Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayın hizmetleri hakkında kanun tasarısı ile bayındırlık, imar, ulaştırma ve turizm, avrupa birliği uyum komisyonu raporu hk. (568)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 47. Birleşim · 5. yasama yılı · 5 Ocak 2011 · 1.709 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 5 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYIN HİZMETLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI İLE BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM, AVRUPA BİRLİĞİ UYUM KOMİSYONU RAPORU HK. (568)); konuşma 1.709 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayın hizmetleri hakkında kanun tasarısı ile bayındırlık, imar, ulaştırma ve turizm, avrupa birliği uyum komisyonu raporu hk. (568)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 5 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-01-05-radyo-ve-televizyonlarin-kurulus-ve-yayin-hizmetleri-hakkinda-kanun-ta (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten çok önemli bir kurumun, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz. Türkiye'nin demokrasisiyle, demokratik toplum olma ölçütüyle, konuşan Türkiye olma ölçütüyle bire bir çok ilgili, çok yakın ancak bugüne kadar RTÜK Yasası’nda yirmiyi aşkın değişiklik oldu. Şimdi biraz daha topluca bir tasarı getirildi ama bunun da Avrupa Birliğinin… Eğer Avrupa Birliği istememiş olsaydı, eğer Onuncu Fasıl’da Avrupa Birliğinin “Bilgi toplumu ve medya” başlığı olmasaydı, inanın, bu tasarı da gelmeyecekti.
Avrupa Birliği istedi diye buradan kanun çıkarmak veya yargı karar verdi diye baypas yasaları çıkarmakla dört senemiz geçti. Biraz, kaliteli yasa çıkarma sorununu bu dört senede yaşadık ve kaliteli yasa çıkaramıyoruz çünkü ortaklaşamıyoruz. Mecliste 4 grubuz, demokrasiyi yakından ilgilendiren bir konuda sıkıntı yaşıyoruz. Hükûmet bir tasarı getiriyor “Benim çoğunluğum var.” diyor ve çoğunluğunu da kabul ettiriyor, o şekilde çıkıyor yasa. Arkasından, çok geçmeden o yasadaki aksaklıklar nedeniyle yeniden bir yasa çıkarma zorunluluğu çıkıyor.
Şimdi, bu yasa tasarısının çok önemli bazı başlıkları var, birkaçına vurgu yapmak istiyorum çünkü eğer bu konuda muhalefet olarak ciddi bir şekilde durmaz ve kamuoyuna karşı sorumluluğumuzu açıklamazsak yarın bu konuda bizim de şikâyet etme hakkımızın kalmayacağını kabul etmek zorunda kalırız. Sadece yayınların düzenlenmesi değil denetimi de söz konusu, hatta ileride açıklayacağım, seçimin güvenliği de söz konusu maddeler var bunun içinde.
Şimdi, baktığımız zaman şöyle gerekçesine en başta şunu bir kere görmek lazım: Medya sahipliği Türkiye’de nedir? Uzan Grubu neredeydi, şimdi nerededir? Doğan Grubu nerdeydi, şimdi nerededir? Ciner Grubu nereden nereye geldi? Çalık Grubu nereden nereye gidiyor? Turkuaz Grubu ne yapıyor?
Sonra, bu televizyonlara bakacaksınız, yazılı basına bakacaksınız, gazetelere ve ondan sonra bu medya sahipleri neyle uğraşıyor ona bakacaksınız. Bu medya sahiplerinin hepsinin enerji sektörüyle uğraştığını görürsünüz.
Bir; enerji sektörüyle uğraşıyorlar. İki; altın başta olmak üzere maden sektörüyle ilgileniyorlar ve tesadüftür ki, bu medya sahiplerinin de ortak hobisi aynı alanlarda çalışmak. Erzincan’daki altın madeninden de Bergama’dakinden de aynısı çıkıyor. Silopi’deki termik santralden de Nallıhan’daki santrale geldiğimiz zaman, Beypazarı’nda aynı kişi çıkıyor. Sonra bakıyorsunuz HES’lere, barajlara; bu HES’lerin, barajların kurulmasında, derelerin kurutulmasında, Allianoi’nin sular altında kalmasında, Hasankeyf’in, Munzur’un, tahrip edilmesinde doğanın ve yine bu medya sahipliklerinin ön planda olduğunu görüyoruz.
Bu medya sahiplikleri bunlarla kalmıyor, iktidarlarla da iyi iş kuruyorlar. Garip olan, sonra 73 milyon halkımızı manipüle edip gerçekleri ters yüz ediyorlar, kamuoyuna yanlış bildiriyorlar, yanlış bilgilendiriyorlar.
Artık, medya, demokraside, demokrasilerde, hukuk devletlerinde dördüncü güç olmaktan çıkmış durumdadır; tekelleşmesiyle, bir dinamit gibi tehlikeli bir konuma gelmiş durumdadır.
Bu yasa bunu gideriyor mu? Maalesef gidermiyor. Paylara baktığımız zaman yine yüzde 50’lerde, yine baktığınız zaman televizyonlara, yine dört taneye kadar çıkarabilecekler. Bir şey daha yapılıyor: Yabancı şirketlere Türkiye’deki medyanın kanalları açılıyor. Bunlar yapılırken muhalif medyanın da üzerine acımasızca gidiliyor; acımasızca, hem yasak konuyor hem ceza veriliyor hem susturuluyor hem de -geçmiş tarihleri faili meçhul cinayetlerle doludur- ne hazindir ki, basının çok önemli bir ismine suikast yapan birisinin devletin televizyonlarına çıkarıldığını görüyorsunuz. Düşünün artık!
Şimdi, burada, baktığımız zaman elektronik haberleşmenin… Ki, bu tasarı sadece bir bakanlıktan çıkmadı; Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı… Çünkü, telekomünikasyon da bunun içindedir, gizli dinleme de bunun içindedir, iletişim bunun içindedir, İnternet bunun içindedir, Facebook bunun içindedir, Twitter’den tut… Hatta imkânı ve gücünü bulabilirse WikiLeaks’i bile denetlemeyi RTÜK kendi iktidarına almayı başaracaktır. Zaten –demin, benden önceki hatip açıkladı- Başbakan istediği kararları verebiliyor ama gücü WikiLeaks’in yayınlayıcılarının yakasına ulaşamıyor.
Şimdi, burada bir gerçeği görmemiz lazım arkadaşlar. Bu gerçek, teknik gerçeklerdir. Bir, IP-TV, DVB-H, HDTV gibi yeni yayın teknolojileri konusu var. Zaten dikkat ederseniz iki tane yeni uluslararası sözleşme bu uzayla ilgilidir. Geçenlerde hani Obama’ya dedik ya: “Bizi de uzaya uçur.” Türkiye’yi hani uçuruyorduk ya, nedense “Bizi uçur.” diyoruz. Oysaki iletişim, teknolojinin ana ahengi uydular üzerindendir ve Türkiye'nin kiraladığı uydular, sonra kendi uyduları ve dünya uyduları üzerinden bunların hepsi yapılıyor. İşte Avrupa Birliği yönergelerini salt bu noktada görmemek lazım. Televizyon ve televizyon benzeri görsel, işitsel yayınların düzenlenmesinde kamu yararı, -toplum yararı dengesiyle demokrasi- özgürlükler dengesi çok iyi kurulmuştur.
Şimdi, bir iki örnekle daha somutlaşalım. Örneğin, bu RTÜK yasasında madde 5 diyor ki: “Yayın hizmetlerinin Türkçe yapılması esası düzenlenmiştir.” Madde 5, bunun yanında, Üst Kurulca belirlenecek esaslar dâhilinde Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesine imkân tanımaktadır.
Evet, Türkiye günlerdir iki dilliliği tartışıyor. Resmî dil, resmî dil dışında ana diller, lehçeler… Türkiye çok kültürlü, çoğulcu bir ülke. Ancak burada hep yasakçı, inkârcı, statükocu, resmî, tabucu anlayış bu yasanın ruhuna da işlemiş durumda. Nasıl işlemiş? Yasadan önce öyle bir işlemiş ki şöyle bir baktığınız zaman RTÜK’ten… Hani TRT Şeş açıldı ya, sonra Kürtçe, Zazaca, Boşnakça, Çerkezce yayınlar yaptı, hatta şu an epey dilde yayın yapıyor ki bunun olması doğaldır, 73 milyon Türkiye'nin iftiharıdır, bütün dillerde yayın yapması, bütün dünyaya hitap etmesi. Ancak özel olarak yönetmelikte, Kurmanci ve Zazaca bilen 2 personel beş televizyon kanalının yayınlarını takip etmekle görevlendiriliyor. Yetmiyor, “İl emniyet müdürlükleri izlemeye katkı sağlayacak.” Arkadaşlar, televizyon yayını mı yapıyorsunuz, yoksa burada zehir hafiyecilik mi yapıyorsunuz, anlamadık. Özgürlüklerse eşit özgürlük. Herkese eşit mesafede olmak gerekiyor.
Yine, “Farklı dil ve lehçelerde yayınların izlenmesine, İçişleri Bakanlığıyla yapılan protokol kapsamında il emniyet müdürlüklerindeki izleme birimleri de katkı sağlayacaktır.” Maşallah! Bütün emniyeti dört tane Kürtçe yayın yapan Gün TV gibi birkaç televizyonun başına dikip, aman aman o Kürtçe şarkılarda, türkülerde devlete karşı, topluma karşı, ahlaka karşı bir virgül yakalayabilir miyim diye hafiyecilik yapılıyor. İnanın, bu sadece burada değil, YÖK’te de gizli genelgelerle öğrencilerin Kürtçe ana dil taleplerinin izlenmesi hâlâ devam ediyor ve raporlar İçişleri Bakanlığına geliyor.
Sonra deniliyor ki: “Denetim altyapısını güçlendirdik.” Nasıl güçlendirdin? Bakıyorsun, Mardin’de Cemre FM, Mersin’de Radyo Ses, Şanlıurfa’da Radyo Net, Diyarbakır’da Çağrı FM, Gün TV; Aktüel TV… İşte bunları izliyorlar. Ee, peki kardeşim, onca televizyon kanalı var Türkiye’de, ayrıca uydu üzerinden yayın yapan ve kırmızı noktalı şeylerden tutun da her türlü ırkçılıktan, her türlü ahlaksızlıktan, her türlü şeye kadar yayın yapan televizyonlar var. Bunlarla ilgili bir izleme, bir denetim var mı? Maalesef yok.
Geçenlerde dizi oyuncuları, senaryocular, İstanbul Taksim Meydanı’nda bir eylem yaptı ve bu eylemde bir saatlik dizilere karşı isyan yaptılar. Bir saatlik dizi bir film demektir arkadaşlar, bir filmi bir haftada çekmek demektir. Bir saatlik filmi hem çektiriyorlar hem hafta boyunca gece gündüz çalıştırıyorlar hem eziyorlar hem ücret vermiyorlar ve gelişmiş, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi diye lanse edilen ekonomimizde… G-20 Zirvesi içinde hiçbir ülkede, dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde sanatçılar bu tür eylem koymamıştır. İnsani bir talep...
Şimdi bu düzenlemeyle bunu sizin bir saatten kırk dakikaya veya kırk beş dakikaya, ki onların talebi insanca yaşam… Ama RTÜK Başkanı ne diyor: “Efendim, dizi yapımcılarıyla görüştük, dizilerin kısalması için oyuncuların ücretlerinin indirilmesi lazım.” El vicdan! El insaf! Dizi oyuncularının pestilini çıkarıyorsunuz, fazla mesaisini vermiyorsunuz, ondan sonra yapımcı ile dizi oyuncularını karşı karşıya getiriyorsunuz. Hele bir söyleyin, bu imzaladığınız, Avrupa Birliğinin dayattığı, Uluslararası Sınır Ötesi Sözleşme’de televizyon yayınlarıyla ilgili, hangi ülkede bir saat yayının arasına yirmi dakika reklam işkencesi konuyor? Bana bir tane ülke gösterin. Yirmi dakika reklam işkencesi bir tek Türkiye'de vardır. Bunun bir ölçüsü vardır arkadaşlar. Bu ölçü bu yasayla kaldırılıyor, maalesef, serbest bırakılıyor, evet serbest bırakılıyor.
Şimdi, Meclise geliyorlar “Dizi isyanı Meclise yansıdı.” Niye? Yahya Akman -göremiyorum burada- Dilekçe Komisyonu Başkanına bir dilekçe vermişler. “Bu sıkıntılarını giderecek, Meclis el koydu.” Meclis el koymadı, Meclis bu kanunla sizin feleğinizi şaşırtacak ey sanatçılar! Aha bu kanun, öyle bir el koyma ki, feleğinizi şaşırtacak sizin! Görün bakayım bir saat mi, iki saate de çıkarırlar. Bu yasayla, dizi oyuncularına, emekçilerine, bir saat değil iki saat dizi yaptırırlar. Dünyanın hiçbir televizyonunda, aynı günde veya haftanın her günü ikişer dizinin oynatıldığı televizyon yayıncılığı yoktur arkadaşlar. Bütün ülkenin insanlarını aptal kutusuna bakar duruma getirdiler. Ne oluyor bu TV dizilerinde? İlim, irfan, kültür, sanat, bilim, toplum, iyi komşuluk, birbirinize düşmanlık etmeyin, küfür etmeyin, kötülük etmeyin, güzel yaşayın, insanî erdemler var, paylaşın… Ya, ülke televizyonlarının hepsinde şiddet fışkırıyor, ekranlarında şiddet fışkırıyor. Allah aşkına, bu ülkede hiç mi güzel bir gün yaşanmıyor, hiç mi güzel insanlık, yardımseverlik, hiç mi güzel çevre olayları, çevre hareketleri, hiç mi güzel şeyler yaşanmıyor bu ülkede? Bir fidan da mı ekilmiyor, bir çiçekte mi güzel bir günde analara verilmiyor? Niye bunun haberciliği yapılmıyor, niye bu konuda bir üstüne gitme olayı yok? Ama, burada düzenleme var 7’nci maddede; olağanüstü hâl dönemlerinde düşünce özgürlüğünü nasıl kısıtlarım, yazmışlar. Devlet sırrını ihlal edeni nasıl içeri tıkarım, yazmışlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var, 10’uncu madde ifade hürriyeti, o dengeyi de koruyoruz… Türkiye Cumhuriyeti, seksen yedi yıldır, dengeyi değil, daima kantarın topuzunu kaçırmıştır düşünceyi ifade hürriyetinde. Böyle bir yasayı da çıkardığınız zaman dehşet bir şey olur, dehşet. Hiçbir televizyonda özgür bir tartışmaya tanık olamazsınız.
Diğer bir konuya gelince, şimdi bu söyleyeceğim konu sanatçıların söyledikleri. Anlamıyorum denetimden, izleyin eski filmleri -ben yasakları burada tek tek saysam zaten sürem yetmez- Yılmaz Güney’in filmlerini TRT yayınlamıyor. Neden? Ama Abdi İpekçi’nin katilini çıkarıyor ekrana. Soru soruyoruz, dört tane grubu olan parti var, ne kadar süre tanıdınız? Bize yüzde 1 süre tanımışlar, yüzde 1. E, vicdan yahu! Sanki vergiler yalnız babanızın cebinden çıkıyor, bize 3 milyon seçmen cebinden vergi vermiyor.
Şimdi, burada, sinemada görüyorsunuz, ne oluyor? Sigara içen birisinde, eski bir film, buzlanma işareti var ama duman her taraftan çıkıyor, şaşırıyorsunuz. Bu nasıl sansür? Bu nasıl kapatmak? Veya aktörün ağzında sigara var, ağzına bir tane çiçek koymuşlar. Bu nasıl bir anlayış, Allah aşkına bu nasıl bir denetim, bana bunu izah edin. Çıksın birisi bu kürsüde desin ki bunu izah ettik. Ya yasaklayın ya bu rezaleti yapmayın arkadaşlar. Ya yasaklayın tümden ya da bu rezalet olmasın. Sigarının yerine erkekse ağzına çiçek, kadınsa başka bir şey… Ya bu görüntüler ayıptır, yapan sanatçıya, yönetmene hakarettir, filme hakarettir.
Arkadaşlar, çok şey var konuşulacak, çevre konusundan tut şeye ama ben size bir şey daha söyleyeceğim, seçime gidiyoruz. Kardeşim, seçim kütüğüyle RTÜK’ün ne alakası var ya! Allah’tan korkun! Seçimler yargının denetiminde olmayacak mı? Bakın, 30’uncu madde… Seçim kütüklerine de el atıyorsunuz, seçimi de -tehlikeye- tehdit altına alıyorsunuz. Avrupa’daki seçmen kütükleri de oluşturulmadı, seçime gidiyoruz, ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar ya! RTÜK nerede, YSK nerede; seçim kütüğü nerede, RTÜK nerede? Ya, Allah aşkına, Deniz Feneri’nden sonra seçim kütüklerini size nasıl emanet ederiz? Biraz vicdan, düşünün!
Bunca sakatlığı olan bu yasayla ilgili söyleyecek sözümüz çok.
AHMET YENİ (Samsun)Hiçbir şey söyleyemezsin!
HASİP KAPLAN (Devamla)İleriki bölümlerde bunları söyleyeceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlarım.
AHMET YENİ (Samsun)Hiçbir şey söyleyemedin, hiç!
HASİP KAPLAN (Devamla)Bu kürsüden halkın söyleyecek o kadar çok sözü var ki, tahammül etmeseniz de bu kürsü bunun için vardır. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
66 konuşma daha · 5 Ocak 2011