir samimiyet testi söz konusu oluyor.

Değerli milletvekilleri, bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kapatılan Halkın Demokrasi Partisi HADEP’in başvurusu nedeniyle verdiği kararda Türkiye’yi mahkûm etti ve orada ifade edilen hürriyetlerin düşünce hürriyeti olduğunu, programlarının sözleşmeye aykırı olmadığını belirterek, Türkiye -defalarca daha önce HEP, DEP, ÖZDEP zamanında mahkûm olmuştu- yine mahkûm oldu. Tabii bunun akıbeti, DTP de aynı şekilde biteceği belli. Tabii bu, Hükûmetin anlayışından kaynaklanıyor. Niye? Yeni anayasa, seçimden sonra; seçim barajı, seçimden sonra; demokratikleşme, seçimden sonra; mali kural, seçimden sonra; adil vergi reformu, seçimden sonra; baş örtüsü, seçimden sonra. Ee Kürt sorunu, seçimden sonra. Ondan sonra oluyor takiye, müdara. “Şeffaf demokrasi” deniyor, ne zehebi ne zihabı ne niyeti gizlemeye gerek kalmadan her şey karışıyor.

Şimdi, Sayın Başbakan burada konuşuyor, kükrüyor “Siz benim sesimi kesemezsiniz, ancak millet kesebilir.” diyor. İyi, hoş da siz milletin sesini niye kesiyorsunuz? Biz de soruyoruz Sayın Başbakan, mademki millete çok saygılısınız, buyurun sizi davet ediyoruz, milletin bu seçimlerde adaylarını özgürce seçmesinin önündeki bütün engelleri kaldıralım, gelin yüzde 10 seçim barajını kaldıralım, halkın sesini kesmeyelim; adil, eşit bir temsil olsun. Kenan Evren’in seçim barajına sığınmak, ondan nemalanmak, iktidar olmak nasıl bir duygu, nasıl bir fırsatçılık, nasıl ahlaki bir konu, nasıl bir demokrasi? Gerçekten samimiysek millete güven konusunda, buyurun hazine yardımını da eşit, partilere dağıtalım; buyurun, davet ediyoruz seçime. Eğer millete saygıysa, millete inançsa, millete güvense, milletin kendi milletvekilini özgürce seçme hakkını da teslim edelim. Onun için bunu da samimiyetsizlik olarak görüyoruz. Maalesef Sayın Başbakan burada bağırıyor tabii, yine her zamanki gibi üslubu öyle biraz da. Diyor ki: “Çaktınız.” Vallahi YÖK’te de siz çaktınız, Anayasa’da da siz çaktınız, Siyasi Partiler Yasası’nda da siz çaktınız; MGK’da da siz çaktınız, Kenan Evren’i yargılayacaktınız, orada da çaktınız; baş örtüsünde de çaktınız, lider sultasında da çaktınız, Meclis grubunu da Meclis bölüğü gibi esas duruşa geçirmekte çaktınız…

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Faili meçhullerde…

HASİP KAPLAN (Devamla)…faili meçhul cinayetlerde çaktınız; çaktınız da çaktınız, işsizlikte, yoksullukta çaktınız. Bu kadar kırıktan sonra da artık tasdikname zamanıdır, yani bunun ötesi yok!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

89 konuşma daha · 14 Aralık 2010

89 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook