İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 65. BİRLEŞİM · SALI

Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

Hüseyin Güler

Mersin Milletvekili ·

Genel Kurul, 65. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Şubat 2006 · 1.108 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Güler, 21 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.108 kelime.

Hüseyin Güler (Mersin). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 21 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Grubum adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, sosyal devlet, Anayasamızın da, bize, hükmü amir olan en önemli sürecin bir ayağı sosyal güvenlik primlerinin ödenmesi. Özünde doğru gibi görünen ve bugün de katıldığımız; ama, yetersiz kaldığını sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

Evet, sorun, borç… Bu ülke neden bu hale getirildi; başta devlet, sonra da vatandaşım. Güzel bir söz var: "Türküz, doğruyuz, borçluyuz." Sayın iktidar milletvekillerinin, AKP milletvekillerinin sözlerinden düşmeyen üç dört kelime: İşte "enflasyon" işte "faiz düştü" işte "borçlanma". Toplam beş kelimeyi geçmeyen övündüğünüz bir sürecin altını doldurduğumuzda, ne kadar da eksik olduğunu maalesef görüyoruz.

Gazetelerin üçüncü sayfalarına lütfen bir göz atın; toplum cinnet halinde. Her gün, her birey, başta psikolojik olarak bunalımda; gücü yetiyorsa çevresine, yetmiyorsa kendisine… Böyle bir süreçte toplumun yaşadığı bu stresi bir derece rahatlatacağını bizler de düşünüyoruz, hak vermek istiyoruz; ama, şunu bilin ki, bu, sizin karşınıza, bir yıl sonra, tekrar, geri gelecek. Çünkü, bu toplum "borç yiğidin kamçısıdır" der gibi düne kadar borçlandı; ama, bugün borcunu borçla ödeyecek bir takati kalmadı.

Bizim söylediğimiz bir unsur var; sosyal güvenliğin hem başta sağlık hem de yarınların hayali olabilecek bir sosyal devletin gereği olan bu süreçte, bu sacayağının sağlam temellere oturtulması gerekmekte. Ama, görünen o ki, bu süreçte de, maalesef sınıfta kaldınız.

Bizler de diyoruz ki, sosyal güvenliğin sacayaklarını oluşturan, devletin kamu eliyle veya vatandaşın çalışarak, işçi kesiminin veya Bağ-Kur gibi kendisi çalışıp kendisi katkıda bulunmak suretiyle… Baktığımızda, maalesef, kısır döngü. Yaklaşık 2 000 000 insanı ilgilendiren bir süreç yaşıyoruz. Bu, ciddî bir rakam aslında. Türkiye'de ekonomik dağılımın bozukluğu ve bu süreç içerisinde borç, maalesef, ödenmemekte…

Sayın milletvekilleri, borç, namuslu insanların sorunu; namussuz insanların ödeme gibi bir sorunu yok. Burada, yurttaşlarımızın, gerçekten, ödemek gibi bir kaygısı var; ama, sizler de hoşgörüyle karşılayacaksınız ki, burada, mazeret üretmek değil, çözüm üretmeniz gerekmekte. Bu bir sonuçtur, borç. Buraya getiren süreci çok iyi bir tartın; neden insanlar bu hale geldi?!

Evet, borçlanma sürecinde, başta da, ekonominin en önemli sacayaklarında, özellikle rekabete dayalı olabilecek, eşitlik anlamıyla yarışa konulabilecek bir süreçte, maalesef, bunların da tıkandığını görmekteyiz. Temel sorun, kayıtdışı ekonomi ve bunun sacayaklarından biri de, kayıt altına alabilmek ve üretimi teşvik edip, rekabeti eşit koşullar içerisinde yaşatabilir hale getirmek. O zaman, yapılması gereken, bu toplumun üretimini sağlamak; yoksa, tüketimini değil. Bugün, yarınları olan, on yılını, yirmi yılını gerek konut gerek otomobil sektörüyle yarınlarını ipotek altına alan bir ülkede, bu kısır döngünün nasıl işleyeceğini… İnşallah, biz yanılırız, görmek de istemeyiz; ama, bu süreç ona doğru gidiyor.

Evet, narenciye üreticilerinin sorunları… Bağ-Kurlu, tarım sigortalı, bir düşünün bakalım, borçlanacak gücü kalmadı; ama, buna karşın, özellikle tarım sektörünün sıkıntıları had safhadayken, ürettiklerinin, alınterlerinin, emeklerinin karşılığını alamadıkları gibi, nasıl ödeyeceklerini bir sizler düşünün! Ödemek istiyorlar, yüreğiyle ödemek… Çünkü, bu devlete borçlu kalmak değil, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek istiyorlar; çünkü, bu sorun yarınların sorunu, yarınların hayali. Böyle bir ortam içerisinde narenciye üreticisi -hepimizin karşılaştığı gibi- yarınlarda ekinini, yarınlarda tarlasını, yarınlarda bahçesini, maalesef, borçlanacak bir gücü olmadığından dolayı, bu süreç içerisinde yarınlarının hayal kırıklığını yaşamaktadır.

Olumlu görünüyor. Bizler de -yapılandırma; ama- istiyoruz ki, sonuçlarla değil, nedenlerle ilgilenilsin diye…

Hükümetin birçok alanda iddia ettiği gibi, ranta şu kadar verdik… Bakın, ben size basit bir şey söyleyeyim: Esnaf… Her zaman esnaf kooperatifleri enflasyonun altında destek verirlerdi; enflasyon yüzde 100'ken, esnafına yüzde 50'yle, yüzde 60'la kredi verirdi. Bugün, siz ne yapıyorsunuz; enflasyon yüzde 7 diyorsunuz; esnafa verdiğiniz kredinin oranını hatırlayın lütfen.

Türkiye'deki temel sorunlara baktığımızda, o kadar had safhada ki, söylediğiniz rakamların bile altını doldurmakta zorlanıyorsunuz aslında. Ezberlediğiniz iki üç kelime var ve bunlarla siyaseti, günübirlik kurtarmaya çalışıyorsunuz.

Bu ülke, ranta dünyanın en yüksek faiz oranını veren bir ülke. Bunun altını çiziyoruz. Övündüğünüz yüzde 14-15'le borçlanırken, dünyada en büyük rant, maalesef, ülkemizde verilmekte. Türkiye'ye gelen dış kaynakların büyük bir kısmı ranta yönelmekte. Lütfen, iyi düşünün, neyle övünüyorsunuz; o zaman, enflasyonun yüzde 7'lerde olduğu, devletin yüzde 14'lerde borçlandığı, dövizin yerinde saydığı, hatta, gerilediği bir dönemde bir kıyasladığımızda, nasıl rantın olduğunu çok iyi görürsünüz. Lütfen, rakamları içerisini doldurarak konuşalım. Biz de diyoruz ki, bu ülkede önümüzdeki süreci, önümüzdeki üretim mekanizmasını işletebilecek esnafımıza, çiftçimize ve köylümüze sahip çıkarak, tüketime değil -bunun altını çiziyoruz- üretimi teşvik ederek, bu ülkenin üretim mekanizmasında elde ettiği katmadeğerle, başta borçlarımızı, sonra da yarınlarımızı kurgulayalım.

Çok yakın bir tarihimizde yaşadığımız şoför esnaflarının sorunları: Belge vermek devletin bir görevi, kayıt altına almak devletin görevi. Belge adı altında, o şoför esnafını, darboğaz içerisindeyken, bütün sıkıntılarına rağmen, sıkboğaz etmenin ne âlemi var? Size, buradan sormak istiyorum: Bu belge haraç belgesi mi?! Lütfen... Ekonomik değeri son derece ağır olan koşullarda, sizin bunları talep etmeniz, maalesef, haksızlık. Haa, birilerine söz verdiyseniz bilmeyiz.

Evet, sayın vekilim söyledi "IMF'e olan borçlarımızı kısmen azaltıyoruz." Ben de size buradan soruyorum: Merkez Bankasının 60 milyar dolar rezervi var; allahaşkına, ne diye biriktiriyorsunuz, bunu hiç düşündünüz mü? O zaman IMF'in tüm borçlarını ödeyin. Gücünüz yetiyorsa ödensin, ben de bundan mutluluk duyarım, vatandaşım da duyar. Yapılması gereken süreç, biraz önce de altını çizmeye çalıştık, üreten, başta da yüzde 45 gibi bir nüfusumuzu sağlayan çiftçilerimize ve köylülerimize, ciddî anlamda bugün SOS veren, isyan eden bu çığlıklara bir kulak verdiniz verdiniz, vermediyseniz yarınlarda, o da sizi dinlemeyecek; çünkü, bu köylüm, esnafım, vatandaşım ve bu oy oranında en büyük oy alan da sizlerdiniz; geçmişinizi unutmayın lütfen. Verdiğiniz sözleri unutmayın; ama, iktidar olunca, kimlere ne söz verdiyseniz, onların etkisinin altında kalıp, maalesef, biraz da emireri gibi görevinizi ifa ederken, yaptığınız şeyler, övündüğünüz şeyler dört beş kelimeyi geçmiyor.

İstikrar diyoruz; neye istinaden istikrar?!. Hepimiz bir hayal aleminde, özellikle tüm iktidarın söyleminde bulunduğu bir süreçte biz de diyoruz ki, rüyadan uyanın lütfen.

Esnafına, çiftçisine ve köylüsüne bir dokun bin ah işit. Aslında hepiniz bunları biliyorsunuz; şu kulislerde hep beraber oturduğumuzda, birebir samimî sohbet içerisinde, sizler de itiraf ediyorsunuz; ama, burada, bulunduğunuz bu grup psikolojisi ile grubun önerisi dışında en ufak bir somut, en ufak bir farklı düşüncenizi hayata geçirme gibi şansınız yok.

Hepimiz yaşıyoruz bunları, görüyoruz sizleri; Anayasayı değiştirecek çoğunlukta bir iktidar ortamı var. Bu, ülke adına şans gibi görünürken, istikrar adına açlık ve sefaletin olmadığı bir ülke hayal ediyoruz. Biz de diyoruz ki, Anavatan olarak, yarınlarımızı kurgularken, üretimi teşvik etmek, rekabet koşullarını eşit koşullar düzeyine getirtebilmek ve başta, vergi, sosyal güvenlik gibi temel konularda somut önerilerle çözmek; ama, görünen o ki, maalesef, olan ülkemizin gerçekten duyarlı yurttaşlarına olmakta.

Temennimiz, buradan çıkacak her somut önerinin toplumun sorunlarına merhem olmasını bekliyoruz; ama, gördüğümüz kadar, iki gün sonra tekrar aynı sıkıntılarla gündeme getireceksiniz. Bu ülkenin borçlanacak gücü kalmadı, daha doğrusu vatandaşın borçlanacak gücü kalmadı. Esnafın kepenk kapattığını, esnafın siftah yapmadan evinin yolunu tutarken kara kara düşündüğünü ve tabiî ki, ifade ettiğim gibi, yaşarken, çiftçimiz olmak üzere, Türkiye'nin hayalini kurmaktan çok günübirlik yaşamak; yani tesadüfen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN GÜLER (Devamla)Tamamlıyorum Başkanım.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

28 konuşma daha · 21 Şubat 2006

28 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook