2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 39. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Aralık 2010 · 981 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 22 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 981 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum.
Evet, 2011 bütçesini görüşüyoruz. Gider 312,6; gelir 279, açık 33,5 milyar. Ancak geçenlerde bir gecede gayrisafi millî hasılayı kişi başına 2.345 dolara yükseltmiştiniz, bir de yıllık 16 bin dolara. Bu aralar döviz oynuyor, fırlıyor. Acaba, diyorum -kurlar riskli, Merkez Bankası da bazı önlemler alıyor- bir gecede de yoksullaşmayalım muhtemeldir ki.
Tabii, bütçenin patronu Maliye Bakanlığı; 72,1 milyar alıyor. Sonrası en büyük pay totalde güvenliğe ayrılmış, Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri artı, 33,2. Buna askerî harcamalar, silah alımları, F-35’ler falan dâhil değil çünkü gözükmüyor bunlar. Arkasından 35,8 de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hani “kara delik” denilen bir bakanlık, sonra 34,2’yle Eğitim Bakanlığı geliyor. Sağlık Bakanlığı da 17,2. Yani “Bu ülkenin eğitimi de sağlığı da o kadar önemli değil, güvenlik daha önemli.” deyip yapmışız.
Şimdi, genel bütçeli idareler arasında bakıyoruz: En az payı alan bakanlık Enerji. Allah, Allah diyoruz, 100 milyarla oynuyorlar, niye böyle? 451,7 milyon lira. Tabii, Enerji Bakanı elinde çanta, ithal enerji peşinde koşuyor, ihalelerle veya satmalarla uğraşıyor, bu nedenle kasa tamtakır. Enerji ithal olan bütçenin Bakanlığının bütçesi de o kadar olur diyoruz yani bunun başka yolu yok.
1,1 milyar dolar Dışişleri Bakanlığının çünkü diplomasiye ihtiyaç yok, maşallah AK PARTİ’lilerin hepsi diplomat, bakmayın hep masada kaybediyor diyenlere.
Yine 1,2 milyar Kültür ve Turizm Bakanlığı. Yani, niye bu kadar az diye soruyoruz? Arkadaşlar, bizim Suudi, İran gibi petrolümüz yok. Bu ülkenin aspirinidir turizm, onu da göz ardı etmeyin.
Anayasa Mahkemesine 16, Yargıtaya 76, Danıştaya 101, Sayıştaya 128 milyon ve AKP’lilerin “…tay”ları sevmediğini biliyorum ama yani Anayasa Mahkemesini hani ele geçirdiniz, diyorsunuz ya “Biraz para…” Adınız “Adalet”, adalete verseniz iyi olur diye düşünüyorum.
Şimdi, Özürlüler İdaresi Başkanlığına 9 milyon, toplam 10 milyon özürlü var Türkiye’de, kişi başına 80 kuruş vermişsiniz. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne 7 milyon, Türkiye’de 30-40 milyon arası aile var, aile başına 25 kuruş vermişsiniz. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne 5 milyon, 36 milyon kadın var Türkiye’de, kadın başına 15 kuruş ayırmışsınız. Hani referandumda bağırıyordunuz “Pozitif ayrımcılık” diye, hani Anayasa’yı değiştirmiştiniz? En az payı yine özürlülere, aileye, kadına ayırdınız.
Şimdi, tabii bu sosyal adalet anlayışınız, sosyal eşitlik anlayışınız, sosyal bütçe anlayışınız buraya kadar, burada iflas ediyor. Hepsi Cumhurbaşkanı Gül’ün dün Eskişehir’de bindiği bir F-16 uçağının parası etmiyor zaten.
Bir de görülmeyenler var arkadaşlar bütçede gider: Derin devletin bütçesi gözükmüyor. Operasyonlarda ne harcadığınız belli değil. F-35 uçaklarına, silah alımlarına verdikleriniz de belli değil. Örtülü ödenek de bilinmiyor. Başbakan çocuklara harçlık, oyuncak veriyor, onu da hazineden ödüyorsunuz. Vatandaşın parasını gaza harcıyorsunuz. İşkencecilere avukat tutuyorsunuz, ücretini ödüyorsunuz. Altın madencileri yüzünden Türkiye AİHM’de mahkûm oluyor, parasını siz ödüyorsunuz, rücu da etmiyorsunuz. Bütçeden çıkan da belli değil, giren de.
Bakın, mali yapılandırmayla hedef 50 milyar lira gelecek, bütçe kaleminde yok. Özelleştirmeyle daha iki hafta önce elektriği sattınız 6 milyar geldi, o da bütçede yok. Yap-işlet-devret var, satış kiralama var, Galataport, üçüncü köprü, kara yolları satılacak, e, o da gözükmüyor. Gözükmezse bunun adı nedir arkadaşlar? Bunun adı, alın size illegal, korsan bütçe, girdisi, çıktısı belli olmayan.
Şimdi, bakın, ekonomiyi anlaşmazlıklardan, uzmanlıklardan kurtarmadınız, şeffaflıktan kaçtınız, iki Türkiye oluşturdunuz. Birisi varsılların, zenginlerin Türkiye’si, diğeri de yoksulların, milyonların Türkiye’si. Bu bir gerçek, bu fotoğraf. Şimdi bu fotoğrafta Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 2010 İnsani Gelişme Endeksi diyor ki: “83’üncü sıradayız.” Avrupa’da 46’ncı sıradayız. Türkiye'nin bütün mal varlığının birçoğunu yüzde 10’luk kesim alıyor, yüzde 10; fakir ise yüzde 2’sini alıyor. Bu kadar adaletsiz bir gelir dağılımı var.
Şimdi, sayın milletvekilleri, faili meçhul cinayetler, dırvır yasası, linç girişimleri, çeteler, darbeciler, vurguncular, talancılar, yolsuzluk yapanlar, eline bayrağı, Atatürk’ü, Kur'an’ı alan yürüyor “Vatan, millet, Sakarya…” Bunların hepsi kahraman. Şimdi bir de demokratik haklarını kullanmak isteyenler var, “Eşitlik, özgürlük, adalet.” diyen. Onlar da oluyor vatan haini, terörist, bölücü.
“Askerî vesayete karşıyız.” diyorsunuz. Esas duruşu bozmadınız, biliyorum ama şu komutanları Yüce Divanda yargılama hadisesini açıklığa kavuşturun. Meclis karar vermesin, askerî heyetler karar versin diye taslak hazırlıyorsunuz. Bu sorunların yeri Meclistir derken mensuplarınızın bizi ihbar ettiğini görüyoruz; yargıya havale ediyorsunuz, Diyarbakır’da, Ankara’da savcılıklara.
Evren’in siyasi yasalarına, darbe Anayasası’na sığınmak ne kadar ahlaki ayrı bir konu ama defalarca AİHM’de parti kapatmadan mahkûm olan bir Türkiye var; daha dün HADEP’ten mahkûm oldu. Anayasa Mahkemesi, Siyasi Partiler Yasası’nın 108’inci maddesini de iptal etti hatta HAK-PAR, KADEK davalarında federasyonu istedikleri için açılan kapatma davasını reddetti. Yani dedi ki: “Federasyonu konuşup tartışabilirsiniz.” Şimdi federasyonun konuşulup tartışıldığı yerde demokratik özerkliği tartışamazsınız gibi bir tez atılıyor ortaya Anayasa Mahkemesinin açık kararlarına rağmen.
Şimdi, “Bürokratik vesayete de karşıyız.” dediniz. Başta güvenlik, her alanda kadrolaşma, valileri il başkanı, kaymakamları ilçe başkanı yaptınız. Şimdi, yargı vesayeti hakeza, adalet hakeza. Sizin zamanınızda yeni ceza tarifeleri oluştu: Basın açıklaması yedi-on altı sene, slogan atmak on üç sene altı ay, “Onurlu Barışa Evet.” demek, Diyarbakır Ticaret Sanayi Odası Başkanı, GÜNSİAD Başkanı, Tabip Odası Başkanı, STK başkanları bir yıl ceza ve ondan sonra özgürlükten bahsediyorsunuz. Kantarın topuzunu kaçırıyorsunuz. Size karşı olan çevrecileri de “bölücü” ilan ediyorsunuz Hasankeyf’e, Alliaonoi’ya sahip çıkan Tarkan’ı, Sezen Aksu’yu, Şivan’ı. Resmî selamlaşmayı da ideolojikleştirdiniz, kafa tokuşturan, toslayan bir cumhuriyet yarattınız. Maşallah “eşitlik” dediniz, eşitliğiniz de ortada.
Şimdi, Cizre’yi de Yüksekova’yı da il yapacaksınız. Yani sizin amacınızı biliyoruz, güvenlik şu, bu, ama ben seçim bölgem Cizre, İdil, Güçlükonak olarak diyorum ki, buyurun, hodri meydan, yapmayan namerttir, getirin yasayı burada bir günde çıkaralım. Biz halka inanır, güveniriz. Halka inanmayanlar, güvenmeyenler, inkâr edenler korksun. Biz çok iyi biliyoruz ki halkımızın başı Cilo, Cudi Dağları kadar dik ve onurlu, gökyüzünün mavisi kadar özgürlüğe sınırsız sevdalıdırlar.
Şimdi, değerli milletvekilleri, ihbar, tehdit, aşağılama, ayrımcılık, inkâr devri sadece despotik rejimlerde, tiranlarda, darbeler döneminde kaldı. Hiçbir vatandaşımız Meclisin ve Türkiye'nin Kunta Kinteleri değildir. Zamanı gelmiş bir fikrin karşısında dünyanın en güçlü ordularının duramadığını tarih yazıyor. Bu nedenle bir tek seçenek var, konuşacağız. Dil dünyanın en tehlikeli silahıdır, birleştirir de böler de. Bilirsiniz, hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır. Gelin, hukukun, demokrasinin, birliğin, kardeşliğin dilini konuşalım. Gelin, sorunları siyasetle çözelim.
Konuşmaktan, fikirlerden, projelerden korkmayan, konuşan bir Türkiye özlemiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
126 konuşma daha · 22 Aralık 2010