Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 60. Birleşim · 5. yasama yılı · 7 Şubat 2011 · 1.690 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 7 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İLE SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU VE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:606)); konuşma 1.690 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 7 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-02-07-bazi-alacaklarin-yeniden-yapilandirilmasi-ile-sosyal-sigortalar-ve-gen (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu üçüncü tezkere Somali’yle ilgili, önümüze gelen. Biz çekincelerimizi, itirazlarımızı, gerekçelerini daha önceki görüşmelerde ortaya koymuştuk. Evet, Mecliste bulunan üç parti grubunun görüşlerinin dışında, buna ret oyu veren, buna karşı çıkan, gerekçelerini açıklayan tek parti biziz.
Bunu bugünün gelişmeleriyle beraber değerlendirdiğimizde, niye bu kararımızın Türkiye halkının çıkarına olduğunu bazı veriler ortaya koyarak açıklamak istiyorum. Somali’deki korsan olayları nedeniyle, ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden Körfezi’nde, özellikle de Somali kara suları ve açıklarında, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için verilen tezkereye baktığımız zaman, oraya bir Giresun gemisinin daha önce görevlendirildiğini biliyoruz. Ancak, oradaki stratejik coğrafi durum ve komşu ülkelerin güçlerinin dengelerini bir göz önüne almakta büyük yarar var.
Neden oraya gemimizi, askerimizi gönderiyoruz? Daha önce de onlarca ülkeye hep Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesi için tezkereler çıktı. Burada Somali kaynak olarak gösteriliyor. Evet, Somali’de 1991 yılında Siad Barre dikta yönetimi devrildikten sonra ilginç bir durum oluştu. Onun yerine, tam on yedi yıl hükûmetsiz kalıyor Somali. On yedi yıl hükûmetsiz kalan Somali’de Birleşmiş Milletler ne yaptı, ne tür etkin bir önlem aldı da, nasıl oldu da orada, Somali devletinde asgari düzeyde bir istikrar ve yönetim sağlayabildi? Birleşmiş Milletler bir görev üstlendi de yapabildi mi? Maalesef, orada başarısızlıktır sonuç. Bütün, oraya gönderilen yabancı güçler dahi, Somali’de belli bir istikrarı sağlayamadı.
Yine, 3.700 kilometre uzunluktaki Somali sahilinin, kendi hükûmetini kuramayan Somali halkının, 10 milyon nüfusla, kalkıp güvenliğini korumasını beklemek Birleşmiş Milletlerin veya dünyanın sorunu olsa gerek, Somali halkının değil çünkü yüzde 70’i tarım ve hayvancılıkla zar zor geçinen, açlığın, yoksulluğun, sefaletin hüküm sürdüğü bir ülke. Bir yanda o ülkenin bulunduğu coğrafyada, Aden Körfezi’nden, Kızıldeniz’den, Süveyş Kanalı’ndan binlerce petrol tankerinin geçtiği, ticaret gemilerinin geçtiği, Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın, başta ABD olmak üzere, Rusya’nın, Avrupa Birliği ülkelerinin dünya ticaretinin deniz üzerindeki nakliyesinin yüzde 90’ını yaptığı bir alan orası. Hani, bütün Amerika… Filmlerde gösteriyorlar, dizilerde de gösteriyorlar ve bu dizilerde, filmlerde, NATO’nun ne kadar güçlü olduğunu, işte, orduların ne kadar teknik geliştirdiğini, uzaydan, uydudan nasıl tespitler yapıldığını, o tespitler üzerinden nasıl nokta vuruşları yaptıklarını falan filan, hikâyelerini hep dinledik. Oysa Somali’de iki tane korsan gemisi var ve o korsan gemilerini kullananların da ellerinde gelişmiş lap-top’lar var, gelişmiş silahlar var ve bu gelişmiş silahların, telsizinden tutun saldırı silahlarına kadar, hepsini de bu gelişmiş ülkelerden almışlar, bu iki gemi üzerinde üs yapıyorlar. Yakın zamanda da Türkiye’den Horizon gemisi gibi bazı gemilerin bu saldırılara maruz kaldığını bizim basınımız kamuoyuna yansıttı.
Şimdi, burada Birleşmiş Milletler bir karar alıyor, devreye NATO giriyor, NATO kendine blok bir düşman bulamadığı için bula bula Somalili birkaç korsanı kendisine yeni düşman olarak ilan ediyor. Bu enteresan bir durum yani şunu ifade etmekte büyük yarar var: Şimdi, bir siber saldırı modasını çıkardılar. Siber saldırılarda -biliyorsunuz- Estonya’nın işte Rusya’ya karşı 2007’de “meçhul asker” anıtını kaldırması nedeniyle Rusya’nın siber saldırısı olmuştu. Arkasından, Çin Silahlı Kuvvetlerinin Almanya’ya özelikle yazılım alanında bilgisayar sisteminde siber saldırısı kamuoyunu meşgul etmişti.
Yine, 2007’de ABD Savunma Bakanlığında bilgisayar sistemlerinin hedef alındığı, yine bunun Çin Silahlı Kuvvetleri üzerinden yapıldığı yönünde, sızma bulunduğu yönünde, işte o dönemin Savunma Bakanı Robert Gates’in açıklamaları var.
Yine, “Siber soğuk savaş dönemine giriliyor mu?” denilirken gariptir küresel bir olay olarak en son NATO’nun, diplomatik kanalların WikiLeaks belgelerinde ortaya çıkan kirli çarşafların ortaya saçılması söz konusu oldu. Bunları bir bütün olarak görmedikten sonra sadece Somali’deki korsanların Burum Ocean ve Athena isimli iki gemi üzerinden -ki iki gemi de biliniyor- saldırılarını yönlendirerek, işte ticaret gemilerine, oradan geçen tüm gemilere saldırıp rehin ve milyonlarca dolar para aldıkları yönündeki iddialara gelince şunu söylemek gerekiyor: Bu tanımlamayı dahi “Korsan-terörist karışımı insanların yaptığı saldırı.” olarak niteliyorsa Birleşmiş Milletler yani bunun adını koyamıyorsa zaten o koskoca Birleşmiş Milletlerin bile bir şey ifade etmediği, NATO’nun bir şey ifade etmediği ortaya çıkıyor.
Düşünün ki Somali’de diktatörlük rejimi yıkılıyor, on yedi yıl hükûmet kurulamıyor. Hükûmet kurulamayan yerde siyasi parti yok, siyasi partinin olmadığı yerde yargı yok, hukuk yok, mahkeme yok ve orada yakalanan korsanı da uluslararası hukuka göre, aradan geçen bunca zamana rağmen, yargılayacak makam yok. Hadi buyurun, buyurun işte, Birleşmiş Milletler, NATO, bütün dünya…
Garip bir durumdur arkadaşlar bu, garip bir durum. Uluslararası hukukta korsanlarını bile yargılayamayan bir Birleşmiş Milletler ve NATO’nun küresel krizden sonra çöküşü başlamıştır. Bunu anlamak lazım. Bunu şöyle de anlamak, okumak lazım: Eğer sizler Somali’nin bire bir Mısır’ın güvenliğini ilgilendirdiğini düşünmezseniz, Süveyş Kanalı’nı anlamazsanız, oradan geçen ticareti anlamazsanız ve Mübarek’e karşı çıkan milyonların dikta rejimlerinin karşısında demokrasi ve hukuku istemesini anlayamazsınız, Somali’deki üç beş korsanın yol kesmesine, üç beş eşkıyanın yol kesmesine, isterseniz dünya kadar kahramanlık nutukları bu kürsüden atın, bizim kahraman askerlerimiz gidecek, gemilerimiz gidecek üç tane korsanı yakalayacak, dünya ticaretinin yolunu açacak…
Kardeşim, dünya ticaretinden sen ne kazanıyorsun o Körfez’den? Aden Körfezi’nden senin kaç gemin geçiyor? Kimin kaç gemisi geçiyor? Bu Mecliste kimin gemileri var, ticaret gemileri var? Denizcilik Müsteşarlığının bir verisi var mı bizim kaç tane gemimizin oradan geçtiğine dair? Bizim oradan petrol taşımacılığı yapan kaç tane gemimiz var? Söyler misiniz Allah aşkına, Uzak Doğu’dan ithalat, ihracat yapıp da Türkiye’ye gelen, oradaki deniz ulaşımının bütün navlununu üstlenen, Hindistan’ın, Malezya’nın, Endonezya’nın, Çin’in, Japonya’nın gemileri dışında size gelen ithal malları taşıyan gemi var mı? Siz denizcilik alanında, deniz ticareti alanında, deniz taşımacılığı alanında kaçıncı sıradasınız bir ülke olarak? Kendi gerçeğinizi bir ortaya koyabilir misiniz? Eğer sizin yüzde yüz ticareti yapılan Aden Körfezi’nde binde 1 kadar bir hisseniz varsa oraya niye asker ve gemi gönderiyorsunuz arkadaşlar, niye? Koskoca NATO’ya bu hazineden verilen bütçeler yetmiyor mu? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine ayrılan paralar nereye gidiyor? Bu vatandaşın verdiği vergilerle devletin yükümlü olduğu aidatların hesabını eğer bu ülke onurlu bir dış politika güderek soramıyorsa, 3 tane korsanın, iki tane geminin, dört tane filikanın enterne edilmesini sağlayamıyorsa başka bir hesap var ortada arkadaşlar. Bu hesap tehlikeli bir hesaptır. Bu hesap öyle bir hesap ki Amerika’yla NATO’nun karşıtı olan Rusya’yı birleştirmiştir. Ama Rusya’nın savunma bakanları, komutanları “Somali bahane.” diyor, “Somali’ye üs kurma girişimleri vardır.” diyor. ABD veya Rusya’nın oraya üs kurma, kalıcılaşma... Çin’in, düşünsenize, açık denizlerde donanması yok ama Çin, ticaretinde büyük payı olduğu için gemilerini gönderiyor buraya, Japonya gönderiyor buraya.
Şimdi sormak istiyorum: Tarihten hiç mi ders almayacaksınız arkadaşlar? Bu tezkerelere hiç düşünmeden, zerre kadar düşünmeden oy verirken tarihten size bir sayfayla hatırlatma yapmak istiyorum.
Yemen’de yedinci kolordu. Yakında gittik ziyarete. Abdülhamit zamanında yapılan kışla orada duruyor. Yakında gittik oraya. Biliyor musunuz 1918 Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz’lerin Aden Körfezi’ne kurduğu bir üs üzerinden orada Zeydilerle anlaşarak, Zeydiler halifeliğe karşı olduğu için Zeydi kabilelerini örgütleyerek, arkasından imamları örgütleyerek Türkiye’deki o son noktanın olduğu yerde işte kutsal topraklar için o topraklarda bulunan orduya birlikte organizasyonu ve saldırıyı yapılıp 1918’de yedinci kolordunun oradan çıkıp da Diyarbakır’a kadar gelmesini sağlayan bir proje, plan değil miydi? Duruyor orada İngiliz üsleri. Şimdi de orada İngiliz üslerinin heyecanı sarmış durumda Rusları, Çinlileri, Japonları. Şimdi biz durmadan asker gönderiyoruz. “E, biz kahramanız.” Böyle değil arkadaşlar. Dünya bu kahraman nutukları üzerinde artık dönmeyecek.
Gerçeklerle hepimizin yüzleşmesi lazım. Küresel kriz dünyada siyasi krizi tetiklemiştir. Güvenlik denklemi ile yoksulluk denklemi karşı karşıya gelmiştir. Yoksul ülkelerin başkaldırısı şu veya bu şekilde her yerde böyle korsanvari değil, milyonlarla meydana dökülmeyle zincirleme gelişiyor. Bakın, Tunus’taki yaşanan olaylar. Evet, mağripte bunlar yaşandı, şarka yansıdı, Mısır’a yansıdı. Mısır’da milyonlar Tahrir meydanlarına yürüdü. Milyonlar Tahrir meydanlarına yürürken Yemen’in başkentinde otuz yıllık başkana karşı halk direnişleri, gösterileri başlıyor. Çok uzak değil bu coğrafya arkadaşlar. Kıbrıs hemen onun yanı başındadır. Siz Kıbrıs’ı, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı, Yemen’i, Somali’yi, Sudan’ı bir bütün olarak ele almadığınız zaman, oraya bir gemi göndererek zevahiri kurtaramazsınız. Kıbrıs’ta bile halk çıkıyorsa, meydanlarda protesto ediyorsa, o halk birtakım taleplerde bulunuyorsa düşüneceksiniz. Hemen, yekten, efendim “Siz, bunca yardım ediyoruz, beslemesiniz.” deyip aşağılama hakkı yoktur hiçbir hükûmetin, üstelik kendi insanlarını, kendi vatandaşlarını. Bakın arkadaşlar, gerçekler acıdır. Oraya giden bir bakanı bir gün protesto etmiş sendikalar: “Vay yavru vatandı, biz bilmiyorduk, gâvur vatan olmuş.” İzmir gâvur, Kıbrıs gâvur. Bu nasıl bir anlayış arkadaşlar? Kıbrıs halkı taleplerini dile getiriyor. Orada da yoksulluk var, işsizlik var. Kıbrıs’ta kumar var, kayıt dışılık var, fuhuş var. Şimdi, işsizlikle beraber, kayıtsızlıkla beraber oralarda Karpaz bölgesine TOKİ’nin projeleri konuşuluyor, yeni yollar yapılıyor buna. Şimdi, bunu alın, Mısır’a getirin. Mısır’daki yeni yönetim biçimi eğer demokratik bir düzeni ve asgari düzeyde hukuku sağlayamadığı zaman, sizin oraya gönderdiğiniz “Giresun” gemisindeki askerlerimizin hepsinin hayatı tehlikededir arkadaşlar. Bu kadar karmaşa içinde bir ortama, gemilerimizi ve askerlerimizi göndermenin rahatlığını nasıl gösterebiliyorsunuz? Bu ciddi bir sorumluluktur. Yemen kaynıyor, Sudan’ın güneyi plebisite gitti, Sudan’ın güneyinde petrol vardı, kopuyor. Somali, zaten yüzde 75’i göçebe aşiretlerden oluşan, hayvancılıkla geçinen ve kıyılarında da üç beş korsanı olan bir ülke. Mısır’sa karmakarışık. Alın size Aden Körfezi’nin etrafındaki ülkelerdeki istikrarsızlığı. Bu istikrarsızlık ortamına biz ne yapıyoruz? Asker göndermeye çalışıyoruz.
Kore’de, ilk asker gönderdiğimizde Amerika, “Bir Türk askerinin maliyeti 23 senttir.” demişti. Soruyorum Sayın Bakana: Oraya gönderdiğiniz, Sudan’a gönderdiğiniz bir askerin maliyeti kaç senttir, kaç dolardır?
Bu elbette ki bu Meclisin, bu halkın, bu vatandaşın verdiği vergi ve hazineden çıkan paralarla gidiyor ama kimin için gidiyor? Ne diyordu Nazım o dönem için? “Mister Dallas,/ sizden saklamak olmaz,/ hayat pahalı biraz bizim memlekette./ Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,/ koyun eti,/ Ankara’da 23 sente,” demişti.
Şimdi, bu kadar enteresan bir durumda yaşarken bu gönül rahatlığıyla, bu olayları sorgulamadan, Türkiye, Orta Doğu’da eğer büyük bir devlet olmanın, hukuk ve demokrasinin kalesi olmanın kaygısını yaşamıyorsa önce kendi içinden bir düzelmeye başlayacak arkadaşlar.
Bakın, bugün darbe tartışmaları vardı, Türk Silahlı Kuvvetleri de beyanat veriyor iki büyük partiye, ikinize. Birisi “Darbecilere karşıyım.” diyor, birisi farklı bir şekilde konuşuyor. Bakın, buna hiç gerek yok. İstikrar arıyorsanız, yarın 12 Eylül askeri darbesinin yapılma nedeni olan İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesiyle ilgili kanun teklifim görüşülecek. Buyurun, ana muhalefet, iktidar, göreceğiz. Samimiyet testleri… Öyle dışarıda yok kâğıttan kaplan, yok bu böyle, yok… Böyle olmuyor arkadaşlar, somut adım atmayı gerektiriyor ve böyle koşullarda benim ülkemin o istikrarsız bölgesine göndereceği ne bir tek kuruşu ne bir tek askeri ne bir tek gemisi vardır. Biz burada “ret” diyoruz, buna “ret” diyoruz, bütün halkımız adına “ret” diyoruz.
Bu kahramanlık nidalarıyla hiç kimse bizi kandırmasın. “Evet” diyor şair “Batmak üzere olan /bir gemide /panik içindeyken herkes /ne de çok sevinir /ipleri çözülen /filika.” demiş. Biz de bütün halka, halkımıza ve bütün bu ülkelere barış ve istikrar gelmesini temenni ediyoruz ve ret oyu kullanacağımızı ifade ediyoruz.
Saygılarımızla. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 7 Şubat 2011