İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 78. BİRLEŞİM · SALI

Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Heval Bozdağ

Ağrı Milletvekili · DEM Parti

Genel Kurul, 78. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Nisan 2026 · 881 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Heval Bozdağ (DEM Parti), 7 Nisan 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 881 kelime.

Heval Bozdağ (DEM Parti, Ağrı). “Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/heval-bozdag-2026-04-07-sosyal-hizmetler-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=143788

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı)Teşekkürler Sayın Başkan.

Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine konuşacağım.

Öncelikle, teklifin genel gerekçesinde çocukların, kadınların, yaşlıların, engellilerin korunması, dezavantajlı grupların hayata daha etkin katılımının sağlanması amaç edinilmiş olsa da bir kez daha, her alanın özgün ihtiyaçlarına yönelik bütüncül bir yaklaşımdan uzak, tarafların görüşleri alınmadan, torba yasa mantığıyla düzenlenmiş bir teklifle karşı karşıyayız.

Türkiye'de derinleşen bir yoksulluk var, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30, toplam servetin yüzde 35'ine toplumun yüzde 1'lik ayrıcalıklı bir dilimi çökmüş durumda; gıda enflasyonu çok yüksek ve insanlar bırakın sağlık, eğitim, ulaşım, giyim ihtiyaçlarını, beslenme ve barınmaya dahi ulaşamıyor. İktidar ise bu kanun teklifiyle derinleşen yoksulluğun ve artan ihtiyaçların karşısında toplumsal sorunları, gerçek ihtiyaçları görünmez kılan, kamusal yükümlülükleri, sosyal devlet anlayışını geri çeken, idari takdiri genişleten, denetim araçlarını, insan hak ve özgürlüklerini, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir kanun teklifiyle karşımızda.

Yasa teklifinin içinde gebelik izinlerinin doğumdan sonra on altı haftaya çıkarılması var. Mevcut durumda Türkiye'de kadınların yaklaşık yüzde 40'ı doğumdan sonraki ilk altı ayda işten ayrılıyor, on iki aylık süreçte bu oran yüzde 56'ya çıkıyor. Zaten kadınların iş gücüne katılımında eşitsizlikler var, bir de doğum, bakım ve ev içi emek yükünün eklenmesi kadınların çalışma yaşamından çekilmesine neden oluyor. Sekiz haftalık ek bir süre tabii ki önemli, biz bunu destekliyoruz ama bunun yanında yapılması gereken şeyler var. Kadının istihdamını güvence altına alacak kamusal teşviklerin öncelenmesi gerekiyor; bunlar güçlendirilmeli, özellikle özel sektörde işe alımlarda bu durum kadınlar için dezavantaj oluşturmamalı, özel sektör doğum izinlerini kadın aleyhine bir istihdam politikasına dönüştürmemeli, bunun önlemleri bu kanun teklifinde düzenlenmeli.

Şimdi, sonuçta teklifte çocuk bakımının kadının sorumluluğuna daha fazla yüklendiğini görüyoruz. Olması gereken ne? Çocuk bakımı yalnızca anneyle özdeşleştirilmemeli, eşit ebeveynlik ve burada babaların bakım sorumluluğu güçlendirilmeli. Bakım yükü toplumsal bir meseledir. Kamusal kreş hakkı gözetilmeli ve bakım hizmetleri toplumsallaştırılmalıdır. Her kamu kurumunda, her mahallede yeterince ücretsiz, nitelikli, erişilebilir, ana dilinde kamusal kreşler yaygınlaştırılmalıdır. Toplum anne-baba rolleri üzerinden, anne-baba rolleri yüzünden üretim süreçlerine katılımdan, kendini gerçekleştirmekten geri kalmamalı, özgürleşmelidir. Çocuk, yaşlı, engelli bakım yükü kolektif, dayanışmacı, toplumsal bir paylaşıma dönüştürülmelidir, insani olan da budur.

Teklifin Darülacezeyle ilgili kanun maddelerinde de yine sosyal devletin, kamusal sorumluluğun ve toplumsallığın göz ardı edildiği ve sorumluluğun hayırseverlik temelli bir sosyal yardım rejimine indirgendiğini görüyoruz. Sosyal hizmetler hak temelli kamusal bir alan olmaktan çıkarılıyor; bağış, yardım ve vergi teşvikleriyle desteklenen bir alana dönüştürülüyor. Bu birçok kuruluş, vakıf için böyleydi, şimdi Darülaceze de bu noktada vergi teşvikleriyle desteklenmeye çalışılacak. Sermaye açısından, şirketler açısından bir vergi muafiyeti alanı daha yasallaştırılıyor ve sosyal hizmetler piyasa koşullarına bağımlı kılınmış oluyor. Şimdi, diyelim, bu teşviklere rağmen yeterince destek görmedi. Bu durumda nasıl olacak? Anadolu'ya ve yurt dışına açılmaktan bahsediliyor. Peki, hizmetin niteliği, eşitliği nasıl sağlanacak? İstanbul'da iki merkezde bu hizmet yürütülememiş ve toplumsallaşamamışken geniş bir alana yayıldığında bu, nasıl düzenli ve süreğen gerçekleştirilebilecek? Peki, şirketler, yardımlar üzerinden kendilerine "PR" yapıyorlar. Gerçekten vergi yükümlülüklerini yerine getirecekler mi? İlla teşvik, destek sunulacaksa devlet piyasadan, şirketten hakkıyla vergisini toplasın ve kendisi kamusal bir sosyal hizmet geliştirsin. Her bölgenin kendine özgü koşulları, kültürel kodları dikkate alınarak sosyal hizmetler geliştirilsin.

Teklifte 7'nci maddede özel sosyal hizmet kuruluşlarında bakım gören engelli ve yaşlılara güvence mekanizması oluşturulmaya çalışılıyor. Özel bakım merkezlerinin gündemden düşmediği günlerdeyiz aslında, sürekli olaylar yaşanıyor, buralara dönük denetimler ihbarlara rağmen ihmal ediliyor. Soruşturmalar açılıp sorumluların cezai yaptırıma uğramadığı bir süreç yürütülüyor. Komisyonda, bakınız, yakın zamanda, İstanbul'da, Büyükçekmece'de, Beylikdüzü'nde, Niğde'de, Karaman'da meydana gelen olaylarla ilgili sorular sorduk, bunlar kamuoyuna da yansımıştı. Buralarda hak ihlalleri, şiddet, ölüm ve kötü muameleler gerçekleşmişti. Sorunlara dair yürütülen soruşturma ve cezai bir işlem yapılıp yapılmadığının cevabını bile alamadık. Denetim yok, liyakat yok.

Biz, DEM PARTİ olarak parasız sosyal hizmetlerden yanayız. Hak temelli olmalı. Böyle bir sosyal hizmet perspektifini savunuyoruz. Bugün Türkiye'de 16 ilde huzurevi yok, yaşlı bakım merkezi yok. Birçok ilde huzurevine yerleşmek için sıra bekleyen yaşlı sayısı binleri bulmakta. İllerde özel bakım merkezleri tekelleşmiş, bir kişiye ait birden fazla engelli ve yaşlı bakım merkezi bulunmakta. Bu durum şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalı.

Bakım hizmetleri ticarileştirilemez. Bakım hizmetleri piyasa koşullarına terk edilemez. Sosyal hizmet alanı yerel, özerk, toplumsal ve kamusal bir sorumlulukla ele alınmalıdır. Nitelikli, liyakatli, özenli bir hizmet sunumu yapılmalıdır.

Yine, yasa teklifinde çocuklar için yürütülen hizmetler yönünde yapılan değişiklikler yeterli değil, esasa dönük değil. Bugün, sahada çocuk kuruluşlarındaki kayıtlı çocuk sayısı kuruluş kapasitesini aşmaktadır. Mesela "çocuk evleri sitesi" olarak ifade edilen ve bağımsız evlerden oluşan çocuk evlerinin 10 kapasiteli olduğu belirtilmekte fakat bu evlerde 18-19 çocuğun kaldığı, fiziksel kapasitesinin yetmediği belirtilmektedir. Bütçeden sosyal hizmetlere yeterli pay ayrılmamaktadır. Fiziksel kapasite yetersizliği ve kadro yetersizlikleriyle kanun teklifindeki amaca ulaşmak mümkün değildir.

Yine, teklif maddelerinde suçları ve ihlalleri önlemeye dönük yatılı sosyal hizmet kurumlarında kameralı merkezî izleme sistemi kurulması önerisi var. Bütün yatılı kurumlarda bu yöntemin geliştirilmesi anlaşılır değil. Uzmanlar diğer ülke örneklerinde belirli sosyal hizmet kurumlarında özellikle de suça sürüklenen çocuklarla ilgili olanlarda uygulamaların olduğunu belirtiyorlar ama bu durum hem personelin hem çocukların özel hayatının gizliliğini ihlal etme riski taşıyor. En doğrusu bu kuruluşların bağımsız sivil toplum kuruluşlarının, çocuk hakları savunucularının, baroların, tabip odalarının içinde bulunduğu oluşturulacak olan bağımsız çocuk hakları izleme kurullarıyla denetlenmesidir. Çocukları izleyen, gözetleyen, denetleyen bir çocuk koruma sistemi çocuğun üstün yararını gözetmez.

Teklifin dijital alana ilişkin hükümleri hem içerik hem de yasama usulü açısından sorunludur. Bu maddeler Dijital Mecralar Komisyonunda tartışılmamıştır. Tartışılıp sonra Komisyona gelmesi önerimiz ise dikkate alınmamış hatta reddedilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

122 konuşma daha · 7 Nisan 2026

Günün kaydı →
122 konuşmanın tamamı →