Basında yer alan bir habere ilişkin (1122)
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 73. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Mart 2005 · 1.637 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 22 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASINDA YER ALAN BİR HABERE İLİŞKİN (1122)); konuşma 1.637 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Basında yer alan bir habere ilişkin (1122)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2005-03-22-basinda-yer-alan-bir-habere-iliskin-1122 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Değerli Milletvekilimiz Sayın Sedat Pekel'in ders kitaplarıyla ilgili belirttiği birkaç hususa açıklık getirmek istiyorum. Bu, bir yıl basılan kitapların ertesi yıl toplanarak tekrar öğrencilere dağıtılabileceğini ifade ettiler. Aslında, tasarruf açısından bu mümkün olabilirse, belki düşünülebilecek olan bir şeydir; ancak, hemen şunu ifade edeyim: Değerli arkadaşlar, bu kitaplar, özellikle baskıları, baskı kalitesi, kullanılan malzeme itibariyle, çoğunlukla, iki sene çok sağlam bir şekilde kalabilecek kitaplar değil. Bunların çok daha sağlam hale getirilmesi için yapılacak harcamayı, bütün maliyetleri hesaplattık, mevcuttan 2,4 kat daha pahalıya geliyor.
Bir de, şunu gözönünde bulundurmamız lazım; diyelim ki, siz kitapların bir kısmını topluyorsunuz; varsayın ki, yüzde 50'sini topladık ve bunları tekrar dağıtacağız. Hangi öğrenciye eskiyi vereceksiniz, hangi öğrenciye yenisini vereceksiniz; bu, bir başka problem.
Öte yandan, biz, bu sene, biliyorsunuz, müfredatı değiştirdik ve gelecek yıl, yani, 2005-2006 öğretim yılında, müfredat değişikliğine paralel olarak hazırlanan ders kitapları önemli bir ölçüde değişecek ve Türkiye'de, bu kitaplar, yani, konstraktif dediğimiz eğitim yöntemini esas alan bu kitaplar öğrencilerimize dağıtılacaktır. Dolayısıyla, bu, çok faydalı görülmemiştir.
Öte yandan, bunların içeriğinin doğru dürüst olmadığı konusundaki görüşünüze de katılıyorum. Biz, bu kitapların büyük bir kısmını hazır olarak bulduk; yani, biz iktidara gelirken, bunlar, Talim ve Terbiye Kurulundan geçmiş, ders kitabı olarak tescil edilmiş olan kitaplardı ve bunların devletle angajmanları var; belli yıllar için bunlar ders kitabı olarak kabul edilir. Diyelim ki, beş yıllığına ders kitabı olarak tescil edilmiş olan bir kitabı, siz ders kitabı olmaktan çıkaramazsınız; mahkemeye giderler, müktesep haklarını alırlar; ama, dediğim gibi, peyderpey, bu kitaplar değiştirilmektedir.
Niye Millî Eğitim Bakanlığı bunların hepsini kendi matbaasında basmamaktadır; Millî Eğitim Bakanlığı, ancak kendi yayınlarını, yani, Millî Eğitim Bakanlığının telif sahibi olduğu kitapları kendi matbaalarında basabilmektedir. Biz, dışarıdan, diğer yayınevlerinin ve diğer müelliflerin kitaplarını satın alıyoruz. O zaman, tek tip kitaba döneriz. Millî Eğitim Bakanlığının ürettiği, müellifin Millî Eğitim Bakanlığı olduğu ders kitapları var. Biz, bunların hepsini basıp, bütün Türkiye'ye dağıtabiliriz ve yaptığımız hesaplamalara göre, bunların da maliyeti diğerlerinin altında kalmıyor; çünkü, neticede, bu, sadece bir kitap ve baskı meselesi değil. Elbette, orada telif ücreti var, orada o insanların entelektüel birikimlerinin de bir karşılığı var; ancak, bizim matbaalarımızda bastığımız kitaplarla diğerlerini mukayese ettiğimiz zaman, arada çok büyük bir fark oluşmuyor. Tekrar ifade ediyorum: Kitap bana aitse, kimse, beni ille de Millî Eğitim Bakanlığının matbaasında bu kitapları basmaya zorlayamaz. İnsanlar ihaleye giriyorlar, bunu alıyorlar ve bu, serbest rekabete dayalı olan bir şeydir, bunu ifade edeyim.
Antalya Milletvekilimiz Sayın Baloğlu'nun cevap vermediğim sorusuna daha sonra cevap vereceğim, ezbere bildiğim bir konu olmadığı için. Size bu konuyla ilgili cevap vereceğim; ancak, "Sayın Başbakan 'Antalya hak ettiği yatırımları alacaktır' dediği halde, almadı" diyorsunuz. Sayın Baloğlu, siz, spesifik bazı sorular sordunuz, ben bunlara cevap verdim. Antalya Valisi, devletin valisidir ve Antalya Valisine, lütfedip, hemen toplantıdan sonra telefon açın. 2004 yılı, 2003 yılı, Millî Eğitim yatırımları açısından, Antalya'daki okul inşaatları, yapımı açısından altın yıl olmuştur ve sorunuz bu olmadığı için, zatıâlinize, 2003'e kadar Antalya'da yapılan bütün derslik miktarını ve daha sonra bizim yaptığımız derslik miktarını takdim ederim, bundan zevk duyarım.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Bende var efendim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Mesele yok o zaman. Dolayısıyla "Korkuteli İlçesinde, bir fen lisesi kendi binasında değildir" diye sormuşsunuz. Evet, bazı okullarımız… Diyelim ki, bir okul açıyoruz, öte taraftan imam-hatip binası boş, orayı değerlendirmişiz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)İmam-hatip nerede efendim?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Efendim, imam-hatibin öğrencisi yoksa, orada derslikler boş kalıyorsa, devletin tekrar büyük büyük paralar harcayıp orada bir başka bina yapmasını niçin bekliyorsunuz?! İhtiyaç varsa, gereklilik varsa Türkiye'nin öncelikleri bunu gerektirir, kamu adına verimlilik bunu getirir Sayın Baloğlu.
Bir başka şey de şudur: Bakın, cumartesi günü ben de Antalya'daydım. Antalya, bugüne kadar, altgeçit, üstgeçit, kavşaklı altgeçit, köprülü altgeçit diye bir kavram tanımamıştır. Bunu, belki, Ankara'ya geldikleri zaman, kartpostallarda, filmlerde görmüşler. 4'ü birden yapıldı 120 gün gibi bir süre içerisinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından ve geldik, açılışını yaptık. Bir greyder bir tarafa çarpmış -bakın, bir greyder, bir iş makinesi- orada bir delik açılmış. Şimdi, bu 4 tane harika üstgeçidi, bu harika köprülü kavşağı görmezden gelip de, burada greyderin çarpması sonucu oluşan bir çukuru eğer gündeme getirirseniz, bunun adı, açıkçası, samimî olarak itiraf edeyim, muhalefet olmaz.
Değerli Milletvekilimiz Sayın Yakup Kepenek Beyin öğretim üyesi yetiştirilmesiyle ilgili görüşlerine kesinlikle katılıyorum. Üniversitede dört unsur bir araya gelmedikçe, o üniversite üniversite olmaz. Birinci öncelikli, olmazsa olmaz, en önemli şart, öğretim üyesidir. Fizikî mekân, donanım, dokümantasyon, öğrenci birleşir, üniversiteyi oluşturur; en önemli unsur, öğretim üyesidir.
Sayın Kepenek, bu konuda şunu söyleyeyim, tekrar altını çizerek ifade ediyorum -bir şey söyledim, sanırım orayı zatıâliniz kaçırdınız- şu anda, üniversitelerin açığa çıkan araştırma görevlisi kadrolarına, onlar ayrıldıktan hemen sonra tekrar araştırma görevlileri tayin ediliyor; eskiden, bunlar iade ediliyordu.
YAKUP KEPENEK (Ankara)Yeni yapıldı.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, bu yapılmıştır.
Şimdi, 14 800 kadro verdiğimiz zaman... Üniversitelerin özellikle idarî kadroları, öğretim üyesi kadroları gibi değişken değildir, oturmuş üniversitelerde bu idarî kadrolar mevcuttur; ancak, birileri emekli olursa yerine birileri geliyor. Dolayısıyla, bu 14 800 kadro, büyük çapta, akademik personel tayin edilsin diye verilmiştir, buna yardımcı doçent, doçent, profesör kadrosu dahil değildir.
YAKUP KEPENEK (Ankara)TUS dahil mi?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Hayır; TUS'un, ayrıca, kadroları var, TUS dahil değil buna.
14 800 kadro üniversitelere verilmiştir, üniversiteler öyle dağıttı veya böyle dağıttı. Ben şunu ifade etmek isterim: Bildiğiniz gibi, 1416 sayılı Yasanın hükümlerini Millî Eğitim Bakanlığı yürütür; yurtdışında mastır ve doktora yaptırarak öğretim üyesi yetiştirme... Bunu biz yürütüyoruz, bununla ilgili de bazı düşüncelerimiz var, tasavvurlarımız var derken, budur. Bu olgunlaşmadan, bunu, ortaya çıkıp da söylemenin bir anlamı yoktur. Hükümetimiz bu fedakârlıkları yaparak, yurt dışında, yurt içinde öğretim üyesi yetiştirilmesi için gereken tedbirleri alacaktır; ama, diyorsunuz ki, ikibuçuk yıldan beri... Sayın Kepenek, şunu ifade edeyim; bakın, geldiğimiz zaman, ülkenin ekonomik şartlarının nasıl olduğunu, zatıâiniz, herkes çok iyi biliyor. Buna rağmen, bakın, üniversitelerle ilgili, yapılması gereken önemli şeyler var. Bizim, Bakanlık bütçeleri, 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında, yüzde 10 - 15 artmıştır. Üniversitelerin artış ortalaması ne kadar biliyor musunuz; yüzde 41,5. Öte taraftan, TÜBİTAK'a araştırma için ayrılan kaynaklar sadece 107 000 000 euro, Altıncı Çerçeve Programına Türkiye ortak olsun diye Hükümetimiz tarafından iki yılda ödenmiştir. Şimdi, bunları nasıl görmemezlikten gelebiliriz?!
Öte yandan, öğretim üyesi, özellikle, kendi içerisinde öğretim üyesi yetiştirme, YÖK'ün ve yükseköğretim kurumlarının vazifesidir. Elbette, Hükümet olarak, biz, onlara imkân ve zemin hazırlarız. Bu konuda hemfikiriz.
Dünyadaki 500 üniversite sıralaması içerisine Türkiye'deki üniversitelerin girmemiş olması, siz zatıâlinizi üzdüğü gibi beni de Bakan olarak fevkalade üzmektedir; ama, bu konuda hepimiz gerekli çabayı sarf etmeliyiz. Üniversiteden, özellikle, sivil polisi alkışladı diye, kaç kişi atılmıştır veya kaç kişi atılacaktır? Bununla ilgili olarak elimde bir veri yok; ama, demokratik protesto hakkını kullandığı için, üniversiteden öğrenci atılmasına kesinlikle ben de karşıyım. Ankara Üniversitesinde, öğretmen yetiştirmeyle ilgili bir toplantıya katıldım. Aşırı uçlara mensup olan bir grup öğrenci, beni de protesto etti. Dışarı çıktım. Onlar beni protesto etti, ben de onları alkışladım. Mesele bu. Dolayısıyla, biz, demokratik hakların kullanılmasından yanayız, bunu ifade etti diye de öğrencilerin üniversiteden atılmasını hiçbir zaman savunmadım, bundan sonra da savunmayacağım.
Sayın Muharrem Kılıç'ın, özellikle, güncelliği geçtikten sonra soru önergelerine cevap verilmesinin anlamsız olduğunu söylemesine de yüzde yüz katılıyorum. Ben, Meclis Başkanlık Divanı Üyesi olduğum günden beri, bunu hep söylüyorum. Bu çok anlamsız bir şey. Buyurun, beraber, İçtüzüğü değiştirelim ve bunu anlamlı, mantıklı bir hale getirelim.
Sayın Araslı'nın özellikle itirazından şu sonucu çıkarıyorum. Şu yapılabilir: Yine sayın bakanlar gelip burada toplu cevap verebilir. Ben Bakan olarak buraya gelirim; oradaki değerli Divan Üyesi arkadaşım soruyu okur, ben cevabını veririm, soruyu okur, cevabımı veririm. Soru ve cevabın örtüşmesi problemi o zaman ortadan kalkmış olur; ama, yarım saat boyunca değerli arkadaşımız soruları peş peşe sıralıyor ve bunlar da zapta geçiyor. Bu da çok anlamsız bir şey; yasak savma gibi bir şey oluyor bu. Ben bunu kabul ediyorum. Bu stil doğru bir stil değildir. Bu uygulama yeni başladı. Bu da bize bir tecrübe oldu ve eminim ki, sizin teklifinizi, benim de bu söylediklerimi bizim, Meclis yönetimimiz de, özellikle parti gruplarının yönetimi de gözönünde bulunduracaktır.
Ben, sayın Kâtip Üyenin soruyu okuduğu süre kadar burada beklemekten hiçbir zaman yorulmam. Varsın müzakere süresi 1 saat daha uzun olsun; ama, esaslı olsun. Ben buna kesinlikle katılıyorum.
Bu arada, Sayın Kılıç'ın felsefe grubu öğretmenleriyle ilgili bir sorusu var. Sayın Kılıç, bu dönem bile felsefe grubu öğretmenleri sınava girdiler ve 40 kişinin ataması yapıldı. Biz, felsefenin özellikle önemsenmesi gerektiğini düşünüyoruz ve müfredat programları içerisinde felsefenin ağırlıklı olarak yer alması için gerekli tedbirleri aldık. Ayrıca, felsefe grubundan mezun olup da öğretmen olarak atanamayan arkadaşların hizmetiçi eğitim kurslarına tabi tutularak, o konudaki eksiklikleri giderilerek, özellikle dershanelerde ve diğer özel öğretim kurumlarında rehber öğretmen olarak atanmalarını temin etmek için geçen sene bir uygulama başlattık, bu sene de ona devam edeceğiz.
Sayın Araslı'nın sorusu: "Özellikle, bir okulda 'Peygamber Efendimiz' isimli kitabın indirimli olarak verilmesinden sonra acaba başka kitaplar da indirimli olarak verilmiş midir?" Tabiî, Sayın Araslı, sorunuz spesifik olarak buna yönelik olduğu için bununla ilgili gerekli araştırma yapılmış ve cevap verilmiştir. Ama, bu sorunuz üzerine, eğer bütün Türkiye'de bugüne kadar hangi kitapları, kim indirimli olarak dağıttı diye sorulursa, şüphesiz ki birçok kitap dağıtılmıştır. Ben en azından şunu biliyorum: Birçok belediyemiz, gerçekten, gençlere, öğrencilere faydalı olabilecek kitapları ücretsiz dağıtmıştır.
Biliyorsunuz, biz, özellikle lise gençliğinin mutlaka okuması gereken 100 kitap belirledik. Bunun dışında kitap okumayacaklar anlamına gelmiyordu bu. Ben, bununla ilgili olarak görüştüğüm bütün yayınevlerine, bütün gazetelere -mesela, gazeteler bunların özetlerini yayımladılar- dedim ki: "Bu çok anlamsızdır. Bu kitapları basın; eğer, promosyon verecekseniz bunları verin." Veya birçok kişiye, işadamına, bunları basıp, özellikle öğrencilere başka şeyler yerine, insanlara yılbaşında, başka günlerde başka hediyeler verme yerine, kitap hediye edebileceklerini söyledim.
Dolayısıyla, bu yabancı klasiklerinin, Türk klasiklerinin, hatta, bedava olarak basılması, dağıtılması için önümüzdeki günlerde -Sayın Araslı, ona da tanık olacaksınız- bir okuma kampanyası başlatıyoruz, bütün toplumun kitap okuması için bir kampanya başlatıyoruz. Bu çerçevede de, bu anlamda yapılacak faaliyetleri, inşallah, hep birlikte göreceğiz diyorum.
Yüce Heyetinizi, sabırla beni dinlediğiniz için saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 22 Mart 2005