İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 46. BİRLEŞİM · SALI

5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 46. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Ocak 2011 · 1.156 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 4 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 5683 SAYILI YABANCILARIN TÜRKİYE'DE İKAMET VE SEYAHATLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:492)); konuşma 1.156 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 4 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-01-04-5683-sayili-yabancilarin-turkiye-de-ikamet-ve-seyahatleri-hakkinda-kan (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meşhur bir Roman atasözü vardır, biliyor musunuz? Bunu her zaman tekrarlarım: “Evde kalan ölür.” Bu, meşhur Roman atasözüdür. Onun için, dünyada 200 milyondurlar. Dünyada, Türkiye’de, bütün Balkan ülkelerinde, Orta Avrupa’da, İspanya’da, hatta Latin Amerika’da, her yerde varlar ve dünya bu gerçeklikle tanışmasına rağmen, Avrupa Birliği içinde en gelişmiş ülkelerde dahi Romanlara karşı yapılan ayrımcılık Avrupa Birliğinin temel kriterleri içinde yer alıyor.

Şimdi, bu kriteri aldığımız zaman, gerçekten bu kanun teklifiyle ne yapmak istiyoruz? Yani bu kanunun içinde 21’nci maddede bir kelimeyi çıkarttığımız zaman -onu da Avrupa Birliği istediği için- “Romanlar” dediğimiz zaman sadece -ki bütün Roman dernekleri bu ismi kullanırlar, resmî statülerinde vardır- Romanların sorunları çözülecek mi arkadaşlar? Bu kadar basit mi? Bu kadar şeklî mi?

Bakın, Türkiye’de, tırnak içinde “öteki” dediğimiz zaman, en başta Romanlar gelir, sonra azınlıklar, ezilenler, dışlananlar, fişlenenler, potansiyel suçlu olanlar gelir. “Sözde vatandaş” kavramı konuşulduğu zaman, bu ülkede önce Romanlar gelir, sonra diğer saydıklarımız gelir. Bu ülkede, çok uzağa gitmeye gerek yok, bir yaşam tarzları, bir felsefeleri, bir hayat tarzları vardır. Bu hayat tarzları İspanya’da da aynıdır, Türkiye’de de aynıdır, gidersiniz Çek Cumhuriyeti’ne, Slovakya’ya, Polonya’ya, oralarda da bu böyledir. Onların bir hayata tutunuşları vardır ve onları dinlediğiniz zaman ancak onların sorunlarının gerçek çözümlerini, onların isteklerine cevap verdiğinizde çözüm bulursunuz. Ayrımcılık, zaten Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesiyle yasaklanmıştır. Bırakın dini, dili, etnisitesi, bütün gruplar için, bütün farklı gruplar için ayrımcılık yasaklanmıştır.

Ben şunu açıkça söyleyeyim: Bu vatandaşlarımızla ilgili olarak, merak ediyorum, Sayın Başbakan “Roman açılımı” toplantıları yaptı, Romanları İstanbul’a çağırdı; Bakanı yaptı, Ankara’ya çağırdı. Bu kadar Romanları düşünüyorsanız, İzmir’den 2 bin kişiyi İstanbul’a taşımak yerine İzmir’e gitseniz, Edirne’nin Yıldırım Mahallesi’ne gitseniz, bir Hıdırellez şenliğinde aralarında oturup nasıl yaşadıklarını görseniz, Sulukule’deki kentsel dönüşüm sonrası sığındıkları küçücük dairelerdeki nefes alamayışlarını, özgürlüklerine vurulan kelepçeleri görebilseniz, anlayabilseniz, müziklerini anlayabilseniz… Romanların müziğini bilir misiniz? Türkülerinin birbirine ne kadar yakın olduğunu bilir misiniz? Sizler bu bütçede, 2011 yılında Romanlar için ne kadar ayırdınız soruyorum, ne kadar ayırdınız; iskânına, konutuna, sosyal devlet anlayışına, sosyal adalete, sosyal eşitliğe ve eşit vatandaşlığa? Selendi’den göç ettirilen ve lince uğrayan Romanları gittikleri yerlerde kaç defa ziyarete gittiniz? Gittiğiniz yerlerde bunlara, evleri barkları, devletin güvencesinde olan can ve mal güvenlikleri karşısında ayaklarına gidebildiniz mi? Bu bir anlayış tarzıdır, bu bir felsefedir, bu bir yaklaşımdır.

Birileri kalkıyor, burada Roman kardeşlerimize –seçimler de yaklaştı, iki kelime hoş edecekler- diyorlar ki: “Roman kardeşlerimiz şunlardan, şunlardan, şunlardan şereflidir.” Ben size söyleyeyim, Roman kardeşlerimiz bu ülkede devleti soyanlardan, yolsuzluk yapanlardan, çete olanlardan, darbecilerden, işkencecilerden, insan haklarını ihlal edenlerden, hepsinden onurludur, şereflidir, bu ülkenin göz bebeği insanlarımızdır. Buna itirazı olan var mı? Yoksa gereği yapılacak, bu kadar, laf değil.

Bu madde, bu kanunda bir kelime çıkarılıyor. Kaç? 1950 senesindeki bir yasa. İlerleme raporunda var olduğu için, ilerleme raporunda yer aldığı için bir kelime çıkaracaksınız ve “Her şey bitti.” diyeceksiniz, bitmiyor. Bu ülkede 72 milyon insan yaşıyor, Romanlar da, Kürtler de, azınlıklar da, Aleviler de, 12 Eylülde fişlenen 2 milyon insan da. Yani ülkemizin yüzde 65’i, nüfusun yüzde 55’i devletle husumetlidir, davalıdır, mahkemeliktir. Bütün bunları bir potada, eşit ve özgür yurttaş potasında aldığınız zaman, ırk, cinsiyet, nereden gelirse gelsin, bu ülkenin topraklarında yaşayan insanların hepsine eşit olarak baktığınız felsefik bir yaklaşım söz konusu olduğu takdirde, o zaman, Roman derneklerinin size söyledikleri konutu da eğitimi de ve Roman derneklerinin size söylediği “Bütçede bana kaç milyar lira ayırdınız?” sorusudur bunun cevabı, yapacaklarınızın cevabı bu olmalıdır. O zaman bu ülkenin insanları arasında ayrım olmaz. O zaman bu ülkenin bazı insanlarına daha fazla pozitif ayrımcılık yapma vicdani sorumluluğuyla karşı karşıya kalırız. Hangi soysal adaleti, hangi sosyal eşitliği burada konuşabileceğiz? Bu kadar basit değil arkadaşlar.

Şimdi, bu yasa teklifine bakıyorum ve gerçekten düşünüyorum: Ne yapmak istiyoruz? Hükûmet koşuyor, durmadan koşuyor. Türkiye'nin gündemini yüzeysel tutmuş, açılımlarla koşuyor bir Amok koşucusu gibi; durmadan, kendi bildiği gibi koşuyor, kendi hedefine doğru kilitlenmiş koşuyor. İşte koştuğu için, işte bu koşusu nedeniyledir ki etrafını görmüyor, Selendi’yi görmüyor.

Söz verdiği Roman vatandaşlarımıza, sadece ve sadece, yeni yılda dilek ve temennilerde bulunmak “Adını Roman koyduk.” demek yetmiyor arkadaşlar, yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor. Bu ülkeye, insan olarak, vatandaşlarına insan olarak, insan gözüyle, insan çerçevesinden bakmak gerekiyor. Bakıldığı zaman, bütün insanların, isterse Karaçi’den kökenleri olsun, oradan, Hindistan’dan, Pencap’tan, Sind yöresinden bütün dünyaya dağılsın. Bütün uluslar şu veya bu şekilde bir yerden doğup bir yere göç etmiş ve gitmişlerdir. Türklerin ana yurdu da Anadolu değildi. Türklerin yurdu Anadolu muydu? Geliş tarihine bakın, çok yakındır arkadaşlar, çok uzak bir tarih değildir. 1071’de Malazgirt Savaşı’yla beraber… Yakın bir tarih, çok değil, bin yıl bile değil.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep)1071’den evvel de Türkler burada yaşıyordu.

HASİP KAPLAN (Devamla)Hangi tarihte? Antik çağda mı?

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep)Evet, evet, bunları iyi bileceksiniz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa)Tabletler var, tabletler.

HASİP KAPLAN (Devamla)Bilmiyorum, 1071’de… Antik tabletlerde çıkarırsanız…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep)1071’den evvel de Türkler burada yaşıyordu.

HASİP KAPLAN (Devamla)Ya, Kilikyalılara, Frigyalılara götürmeyin bizi.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep)Devamlı Türklere çatılmasın.

HASİP KAPLAN (Devamla)Kilikya, Frigya, ondan sonra, Hititlere mititlere bizi götürmeyiniz, o zaman konuşuruz. Çıkarırsınız belgeleri buraya koyarsınız, dersiniz…

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale)Tarih yazma Hasip Bey, hukuktan bahset.

HASİP KAPLAN (Devamla)Hayır, varsa çıkarırsınız. (MHP sıralarından “Var.” sesleri)

Belki Afrodit de Türk’tür, belli olmaz. Yani Milattan Önce tabletlere inerseniz, Babil Krallığı’na, Sümerlere de gidiniz. Ha, ben bunun tartışmasını yapmıyorum.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale)Urfa’daki Göbeklitaş’ı görmediniz mi?

HASİP KAPLAN (Devamla)Önemli olan, bu ülkede -Nazım Hikmet’in dediği gibi- bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamaktır; bir bahçenin gülleri ve çiçekleri gibi farklı farklı renklerde, kokularda, o güzel armonide o fotoğrafı verip, o ahengi yakalayıp, o ahengin içinde yaşayabilmektir. O renklerden biri de, o çiçeklerden biri de Roman kardeşlerimizdir.

Roman kardeşlerimizle ilgili gelecek her yasada sonuna kadar destek vermeye hazırız, bunu destekleyeceğiz.

Yalnız, bir şeyi unutmuşsunuz, bunu söyleyeceğim: Bu maddenin içinde İçişleri Bakanlığına hâlâ sınır dışı yetkisi tanınıyor. İçişleri Bakanlığının kendi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve yurt dışında mülteci olduğu için hâlâ kırk yıldır Türkiye’ye giremeyen vatandaşlarıyla ilgili kırk yıllık sınır dışı kararları vardır, bilginiz var mı? Bunu unutmuşsunuz. Ben, kendim bunlara tanık oldum ve sınır dışı edilme gerekçesi olarak, örneğin, Ape Musa’nın oğlu, Musa Anter’in oğlu Anter Anter -İsveç’te yaşıyor- 1969 yılında 1 Mayıs törenlerine katıldığı için sınır dışı kararı verilmiş, 1969 yılında. Arkadan, üstünden iki darbe geçti, Avrupa Birliği ilerleme sürecine girdik ve hâlâ Anter Anter, Stockholm’den gelip Nusaybin’de babasının mezarını dahi ziyaret edemiyor. İşte, bir taraftan bir şey yaparken bir taraftan 1950’lerde kalan ayrımcılık başka alanlarda sürüyor.

Onun için size bir çağrıda bulunuyoruz: Amok koşucusu gibi koşmayı bırakın. Gelin, her türlü ayrımcılıkta eşit davranalım. Her türlü ayrımcılıkla ilgili getireceğiniz her yasaya da sonuna kadar destek veririz. Bu konuda da, bu bir küçük adım, zerrei miskal gibi olsa da, Roman kardeşlerime burada saygıyla eğiliyorum ve tekrar Roman atasözüyle sözlerimi bitireceğim: “Evde kalan ölür.” Evde kalan ölür! Bunu, bu felsefeyi iyice öğrenirseniz çözümleri de bulursunuz.

Saygılarımla.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 4 Ocak 2011

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook