İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 67. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bir kısım borç ve alacaklarının düzenlemesine dair kanun teklifi (s.s.535)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 67. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Şubat 2011 · 1.715 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 16 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ BİR KISIM BORÇ VE ALACAKLARININ DÜZENLEMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.535)); konuşma 1.715 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bir kısım borç ve alacaklarının düzenlemesine dair kanun teklifi (s.s.535)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-02-16-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarinin-bir-kisim-borc-ve-alacaklarinin-duze-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 535 sıra sayılı yasa “Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Bir Kısım Borç ve Alacaklarının Düzenlenmesine İlişkin” başlığını taşıyor. Oysa, biraz önce hatipler burada açıkladılar, bunun içinde özel sektöre ait, Kayseri’deki bir şirkete ait de düzenlemeler var. O zaman bunun başlığı yanlış, bunun ismi bile yanlış, başından bir yanlış durumu başlıyor.

Tabii, enerji politikaları Türkiye’nin en hassas konusu. Enerji politikalarını Türkiye’nin güvenlik politikasıyla birlikte görmediğiniz zaman ve Türkiye’de, Türkiye’nin temel gündem maddeleri olan ve bu temel gündem maddeleri içinde işsizlik, yoksulluk, yolsuzlukla bağını görmediğiniz zaman, bu tür düzenlemeleri tek başına alıp değerlendirmek de doğru değildir.

Türkiye’de, dışa bağlı, ithal enerjiye bağlı, 50 milyar dolarlar civarında bütçe açığının nedenlerinden birinin enerji olduğu ülkemizde sadece bununla da sınırlı kalınmıyor. Nükleer santrallerin kurulacağı Sinop ve Mersin ilimizde öncelikle yabancı şirketlere bu güzel iki sahil ilimizin -biri Karadeniz’de, biri Akdeniz’de- üstelik devlet garantisiyle uzun süreli verilmesi ve böylesine önemli konuların hem Mersin’de hem Sinop’ta halkın, çevre örgütlerinin, orada yaşayan insanların, oradaki insanları son derece etkileyecek bu yatırımlar konusunda görüşünün alınmaması ve bunun tek taraflı hükûmet tasarrufu olarak hayata geçirilmesi çok ciddi kaygılar uyandırıyor. Bunun, sadece bu boyutu değil, HES’lerdeki denetimsiz çıkar hesaplarının zaman zaman vatandaşla bu şirketleri ne çok karşı karşıya getirdiğini, ne çok mahkemelik olduğunu, Karadeniz dereleriyle ilgili platformların açtıkları davalarda idare mahkemesinin, Danıştayın verdiği kararların ne çok olduğunu da biliyoruz.

Salt bu değil, kömüre dayalı termik santraller konusunda da benzer bir başıboşluk, bir denetimsizlik almış gidiyor. Nedir bunlar? İşte görüyoruz, Silopi’de kömüre dayalı termik santral kuruluyor, altı tane daha termik santral başvurusu yapılıyor. Afşin-Elbistan’dan göçük haberleri geliyor. Yüreğimizi dağlıyor. Hâlâ göçük altında insanlarımız var. Zonguldak’tan, Taşkömürleri İşletmelerinden acı haberlerin arkası kesilmiyor. Balıkesir’den, Bursa’dan, diğer illerimizden de haberler alıyoruz. Bu konuda çok ciddi tartışmalar, araştırmalar da yaptık, maden araştırma komisyonları kurduk, çok önemli incelemeler de yaptık. O, maden araştırma komisyonunun kapsamlı raporu -ki Meclis tarihinde sanıyorum bir ilk ama- maalesef gereği yapılmayan, kitaplık raflarına konulan bir rapordan öteye gitmiyor. Bütün bunlar dikkate alındığı zaman Türkiye’nin bir enerji politikasının olmadığı ortaya çıkıyor.

Salt bu değil tabii, Türkiye’nin Orta Doğu ilişkileri, Türkiye’nin bir kaynak enerjisi ülkesi mi olacağı, yoksa enerji geçiş ülkesi mi olacağı tartışmaları içinde maalesef kaynak enerjiden çok bir geçiş enerjisi, Nabucco’dan tutun da birçok boru hattının geçtiği, geçeceği, Katar’dan tutun da İran’dan, Azerbaycan’dan, birçok ülkeden boru hatlarının geçeceği bir ülke konumunda olduğumuz gerçeği var. Bunu şu açıdan ifade ediyorum, çünkü “BOTAŞ” denilince BOTAŞ biraz enerji alanında faaliyet gösteren Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi olarak da değerlendiriliyor. Bu olayın içinde ve bu borçların yapılandırılmasında BOTAŞ önemli bir aktör olarak gözüküyor.

Peki, bu Mavi Akım’dan dolayı, diğer enerji alanlarından dolayı açılan davalar, yolsuzluklar -birçok ülkeye, örneğin İran’a harcanmadığı hâlde ödenen doğal gaz paraları ki bu 2 milyar dolara yakın bir para olduğu söyleniyor- bütün bunlar, bir bütün olarak ele aldığımız zaman Hükûmetin bu konuda net bir politikası olmadığını görüyoruz. Sadece bununla kalsak iyi ancak bu tür kanun teklifleri Türkiye’nin gündemiyle AK PARTİ’nin de gündeminin farklı olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin gündeminde, baktığımız zaman, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, Kürt sorunundan kaynaklı gerilim, darbeyle hesaplaşamama durumu, bağımsız yargı sorunu, sürekli tartışma, demokratikleşme, düşünce özgürlüğü konuları; seçime gidiyoruz, seçim barajı konusu, hâlâ yüzde 10 seçim barajları uygulanan ülkemizde, yüzde 7 hazine yardımının uygulandığı ülkemizde, hâlâ darbecilerin yaptığı siyasi partilerle, seçim yasalarıyla seçime giden ülkemizde, yanı başımızda yaşananları yok saymak ve görmezlikten gelen bir anlayış hâkim. Tunus’ta olanlardan sonra, Mısır’da yaşananları görmezden geliyoruz; Yemen’de, Bahreyn’de yaşananları görmezden geliyoruz ve daha dün, bugün, İran, yakın komşumuz, yine büyük bir ülke, İran’da yaşananları, çatışmaları, protestoları -ki Cumhurbaşkanımızın orada olduğu bir dönemde- görmezden geliyoruz ve bütün bunların içinde, gerçekten, Hükûmet kendi ekonomi yasalarını durmadan Meclise getiriyor. Bunları Meclise getirirken demokrasi adına muhalefet partilerinin -ki üç grup var burada- düşüncelerini, açıklamalarını, önerilerini dikkate almayı da düşünmüyor. Enteresan olan bir durum bu. Niye bunu düşünmüyor? Mesela çok basit bir konu. Şimdi, TEDAŞ’ın borç yüklenicisi olarak görüldüğü bu proje içinde, baktığımız zaman 15 milyar civarında bir parayı konuşuyoruz. Bu, TEDAŞ’ın borçları olarak gözüküyor. 15 milyar, 2011 bütçesinde öngörülende 39,6 cari açık söz konusu olduğunda üçte 1 cari açık demek arkadaşlar. Yani, Türkiye’nin 2011 bütçesinin üçte 1’inin rakamı kadar bir enerji alanındaki borçtan bahsediyoruz. Öyle basit bir şey değil.

Tabii, TEDAŞ’ın hazineden alacakları var, 4 milyar civarında bir hazine alacakları var. Bu, yol, aydınlatma giderleri vesaire gibi gözüküyor. Ancak bu tasarı görüşülürken Komisyonda, Plan Bütçe Komisyonunda şunları ifade ettik, dedik ki: “Adil olun, ayrımcılık yapmayın, eşit davranın.” Örneğin ibadethaneler konusunda, aydınlanma ücretleri konusunda ayrımcılık yapıyorsunuz. Ülkemizde farklı dinler, farklı mezhepler, farklı kültürlerin olduğu zengin bir ülkeyiz. Siz bırakın camiler, ibadethane olarak aydınlanmalarının karşılanmasının dışında cemevlerinin aydınlanmalarını bile kapsama almıyorsunuz. Bunu almazken, sizin Deyrül Zaferân gibi tarihî bir manastırın, ibadethanenin veya Deyrül Umur gibi tarihî bir manastırın, ibadethanenin aydınlanma borçlarını ödemeyeceğinizi herkes bilir tabii. Ama bu konudaki önergeleri reddederken -yani gerçekten samimiyetinizin ötesinde- o zaman niye bu Alevi açılımlarını yapmakla meşgulsünüz? Yani nerede bir açılım yapsanız, orada bataklığa saplanıyorsunuz. Hiçbir şey duymamış, dinlememiş, görmemiş gibi ayrımcılığa devam ediyorsunuz.

Bu dinî ibadet yerleriyle ilgili ayrımcılığınız bu tasarının içinde var arkadaşlar. Bu tasarı bir ayıbınız. 74 milyon vatandaşımızın hepsine eşit ve adil davranma sorumluluğunuz var. “Sorumluluğunuz” diyorum, bu sorumsuzluğu burada görüyoruz. Bunu yapmayacaktınız.

Diğer bir konu… Şimdi, yakın zamanda elektrik şirketlerinin hepsini özelleştirdiniz, 5 milyar lira para… Nerede bu 5 milyar lira para? Hani, bütçede gözükmüyor, 2011 bütçesi kalemleri içinde gözükmüyor. Şimdi, bu yetmiyormuş gibi, arkadaşlar, bunları borçtan kurtarmak, bunların borçlarını da TEDAŞ’a yüklemek, KİT’lere yüklemek ve Kayseri’deki bir şirketin… Ki arkadaşlar burada açıkladılar, AK PARTİ’yle, Sayın Bakanla ve seçilmiş temsilcileriyle haşır neşir olan bir şirketi, özellikle… Şöyle baktığımız zaman, daha enteresan bir şey, Kayseri ve Civarı Elektrik TAŞ (KCETAŞ), evet bu böyle… Şimdi bakıyoruz, buradaki ÇEAŞ da, KEPEZ Elektrik AŞ de, Aktaş Elektrik Ticaret AŞ de kapsama dâhil oldu ve tümünü de KCETAŞ… Bu, kamu şirketi mi arkadaşlar? Kamu şirketi mi bu? Soruyorum. Çıkıp burada Sayın Bakanın “Bu, kamu şirketi mi, değil mi?” buna cevap vermesi lazım.

Eğer biz, özel sektöre, özel şirketlere, devletin hazine bonolarıyla borçlandırma yaparak, takastı, devirdi, oradan oraya kaydırarak birilerinin borçlarını da üstlendireceksek, şunu söyleyeyim, fakir fukaranın, açlık sınırı altında yaşayan 2 milyon vatandaşın, yoksulluk sınırı altında yaşayan 15 milyon vatandaşın vebali ve günahından kurtulamazsınız.

Bakın, sadece burada 15 milyar lira ile oynuyorsunuz. Bu 15 milyar lirayı, kayırdığınız bu şirketlere verdiğiniz paraları sosyal devletin gereği olarak Türkiye’deki açlık sınırı altında olan 2 milyon vatandaşa verirseniz yoksulluk sınırı altında tek bir insanımız kalmaz. Şimdi, adalet budur, adalet şirketlere devletin hazinesini, parasını aktarmak değil ki. Zaten, 2001 yılında devletin hazinesinden 100 milyar lirayı, batık bankaların parasını vatandaşın vergisinden ödediniz. Kim ödedi? Sizlerin zamanında ödeme yapıldı. Evet, önceki koalisyonlar döneminde bu banka krizleri yaşandı ama ondan sonra, onların çıkardığı yasalarla finans piyasası bu noktaya getirilirken bugün bankalar Türkiye’de en çok kâr elde eden on yedi kuruluşun başında geliyor.

Şimdi, burada “adil olmak”, “eşit olmak” ve “adaletli olmak” kavramları gündeme geldiği zaman soruyoruz, yani, şimdi, Allah aşkına, Türkiye’de bir küçük köyün içme suyunu, sulama birliklerinin elektriğini bile affetmiyorken borcunu üstlenmiyorken koskoca şirketlerin, özel şirketlerin milyarlarını üstlenmeniz acımasızca bir adaletsizlik değil midir? Yani -bu çok acımasız yaklaşımı, bu kıyaslamayı yaptığımız zaman- bir köyün içme suyunun elektriğini, sulama birliklerinin parasını bile takas etmezken özel şirketleri buna nasıl katarsınız? Lütfen, bu başlığı değiştirin. Bu başlığın içine bir de “AKP’ye ait şirketlerin borçlarının takası” diye, KCETAŞ mı nedir, işte onu yazın, bu kanun teklifi doğru olsun. Zaten, Melih Gökçek Ankara’nın doğal gazından dünyanın borcunu takmış, elektrik borcunu takmıştı. İşte, sayenizde iki yasa arka arkaya çıktı; bir, Türk Ceza Kanunu’ndan görevi kötüye kullananları akladınız, bir de ekonomi yönünden bu çıktı.

Şimdi, burada şunu soracağım, vicdanlı olarak: Aydınlanmaların bir kısmını BOTAŞ, TEDAŞ üzerinden yapılandırıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Hemen adını da koymuşsunuz: “Takas, mahsup, terkin.” Şimdi, belediyelerle özel idarelerin elektrik borçlarına gelelim. Yol aydınlatma… Peki, belediyelerin, özel idarelerin yol aydınlatma dışında hiç mi hizmeti yok? Elinizi vicdanınıza koyun. Yani mezarlıkları aydınlatmasınlar mı Allah aşkına? Bunun cevabını verin. Yani mezarlık aydınlatmasını bile bu borcun içine koymuyorsunuz. Bir tarihî kalesi varsa, o kalesine iki tane aydınlatma koymuşsa o belediye, onun parasını karşılamıyorsunuz. Şehirlerin ana caddeleri dışında kalan varoşlarını aydınlatan belediyelere bir kuruş yardım etmiyorsunuz. İl özel idareleri, civar, sınır olayından tutarak ne kömürden yararlandırıyorsunuz ne elektrik üretiminden pay alıyorlar ne koyduğunuz barajlardan, HES’lerden oradaki şehirlerimize bir kuruş para ayrılıyor. Bana şunu söyleyebilir misiniz, çıkıp vicdanınıza elinizi basıp diyebilir misiniz? “Ben Karadeniz’in derelerini kurutuyorum. Hem de Başbakanın çocukluğunun geçtiği dereleri, Kâzım Koyuncu’nun, Şevval Sam’ın türkülerindeki dereleri kurutup barajlar yapıyorum, orayı özel şirketlere veriyorum. O özel şirketler buradan elektrik üretecek ama buranın doğasını, tarihini, kültürünü tahrip ederken buradaki vatandaşa ben şu kadar para veriyorum, yüzde 15’ini veriyorum.” Bana diyebilir misiniz bunu? Hasankeyf’i sular altında bırakırken bunu diyebiliyor musunuz? Cizre Barajı’nı yapacaksınız… Yani buralardan alıyorsunuz kaynakları, getirip özel sektöre veriyorsunuz. Hiç mi orantılı adalet, orantılı hak, hukuk, hakkaniyet diye bir kavram yok? Oradaki insanlar niye öfkeli? Maden sektörü İda Dağı’nı, Kaz Dağı’nı çukurlara çevirirken, şirketler yarışırken orada ve vatandaşın doğal zenginliklerini tahrip ederken bir de yer altı zenginliklerini alıp götürürken, oradaki vatandaşın şuna hakkı yok mu: “Sen burayı tahrip ederken buraya ne veriyorsun? Ne koyuyorsun yerine?” demeye hakkı yok mu? “Biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar.” diyorlar ya, bunun gerçek anlamı bu değil mi?

Şimdi, bu enerji sektörünü bu kadar acımasızca kullanma hak ve hukukunu hangi vicdan sahibi hükûmet bu kadar hoyratça kullanabilir? Nasıl kullanabilirsiniz? İnsanları nükleer enerjinin radyasyonuna maruz bırakarak mı? Kendi sularını, doğal kaynaklarını yabancı şirketlere peşkeş çekerek mi? Kömür ocaklarını, kömürleri özelleştirip, ihaleye verip 1-2 kişinin eline vererek sadece onların yararlanması için mi? Yani şimdi, Şırnak’ın her tarafı kömür arkadaşlar ama Ciner geliyor, Şırnak’ta termik santral kuruyor. Allah aşkına, bunu kurarken ne veriyor bölge halkına? O kadar kömürü alıyor, Cudi Dağı’nda 800 metre tünel açmış, orada ne para bırakıyor, ne yatırım yapıyor, bana söyler misiniz? Altı tane daha firma başvurmuş, hepsinde AK PARTİ’liler var, teker teker bunları açıklayacağız. Ondan sonra da oranın havasını bozuyorsunuz, çevresini kirletiyorsunuz, oradaki vatandaş da, çevreciler de güçlü bir hareket olarak çıkınca toplumsal çatışmaya neden oluyorsunuz.

Bakın, arkadaşlar, dünyanın her yerinde, nerede enerji ve kaynak varsa, o kaynak ve enerji nerede çıkmışsa yüzde 15’i çıkan yere verilir, yatırıma dönüşür. Bu yok. Niye yok? Yok işte. Biz muhalefetiz, doğru olana “doğru” deriz oy veririz ama buna oy vermeyiz arkadaşlar, bu vahşi kapitalizmin tasarılarına oy vermeyiz. Ret oyu kullanacağız.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 16 Şubat 2011

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook