Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 50. Birleşim · 5. yasama yılı · 12 Ocak 2011 · 827 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 12 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (S.S.:393)); konuşma 827 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Hukuk muhakemeleri kanunu (s.s.:393)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-01-12-hukuk-muhakemeleri-kanunu-s-s-393 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Burada, gerçekten, Meclisin -dört yıldır beraber çalışıyoruz- beraber ortaklaşa gerçekleştirdiği en önemli yasama çalışması bu temel kanunlar: Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
Şunu kabul etmek gerekir ki, dört gruptan birisinin ortaklaşmaması durumunda bu yasaların Mecliste çıkarılması üç senede dahi mümkün değildir. Bu gerçekliği kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
İkincisi, bu torba, temel kanunların yanında bir de torba kanun görüşmeleri de sürüyor bir yandan. Ancak, bundan -çok değil- bir ay kadar önce Meclis Başkanlık Divanında, benim de parti grubum adına hazır bulunduğum bir görüşmede, Meclis Başkanımıza muhalefet partilerinin bu öneriyi getirmesi ve bizim teşvik ve ısrarımız sonucu -o gün toplantıda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi temsilcisi vardı, Sayın Şandır daha önce bu konuda görüş bildirmişti- ve bizim talebimiz üzerine, Meclis Başkanının, bir komisyon çağrısı yaparak bu çalışmaların organize edilmesi konusunda başlattığı çalışma ve bu çalışmalarda da grubumuz adına bulunarak, ben ve Sayın Hamit Geylani, bu çalışmaların bir an önce sonuçlandırılmasını, bunun Türkiye için, toplumumuz için yararlı olduğunu, yararlı olan konularda ortaklaşılması gerektiği düşüncemizi ortaya koyarak kanıtladık.
Uzlaşma ve ortaklaşma aslında demokrasilerin temel ilkelerinden birisidir. Eğer “Sayımız çoktur, çoğunluğuz.” derseniz ve muhalefeti dikkate almazsanız o zaman burada kaliteli yasa çıkarma şansının olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Zaman zaman bu sıkıntıları yaşadık ve öyle sıkıntılar yaşadık ki gerilimli, hatta kavgalı oturumlara kadar giden Anayasa referandumu mini paketlerinin tartışmalarında Meclis sabahlamak durumunda kaldı. Oysaki anayasa metinleri bütün toplumun uzlaşması gereken metinler ve hiçbir partinin kendi çoğunluğuna dayanarak, “Ben çoğunluğum, çoğunluk görüşü demokrasidir.” anlayışıyla veya referandumda dikte ettirilmek şartıyla oluşmadığını bütün gelişmiş, çağdaş demokrasilerin işleyişinden biliyoruz. Aynı zamanda sadece bu değil, bize halk soruyor… Bence sormalıdır, hesabını da sormalıdır. Seçime gidiyoruz, sonuçta siyasi partiler sandıkta hesabını halka verirler. “Niye yeni bir anayasayı, 12 Eylül darbe Anayasası yerine bir bütün olarak yeni, sivil, demokratik bir anayasayı yapamadınız?”ın hesabını herkesten sorabilmeliler diye düşünüyorum.
Yine “Siyasi Partiler Kanunu’nu niye değiştiremiyorsunuz, Meclis niye bunu beceremiyor?” Bunu da sorabilmelidir. “Yüzde 10 seçim barajını niye kaldıramıyorsunuz, ortaklaşamıyorsunuz? Milletin özgür iradesinin önündeki engelleri niye kaldırmıyorsunuz?” Bunun hesabını sormalıdır. “Niye hazine yardımını partilere eşit olarak dağıtmıyorsunuz? Mecliste grubu olan partiler burada hazine yardımı almıyor?” Bunun sorulması gerekiyor halk tarafından. Bunları mutlaka çoğaltmak mümkün. Ancak, ben bunları çoğaltmanın üzerinde durmayacağım. Bugün ortaklaştığımız havanın, bugün bütün Meclis gruplarının bu en önemli, hatta önümüzdeki elli yıl Türkiye'nin ticaret hayatını, Borçlar Kanunu’yla eşya hukukundan alacak-verecek ilişkilerine kadar olan yaşamını, bunların işleyişini getiren Hukuk Muhakameleri Kanunu’yla çalışma tarzını belirleyecek çok önemli yasaları konuşuyoruz.
Türkiye 2010’da çok önemli mesafeler katetmiş durumda. Bir taraftan Avrupa Birliği serüvenimiz on birinci yılını dolduruyor. Yüzlerce uluslararası sözleşme imzaladık. Avrupa Birliği müktesebatından sadece yüzlerce, binlerce kanun, yönetmelik, genelge bizim iç mevzuatımızda yerleşti ve hâlâ küresel krizin getirdiği çalkantı ve risk ortamında dünya ticaret hayatını yeniden tanımlarken, şirketler yeniden belirlenirken, garantörlük, hakemlik müesseseleri getirilirken, uluslararası mahkemeler kurulurken, ekonominin uluslararası mahkemelerinin biri Avrupa Birliğinde Lüksemburg’da Adalet Divanında atarken, diğer taraftan Dünya Ticaret Merkezinin de içinde olduğu hakem heyetlerinin, yine denizcilik hukukundaki hakem heyetlerinin de çok etkin olarak işlev yaptığı dünyamızda, kabul edelim ki bazı yasalarımız seksen yıllık ömürleriyle oldukça eskimişti, sürece cevap vermiyordu.
Bunları niye yapmak zorundaydık? Bir kere, istinaf mahkemeleri gerçeğiyle karşılaştık. İstinaf mahkemeleri yalnız cezada değil, hukuk mahkemelerinde de var ve yargının, adaletin hızlandırılması konusunda 2007’de yürürlüğe girmesi gerekirken 2010’a ertelenen ve süreç içinde yeni bir yapılanma ihtiyacı duyulan bir ortamda hukuk usulünü yeniden belirlemek gerekiyordu.
Usul kanunidir, takdirî değildir. Onun için, yargıçlar bu “Kanunilik” prensibine son derece uymak zorundalar. Yeniden bilirkişiliğin düzenlenmesi, yeniden gelişen teknolojinin, bilişimin, İnternet’in, telif ve marka patent haklarının, uluslararası sektörde gelişen yeni kavramların, bütün bunların yeniden düzenlenmesi gerekiyordu.
Bütün bunları dikkate aldığımız zaman bu temel kanunları -Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu- bu dönemin çıkarmış olması elbette ki büyük bir başarıdır. Kabul edelim ki en çok Ticaret Kanunu’nda yüze yakın önerge çıktı. Bu önergelerle iki yıllık gecikmenin telafi edilmesi gerekiyor, düzenlemelerin yapılması gerekiyor. O konuda da yüzde 90’larda bir ortaklaşma sağlanmış durumdadır. Bu durumda muhtemelen onu da hayata geçireceğiz hep birlikte.
Evet, bunlar yetiyor mu tek başına? Bence, çok güzel yasaları da çıkarsanız, çok modern yasaları da koysanız eğer yargıç açığı varsa, personel açığı varsa, araç gereç açığı varsa, adaletin imkânları sınırlıysa, eğer adalet takside keşfe gidiyorsa, eğer adalet mekanizması davacı ile davalının tuttuğu araçlarla seyahat ediyorsa, eğer bilirkişilere verilen ücretler günün rayiç bedelleriyle doğru orantılı değilse, eğer bilirkişiler düzenli seçilmiyorsa, eğer adli tıptan tutun kriminolojiye kadar bütün uzmanlık alanları iyi çalışmıyorsa -ki bütün bunlar, bir bütündür mübaşirinden kâtibine, kâtibinden adliyedeki bütün personeline- eğer bu ihtiyacı tamamlayamıyorsanız yine adalet konusunda her şeyi tam yapmış sayılmayız.
Değerli arkadaşlar, biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu yasaların bir an önce çıkmasının ve ortaklaşmanın ve birlikte hareket edebilmenin, birlikte bir şeyler yapabilmenin yapabileceklerimizin olduğunun işareti olarak görüyor ve önümüzdeki günlere bir başka umutla bakıyoruz. Ancak burada bir uyarıda bulunma gereğini duyuyorum: Bakın, biz, dört parti grubu bu uzlaşmayı sağlarken, bu yasaları çıkarırken -daha bu yasaları çıkarırken- yasaların torba kanun gibi görüşmelerle delindiğini görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 12 Ocak 2011