İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Değişik adlar altında ilave ödemesi bulunmayan memurlara ve sözleşmeli personele ek ödeme yapılması hakkında (s.s.1103)

Hüseyin Güler

Mersin Milletvekili · Anavatan Partisi

Genel Kurul, 76. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Mart 2006 · 1.101 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Güler (Anavatan Partisi), 16 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEĞİŞİK ADLAR ALTINDA İLAVE ÖDEMESİ BULUNMAYAN MEMURLARA VE SÖZLEŞMELİ PERSONELE EK ÖDEME YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1103)); konuşma 1.101 kelime.

Hüseyin Güler (Anavatan Partisi, Mersin). “Değişik adlar altında ilave ödemesi bulunmayan memurlara ve sözleşmeli personele ek ödeme yapılması hakkında (s.s.1103)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 16 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2006-03-16-degisik-adlar-altinda-ilave-odemesi-bulunmayan-memurlara-ve-sozlesmeli (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1103 sayılı kanun üzerinde -7 nci maddenin- Grubum adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, amacımız, burada, yapıcı bir eleştiri, yapıcı bir muhalefet anlayışı doğrultusunda önerilerimizi dikkate almaya sizleri davet ediyoruz; ama, gördüğümüz kadar, sadece, burada bir konuşmamız, sizler ise almamaya niyetlisiniz. En masum önerileri bile reddetmeye, sayısal çoğunluğunuzla sadece nitelik boyutla, altını çiziyorum, sadece reddederek gündeme devam etmeye çalışıyorsunuz.

Evet, zaman zaman, çalışma hayatıyla ilgili, toplumsal süreçlerde, acaba, verdiğimiz anda makroekonomik dengeler nasıl olur, bozulur mu? Hep bunlar vurgulandı; çünkü, birileri sizlere bir görev verdi. İyi bir görev adamı olarak, bir emir eri gibi, sorgulamadan, hesaplamadan, ülkenin yarınlarına ve ülkenin çalışanlarına, maalesef, değer vermeden gerekeni yapmaya devam ediyorsunuz. Evet, IMF size bu kadar bu yetkiyi verdi, burada da bunları geçiriyorsunuz.

Bu yaptığınız sürede, çalışma hayatını barışa değil, dinamitlemeye geldiniz. Hepinizin önüne geliyor. Şu kesim dönersermaye veya eködeme; dolu… Bunların hiçbiri, yarın, özlük haklarına ve katsayıya yansımayacak, sadece, seyyanen, bir defa vermekle rahatlayacağınızı düşünüyorsunuz. Emekliliğinde yine almayacak. O zaman derdiniz nedir arkadaşlar? Eğer, toplumsal… Yaklaşık 1 400 000 kamu çalışanını ilgilendiriyorsa, lütfen, burada çıkarken bu kanun maddeleri, gereken net ve toplumun yarınları için samimî olmaya davet ediyoruz ve diyoruz ki: IMF'nin direktiflerinden çok, bu ülkenin menfaatları uğruna, lütfen, kararlar alın. IMF, düne kadar, siyasî varlığınızda, seçim döneminde, "biz önce anti IMF'ciyiz" diye sokaklarda propagandanızı yaparken, politikaları yaparken, bugün ise, "acaba IMF nedir" diye kaygılar yaşamaya devam ediyorsunuz. Sayın Maliye Bakanı burada. Faize korkunç bir özentiyle ve özveriyle, gereken hiçbir aksama olmaksızın her gün faizler ödenirken, çalışanımıza gelince, milyonlarca insanımıza gelince, "orada dur, ekonomik istikrar bozulur…" Ekonomik istikrar dediğimiz, açlık ve sefalete rağmen.

Yoksulluk ve açlık sınırını hepimiz biliyoruz. Kamu çalışanının burada tüm dikkatleri sizlerin üzerinde. Kamu adına atılacak her türlü yararın yanındayız; ama, ifade ettiğimiz gibi, hiçbir niyetiniz yok, burada komisyon belli, "hayır" diyor, verilen hiçbir önergeye, Sayın Bakan da aynı şekilde, "katılmıyoruz" diyor. Tabiî, katılmadığınız belli, biraz önce de söylemeye çalıştım.

Adlî tıp kurumlarında çalışanlarla ilgili çeşitli aksamalar var. Bugün, adlî tıp kurumu, hepimizin bildiği gibi, yargıda ve diğer birçok boyutuyla da teknik bir boyutta hizmet vermektedir, önemli bir süreçtir. En az yüzde 35'i kadar kamunun ihtiyaçları karşılanmak üzere, geri kalanı çalışanlar arasında dağıtılır belirli oranlarda. Özü doğruymuş gibi görünüyor. Eksik yanları var, orada unutulanlar var, birçok, siyasî partiler de öneride bulundular, çok da makul. Bu bir takım oyunudur. Takım oyununu lütfen gözardı etmeyelim. Bu da çok basit bir kanuna ilave edilerek bunlar aşılabilir; ama, sizler, yine hayır diyeceksiniz, hayır demeye de devam ediyorsunuz, hayırda hayır vardır dercesine; ama, kamunun menfaatları üzerine en ufak bir adım atmaya niyetiniz yok.

Evet, çalışma hayatı sadece özlük hakları değildir maaşlar. Bugün çalışma hayatından gelen SOS dediğimiz sinyallere baktığımızda, herkes günübirlik yaşar hale geldi. Üretmekten çok, sadece şekil, sadece mesaisini dolduran… Çünkü, kaygılarla yarınları kurgulayan büyük bir kitle. Büyük bir huzursuzluk. Bir dokunsanız bin ah işiteceksiniz; çünkü, çalışma hayatında istikrarı da bozdunuz. Sadece partizanlık değil, maalesef, parti devleti konumunda bir kadrolaştınız; yaşamın her alanında, kamunun her alanında.

Evet, partizanlık asıl olmamalı. Kadrolaşmaya kısmen evet diyoruz; ama, partizanlık asla. Bunlar sizleri de boğacak. Bugün 1 400 000 kamu çalışanının bir altını doldurun; sözleşmeli personel, devlet memuru… Birçok statüde, darmadağınık ve karmakarışık. Bu statüyü düzeltmeden sizin vereceğiniz seyyanen bir katkı, allahaşkına, dilencilikten öte neyi getirir? Yoksulluk ve açlık sınırı belli. 80 000 000'un 40'ı bugün, 40'ı da altı ay sonra. Söylerim size, çocuklarınıza harçlık verdiğinizde 40 000 000 için ne diyor bakalım ihtiyaçları karşısında? O zaman, kamu çalışanının onurunu, kişiliğini ve üretkenliğini -lütfen, hepimiz- korumak bizim görevimiz.

Kamu görevlisi düne kadar ayrıcalıklıydı; ama, bugün, sadece, iş güvencesi ve kaygısıyla, onun altında ezilip kalmaya devam ediyor. Bunun gitmediğini, ülkemiz adına, üretkenlik adına en ufak bir somut adım atılmadığını hepimiz biliyoruz. Kamu personelinin üretirken kaygıları ve sıkıntıları var acaba ne olurum diye; ama, tabiî ki -üreten insan hata yapabilir ama- bunu sahiplenecek siyasî bir irade lazım.

Çalışma hayatının katılımcı demokrasi anlayışı doğrultusunda, işveren statüsüyle kamu ve çalışan statüsüyle de sendikalar aracılığıyla, bunların, çok net, oturulup, adı konulur. Bunları, hiç, böyle, her kanun gündeme geldiğinde böyle maddelere ve yasalaştırmaya da gerek yok. Çok basit; ama, çözmeye de niyetiniz yok. Her yıl, geleneksel, kamu personeli adına, özellikle devlet memurları statüsünde, sendikal haklar ile kamu arasındaki sözleşme şekilden öteye gitmiyor; çünkü, grevden yoksun, en ufak bir yaptırım gücü yok. Sivil toplum örgütlerinin katılımcı anlayışını hep benimsediğinizi ifade ettiniz; ama, şu ana kadar, en ufak bir somut adım atamadınız.

Biz de diyoruz ki, bu işin, gelin felsefesini, ruhunu lütfen sizler de benimseyin. Yapılacak bu kadar çok basit iken, daha karmaşaya sürükleyecek bir kanun metniyle çalışma hayatını lütfen bozmayın. Bir kısmına, belki, bir derece merhem olabilecekmiş gibi görünüyor; ama, bizde, hekim olarak, palyatif çözüm dediğimiz, sadece karın ağrılarını bir anlık giderebilecek çözüm önerilerini istemiyoruz.

Üreten ile üretmeyeni ayırt eden, aynı zamanda da hiç kimseye minnettarlık duygusu ve mahcup etmeden, günlük yaşamını idame ettirebilecek bir özlük haklarının tanındığı; çalışma koşulları içerisinde, üretimi teşvik, aynı anda da, katılımcılık ve kendini sivil inisiyatif anlayışıyla örgütlenmesine izin veren bir siyasî anlayış istiyoruz; ama, sizin dört yıl boyunca yaptığınız, bu konuda en ufak bir somut adım yok.

Biz, onlar adına değil; ama, burada kamu adına, kamu barışını korumak ve toplumsal barışa katkıda bulunmak için önerilere açık kalmanızı istiyoruz; ama, ifade ettiğim gibi, tüm gözleriniz Sayın Bakanın ve Komisyon Başkanının verdiği direktifler.

Burada, çok acelemiz de yok. Eğer, kamu yararına bir şeyler yapmak istiyorsak, oturup bir defa çıkartılır, ikinci defa değil ve tüm toplumu da kucaklamalı, tüm kamu çalışanlarını kucaklamalı; ama, gördüğümüz kadar, bir kesimine kısmen, ifade ettiğim gibi; yani, 40 000 000 gibi seyyanen arkasında da dönersermaye oranlarını belirli oranda paylaşıp, bölebilen bir anlayış. Bunların çözüm olmadığını, aslında, sizler de biliyorsunuz; ama, kendinize itiraf etmekten çekiniyorsunuz.

Bugün, hükümet, istikrar adına, yoksulluk ve sefaleti önerirken; aslında, aranızda da sıkıntılar var. Sayın Başbakan da zaman zaman söylüyor "milletvekilleri fazla bir şey istemeyin, açlık ve sefaletin, bu halkım bedelini ödemeye hazır, sizler de ödeyeceksiniz" diyor ve kendi yüzde 30 gibi büyük bir oranda kredizade olduğunu da hepimiz biliyoruz, yaşamın zorluğunu hepimiz biliyoruz; ama, kamu çalışanına gereken önemi, lütfen, verelim.

Sizler, IMF gibi, düne kadar duvar gibi set çektiğini zannettiğiniz bir anlayışın; ama, bugün, maalesef, teslimiyetini görüyoruz IMF'ye karşı. Bugün IMF'yle ipleri koparırsak, yarınlarımız ne olacak diye kaygılarınız yaşanıyor.

Bugün Sayın Maliye Bakanım burada. Merkez Bankasının döviz rezervi nedir, burada lütfen açıklasın ve IMF'ye olan borçlarını ödesin ve dokumuzu bozduğunu itiraf etsin burada; çünkü, IMF, günlük yaşamımızın her alanına müdahale eder boyutta.

Siyaseten dün yok saydığınız bir anlayışa, bugün teslim olduğunuzu görüyoruz. Bununla da övünmeye devam edin; ama, halktan tek bir şey istiyorum ve kamu çalışanlarından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

51 konuşma daha · 16 Mart 2006

51 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook