2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 40. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Aralık 2010 · 815 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 23 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 815 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-12-23-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Demokrasi üçlü sacayağı olan ve üçü de vazgeçilmez olan unsurlarıyla vardır. Birisi siyasal demokrasidir, diğeri ekonomik demokrasidir, üçüncüsü de kültürel demokrasidir.
Şimdi, biz altı ay sonra seçime gidiyoruz. Milletin egemenliğine, iradesine saygılıysak, temsilin, seçimin önündeki engelleri de kaldırmak zorundayız.
24’üncü Dönem Meclisini çok önemli konular bekliyor, Anayasa değişikliğinden tutun, baş örtüsüne kadar; Siyasi Partiler, seçim, kütük yasaları; bütün bunlar bekliyor.
Yine 1983 ve sonrası yıllarda, siyasi iktidarlar, işlerine gelen seçim ve hazine barajlarını hep değiştirip yükselttiler. En son AK PARTİ’den bir grup ayrılıp grup kurduğu için grup hazine yardımını kaldırdılar ve başkaca sınırlamalar getirdiler.
Lider sultası sürüyor. Yaşlılar çok, gençler az; erkekler çok, kadınlar az Parlamentoda. Parti içi demokrasi, hukuk ise işlemiyor. Adaylar ön seçim yerine merkez yoklama ve tayin sistemiyle belirleniyor. Kongreler, toplantılar sadece genel başkanların konuştuğu mitinglere dönüşüyor; tartışmasız, katılımsız, eleştirisiz, üretimsiz geçiyor. Parti örgütleri tembelleşiyor, her şeyi merkez belirliyor. Bunun sonucu olarak merkez, statükocu, resmî söylemci, tabucu ve tembel oluyor. Projeler ortaya çıkmıyor. Değişim, dönüşümün önü kesiliyor.
Yine yasal düzenlemeler çelişkilerle dolu. Örneğin, hazineden yapılacak hakça yardım Anayasa’da yer almasına rağmen, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu yazılmasına rağmen farklı düşüncelerdeki partilere yaşam hakkı tanınmıyor, Türkiye partiler mezarlığına döndürülüyor ve hâlâ Yargıtay başsavcıları bu konuda çalışmalar yapıyor.
Şimdi, kırk yıldır liderlerin, partilerin değişmediği bir Türkiye’de, benzeşen partilerin içinde, eğer biz demokratik bir seçim istiyorsak, Kenan Evren’in, darbenin seçim barajlarına sığınmadan, Evren’in yasasına sığınmadan, halkın özgür iradesine duvarlar çekmeden seçime gitmek zorundayız. Buna Meclis karar verecek ve şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Eğer demokrasiye inanıyorsanız, buyurun, seçimlere gidiyoruz, gelin, yüzde 10 seçim barajını yüzde 3’e çekelim, hatta yüzde 1’e çekelim ve gelin, hazineden yardımı bütün partilere eşit uygulayalım. İnsan hakları, hukuk ve demokrasi bunu gerektiriyor eğer demokrasiden söz ediyorsak.
Tarih önünde sorumluluğumuz var, halk önünde sorumluluğumuz var. Millete saygınız varsa, demokratsanız, demokrasiye inanıyorsanız, halkın özgür iradesinden korkmuyorsanız, gelin, hep birlikte Seçim Yasası’nı, barajları değiştirerek seçime gidelim. Bugün bu konuda küçük hesaplarınızı, parti, grup çıkarlarınızı bir kenara bırakıp “Milletin iradesine saygılıyız.” diyorsanız, gelin, milletin iradesinin önünü açalım. 500 bin oy alan parti de gelsin, temsilcisi olsun Mecliste, tüm partiler eşit olarak seçime girsin, tüm partiler eşit hazine yardımı alsın. Bırakalım partilerin kapatılmasına da yaşatılmasına da millet sandıkta karar versin.
Şimdi, bu siyasi kriteri Türkiye yakalamadıktan sonra kimse demokrasiden bahsedemez. Kültürel demokrasi bunu tamamlayan bir unsurdur. Çok kültürlülüğü teslim etmekten daha geri bir ortaklaşma düşünülemez. Bu nedenle Kürt sorunu da birincil ve ağırlıklı ortaklaşmayı, çözümü bekleyen bir sorundur.
Demokrasinin kültürel boyutunda, farklı kültürlerin en başta dil, gelenek farklılığını dışa vurma, koruma, geliştirme hakları genel demokrasinin olmazsa olmazlarıdır.
Türkiye, bir yol kavşağındadır, öncelikle ana dilinde eğitimin medya düzleminde özgürce kullanımı, yasaklama geleneğini terk etme kavşağındadır. Artık demagojik bahaneler ya da yersiz bölünürüz sendromundan vazgeçin.
Sizlere şunu söylemek istiyoruz: Lozan ve azınlık haklarına sığınarak, yanlış yorumlayarak, “Kürtler bu ülkenin kurucu, asli unsurudur, onlar azınlık değil.” diyerek gayrimüslim azınlıklara tanınan dil hakkı, eğitim hakkı, okul hakkını bu şekilde yok sayma anlayışı, inkârcı zihniyet, asıl suikastın ta kendisidir, yok etme alışkanlığıdır. Zaten bizim geleneğimizde düello yoktur, pusu geleneği vardır ve hep hak ve özgürlüklerde de pusu zihniyetini birileri bize hatırlatır.
Şimdi, bu dil gayrimüslim vatandaşlarımızı da rencide ediyor, bu dil İzmir’e “gâvur İzmir” diyen dildir. Nedense ki Başbakanın iki tane, soyadı Çelik yardımcısı var ama onlardan çelik gibi ses çıkmıyor, boş tenekenin tangırtısı gibi insanları aşağılayan sesler çıkıyor. İzmir’e söyledikleri yenilir, yutulur cinsten değil bir Çelik’in. “İzmir halkından özür dileyin. Güzel İzmir’e bu kadar hakaret etme hakkınız yok.” diyoruz. Bir başka Çelik çıkıyor, “Siyasal demokrasiye suikast düzenliyorsunuz.” diyor. Biz mi Kenan Evren’in yüzde 10 barajının ardına sığınıp nemalanıyoruz? Biz mi bu baraja sığınarak iktidar olmaya çalışıyoruz? Biz mi Kenan Evren’in Anayasası’na dayanarak dilleri yasaklıyoruz, kültürleri yasaklıyoruz? Biz mi eşit yurttaşlığı, özgürlüğü ülkemizdeki insanlara çok görüyoruz? Bunu kullanan diller demokrasinin “D”sini ağzına alma hak ve hukukuna sahip değil. Kimse bize burada demokrasicilik dersi de vermeye kalkmasın. Kürt coğrafyası yokmuş. Bal gibi vardır, onun adı da Kürdistan’dır isteseniz de istemeseniz de. Bu böyle biline. Selçukluların tarihini okuyun, Atatürk’ü okuyun, İnönü’yü okuyun, Meclis tutanaklarını okuyun. Kendinizle yüzleşeceksiniz, bu gerçeği kabul edeceksiniz.
Arkadaşlar, bu Şırnak Üniversitesinin broşürü. İyi bakın buraya. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmuş bir üniversitesi. Türkçe var, İngilizce var, Arapça var ama Şırnak’ın hepsi Kürt, Kürtçe yok. Siz böyle mi kardeşliği, birliği sağlayacaksınız? Var mı burada Kürtçe? Yok. Arapçanın ne işi var? İngilizcenin ne işi var? Siz İngilizceye hoşgörülü, Arapçaya hoşgörülü, Kürtçeye gelince suikastçı oluyoruz değil mi? Size bu suikast kelimesinin de Arapçadan geldiğini söyleyen oldu mu? Kalleşçe arkadan vurmanın ne demek olduğunu, demokrasi adına bu lafları kullanmanın da bedelinin ne olacağını, halkın da bunu sandıkta nasıl soracağını, hem doğudan hem batıdan bu dilin hesabını soracağını da bilmeniz lazım. İnkârın da yok saymanın da şovenizmin de diktatörlüğün de bir bedeli vardır. Diktatörler bütün ülkelerde bedel ödemiştir. Bunu savunanlar da bu bedeli öder. Yol ayrımındayız. Demokrasiye herkesi davet ediyoruz.
Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
162 konuşma daha · 23 Aralık 2010