İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 63. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Grup önerisi hk.

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 63. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Şubat 2011 · 868 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 10 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 868 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-02-10-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanıyorum bu konuşacağımız konu bütün milletvekillerini yakından ilgilendiriyor. En azından bu konuda bütün arkadaşlarımıza defalarca mağdurların başvuruları olmuştur.

Bahsettiğimiz konu 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunların araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgilidir.

Bilindiği gibi, 2004 yılında bu Yasa çıkarıldı, yürürlüğe girdi, daha sonra da 4 Ekim 2004 tarihinde uygulama yönetmeliği çıkarıldı. Sonradan da 2007 tarihinde 5666 sayılı Yasa’yla da bunun süresi uzatıldı. Ancak, valiliklere yapılan başvurularda, bürokratik işlemler, havale, evrak kayıt gibi, il özel idarelerinde kurulan komisyonların uzun süre bekletilmesi, etkisiz olması, ciddi personel, teknik sıkıntı ve donanımlar, sekretarya sıkıntıları ve en basit hukuki sorunlarda bile… Ancak, personelle muhatap olunabilen açıklama ve anlaşma konularında önemli sorunlar yaşandığı uygulamada görüldü.

Keşiflerde, özellikle sulak ve geniş arazileri olan köylerde arazi miktarlarının sınırlandırılması, yani bir kota uygulaması yapılıyor. Yine, valiliklerin talimatıyla, araziler, olayların henüz çıkmadığı, yani 1952 memleket haritası tabir edilen bir harita üzerinden, işte orman alanı gibi gözüküyor denilerek bahçelikler, köylük yerler, evler bu kapsamlara alınmamakta. Yine, mevcut ekilebilinir arazilerin de yalnızca dörtte 1’i dikkate alınmakta. 2003 tarihinde köye dönüş sonrası inşa edilen yerler varsa, eğer vatandaş köyüne dönmüşse bunlar göz önüne alınmamakta. Yapı denetim komisyonu başkanlıklarının uyguladığı birim fiyatları ise her olayda bire bir uygulanamamakta. Çiftçilik yapan başvurucuların mülkiyete ulaşamama, arazi, bağ, bahçelerinden yararlanamama, geçim kaynaklarından mahrum kalma durumları tespit edilememekte. Keşif yapılan başvurular da yıllarca bekletilmekte. Daha sonra da göçe zorlanan, kirada kalan, kira zararlarını belgelemeyenler dahi dikkate alınmamakta. Yakılan evler için, keşifler esnasında yanık izleri tespit edilmesine, soruşturmalarda sabit olmasına rağmen eşya zararları karşılanmamakta ve bu uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki 1.500 karar aşamasındaki davanın sonuçlandırılmadan geri gönderilmesi ve bundan sonra komisyonlarda bunun görüşülmesiyle ortaya çıktı.

Özellikle kadın başvurucuların eşlerinden noter onaylı muvafakatler istenmesi, sabıka kaydı gibi talepler, uçuş haritaları, ormanlık arazi dışında kadastro görmeyen yerlerde zilyetlik, tasarruf konusunun dikkate alınmaması, mülkiyet hukuku açısından, örneğin, kaydı, tapusu olmayan vatandaşların mağdur edilmesi. Yine, bekletilen dosyalar, ödeneklerin çok geç çıkarılması. Bir buçuk yıl sonra İçişleri Bakanlığından bütçeden para çıktıktan sonra ödenmesi gibi sıkıntılar var.

Yine, bu köy boşaltmalar, yakılmalar resmî rakamlara göre 4 bin civarında. 17 binin üstünde faali meçhul var ama güvenlik güçleri bu köyleri kimin yaktığı, hangi güçlerin yaktığı konusunda belgeler istemektedir. Oysaki resmî makamların bu belgeleri tanzim etmekle mecburiyet ve mükellefiyeti olmasına rağmen, bu husus, âdeta, üstü örtülü bir tehdit olarak da kullanılmaktadır.

İçişleri Bakanlığının verilerine bakarsak, örneğin 24 Eylül 2007 tarihinde 274.359 başvuru yapılabilmiş. O dönem 87.600 civarında bir rakam sonuçlanmıştı. Yakın takvime bakıyoruz şimdi, 2010 Eylül sonlarında 251 bin başvurunun görüşüldüğü söyleniyor. Yapılan başvuru sayısının da 359.028 civarında olduğu. Bu rakamlardan, sonuçlanan 251 binden sadece 141 bininin kısmen kabul edildiğini, 120 bin civarında dosyanın da reddedildiğini rakamlar resmî olarak ortaya koyuyor. Tabii, bunun sonucu olarak vatandaş idare mahkemelerine, Danıştaya başvurdu. Şu an Danıştayda ve idari mahkemelerde görülen dava sayısının 10 bini aştığı söyleniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, iç hukuk yeni yeni tükendiği için başvuru sayısının da şu an itibarıyla 2 bini aştığı yani ilk rakamların üstüne çıktığı görülüyor. Örneğin, Malatya İdare Mahkemesi, mesela Tunceli’deki bir olayla ilgili, elektrik olmayan bir köyde elektrik makbuzunun istenmesi, işte “Evini ispatla.” denilmesi gibi durumları tespit ediyor ve verilen kararları bozuyor.

Yine, Danıştayın verdiği kararlar var, işte manevi mağduriyet ve tazmin konusuyla geçmiş dönemdeki uğranılan sıkıntılar konusunda çelişkili kararlar ve uygulamalar var. Yine örneğin, Mardin İdare Mahkemesinin verdiği iptal kararları var ama tekrar aynı komisyona gönderiyor. Zaten komisyon olumsuz bitirdiği için idari yargıya gidilmişti.

Bu sıkıntılar üzerine şunu ifade etmek istiyorum: İlim Şırnak’ta özellikle Uludere bölgesinden Mahmur’a giden 15 bin mülteci vatandaşımız -vatandaşımız hâlâ, vatandaşlık şeyi sürüyor- mülteci kamplarında kalıyorlar. Şimdi, buradaki vatandaşlarımızın hiçbirisi bu yasadan istifade etme şansına, imkânına sahip değildi çünkü Türkiye’ye gelip başvurma hakkını kullanabilir durumda değildi; onların köyleri, arazileri, hayvanları, bahçeleri yakıldı, yıkıldı. Şimdi, bunun adalete ve hakkaniyete uygun olarak düzenlenmesi açısından da bu hususta bir sorun tespiti gerekiyor. Bu idari yargı davalarının çokluğu ve AİHM sürecine gidiş, bir yandan sorunları çözelim derken, gerçekten şu an çok ciddi daha büyük sorunların doğmasına neden oluyor ve maalesef üzülerek de söyleyelim ki bu tür olaylarda, akçeli işlerde de yolsuzlukların yapıldığına dair çok ciddi şikâyetler ve idari disiplin mercilerince alınmış birçok karar veya ceza davasına konu olmuş birçok olay vardır.

Şimdi, biliyorsunuz, bu hususta, bu zararların karşılanması için bu 5233 sayılı Yasa çıkınca bir vergi kotası kondu. Bu vergiden toplanan paralarla bu tazminler yapılıyor. Bunun ne kadar olduğunun tespit edilmesi gerekiyor. Yapılacaksa bu başvurular, süresinden sonra ne zaman biteceğinin tespit edilmesi gerekiyor.

Bu konuda sivil toplum örgütlerinin çok ciddi çalışmaları var ve üzerinde yoğunlaştıkları raporları var. Örneğin TESEV’in, GÖÇ-DER’in, insan hakları derneklerinin, TUHAV gibi hukukçu kuruluş vakıflarının izleme komitesi kurduklarını ve bu izleme komiteleriyle, özellikle ilginç tespitleriyle raporlarında bu sorunları yansıttıklarını görüyoruz. Örneğin 1987 yılında mağduriyetler başlatılıyor. Oysaki Türkiye’de 1984 yılında bir çatışmalı sürece girildi ve örneğin 12 Eylül askerî darbesinden sonraki mağduriyetlerin hiçbirisi bu kapsama alınmadı. Yani şimdi 12 Eylül darbesiyle mağdur olmuş insanlarımıza bir özür borcunu yakalayamıyorsak, en azından bu kapsamda bunun da tespit edilerek… Çünkü biz en büyük terörü, darbe terörü, generallerin terörü, devletin adına darbe yapıp darbe anayasalarını koyanların terörü olarak görüyoruz.

Bu tespitlerin yapılması için bir araştırma komisyonu kurulmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

94 konuşma daha · 10 Şubat 2011

94 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook