İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 28. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

Hüseyin Özcan

Mersin Milletvekili ·

Genel Kurul, 28. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Aralık 2005 · 943 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Özcan, 7 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 943 kelime.

Hüseyin Özcan (Mersin). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2005-12-07-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1009 sıra sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi hakkında Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iki gün önce, kadınlarımıza seçme ve seçilme haklarının verilmesinin 71 inci yılını kutladık. Birçok Avrupa ülkesinde kadınlara bu hak verilmemişken, Büyük Atatürk ve arkadaşları kadınlarımıza bu hakları vermiştir, Meclis kanalıyla. Tümünü saygıyla anıyoruz.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine baktığımızda 24 tane bayan milletvekilimiz var. Oysa, Türkiye nüfusunun yüzde 51'ine yakın kadınlarımız yaşıyor ve bu oran, Meclise baktığımızda, yüzde 4,27 civarında bir oran ki, gerçekten, bizim millî eğitime bakış açımızın ve kadınlara bakış açımızın bir örneği olarak görüyoruz; bunların düzeltilmesinde yarar vardır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, kurumların insangücünün kalkınma hamlesine hız kazandıran bir faktör haline dönüşmesi, nitelik ve nicelik açısından yeterli bir eğitimin verilmesi mümkün olmalıdır. Okulöncesi eğitimden başlamak üzere, eğitimin her kademesinde, halkımızı, 21 inci Yüzyılda çağdaşlarıyla rekabet edebilecek düzeye getirecek nitelikte yetiştirmek hayatî önem taşımaktadır.

Eğitimin, verimlilikte artış yaparak, ekonomik büyümeye en büyük katkıyı sağlayabileceği bir gerçektir. Üretim ve hizmet sektöründeki teknolojik gelişmeler ve kalite yarışı, içgücünden beklenilen nitelikleri etkilemektedir. Değişikliklere uyum sağlayan, problemleri çözen, iyi yönetimlere ve benzeri yeteneklere sahip olmayı hedeflemiştir.

Eğitim hizmetleri konusunda esas görevli olan kurum Millî Eğitim Bakanlığıdır. Eğitim Birliği Kanununun amacı ise, eğitimi dağınıklıktan kurtarmak ve tek elden yürütmek iken ve objektif üreten ve eğitim sistemimizde birlik çabası göstermesine rağmen, maalesef, bazı istisnaî durumlar ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı, bu yasa, var olan dağınıklığı, aksaklıkları gidermek için iyi bir çalışmadır.

Değerli milletvekilleri, durum böyle olunca; Türkiye'de eğitim emekçilerinin yıllardır, ciddî ekonomik ve sosyal sorunlarla yaşamaya çalıştığı bilinen bir gerçektir. Öğretmenlerin ekonomik, özlük ve demokratik sorunları her yıl birikerek büyümektedir. Ekonomik açıdan çökertilen öğretmenler, memur ve hizmetliler geçinebilmek için ek iş yapmak zorundadırlar.

Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarının, ülkenin genel sorunlarından ayrı ve bağımsız olmadığını düşünmekteyiz. Eğitimin ve eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunların çözülmesi için gerekli olan ekonomik koşulların düzeltilmesi yanında, demokratikleşme yolunda da acil adımlar atılmasında fayda vardır.

Değerli milletvekilleri, herkes için temel bir insan hakkı olarak kabul ettiğimiz eğitim hakkı, bugün Türkiye'de sadece ekonomik gücü olanların yaratabildiği bir fırsat haline gelmiştir. Oysa, parası olmayan öğrenciler ne dershanelerden ne araç ve gereçlerden faydalanamamaktadır. Bu sebeple, eğitimde bir eşitsizlik oluşmaktadır.

Sayın milletvekilleri, üniversite imtihanlarına baktığımızda, 2004 yılında sıfır puan alan 32 177 iken, 2005 yılında 57 163 olarak kaydedilmiştir. İşte, bu durum, eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin en güzel örneğidir.

Binbir güçlük içerisinde çocuklarını üniversitede okutan ailelerin durumları yürekler acısı. Üniversiteyi bitiren çocuklarımız aş ve iş bulamamanın sıkıntısı içindeler. Hem aileleri hem de kendileri psikolojik sıkıntı içerisinde siyasetçilerden yardım beklemektedirler. Oysa, bizler de, yardımcı olamamanın üzüntüsü içerisindeyiz. Hükümetin gerekli girişimde bulunmasında, bu konuda duyarlı olarak çalışmasında ve uğraşmasında yarar var düşüncesindeyiz.

Değerli milletvekilleri, fen-edebiyat fakültesi mezunlarının öğretmen olmaması binlerce öğrenci ve ailelerinin mağdur olmasına neden olmaktadır. Bu mağduriyetin kaldırılması ve öğretmen açığının da bir nebze olsun giderilmesi için öğretmen olarak atanmalarında yarar vardır diye düşünüyoruz.

Vekil öğretmenlerin çeşitli sosyal haklardan mağdur olmaları da ayrı bir sorundur. Bu öğretmenlerimizi de sahiplenmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'deki eğitim sisteminin acilen nitelikli hale getirilmesi gerekmektedir. Bunun için de, öncelikle ikili eğitimden tekli eğitime geçilmelidir. Yurdumuzda 8 325 okulda ikili, 17 636 okulda da birleştirilmiş sınıflarda eğitim verilmektedir. Bu rakamlarla, yaklaşık 7,5 milyon öğrencinin, bu okullarda ve olumsuz koşullar altında eğitimini sürdürmeye çalıştığını görmekteyiz. Nitelikli eğitimin önünde ciddî bir engel olarak duran ikili eğitim sorunu çözülmeden, ikili eğitim yapan okullarda yaşanan sıkıntıların artması kaçınılmazdır. Bu sıkıntının aşılmasının tek yolu, okul ve derslik açıklarının kapatılması ve tüm eğitim kademelerinde tekli eğitime geçilmesidir.

İki; sınıf mevcutları 60 değil, en fazla 30'u geçmemelidir. Kalabalık sınıflar, Türkiye'deki eğitim hizmetinin yıllardan bu yana yaşadığı temel sorunların başında gelmektedir. Pek çok Avrupa ülkesinde sınıf mevcutları 24 iken, ülkemizde hâlâ 50-60 civarında olması, gerçekten eğitimi bir sıkıntıya sokmaktadır.

Üç; eğitimde kadrolaşma değil demokratikleşme yöntemi anlayışı benimsenmelidir. Eğitim yöneticileri, siyasîlerin bireysel istek ve takdirlerine göre değil, önceden belirlenmiş bilimsel esaslara göre ve yapılacak demokratik seçimlerle belirlenmelidir. Her iktidar değişikliği döneminde yaşanan yoğun siyasal kadrolaşmanın önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Memurlar siyasî tayinlerle yıpratılarak bezdirilmekte, istifaya zorlanmakta ve hatta, eşleri farklı illere atanarak aile birliği sarsılmaktadır. Siyasî kadrolaşmayı bırakıp, eğitim kurumları kendi içlerinde özerk olarak çalıştırılmalıdır.

Buna örnek olarak, dünkü, bilmiyorum, basından takip ettiyseniz, Kültür Bakanımızın, Millî Eğitim Bakanlığına "ben, bu sanatçıları buralara atadım, sizler de bunların eşlerini bu illere atayın" diye bir yazı geçmişti.

Değerli milletvekilleri, Mersin Milletvekili olduğum için, bugün, basında -ki, önceden de öğrendiğimiz kadarıyla- "Mersin'de 5 öğretmenin görev yeri cami imamının şikâyeti üzerine değiştirildi" diyor ve "Evrim Sürgünü..." Bu öğretmenlerin hepsini yakından tanıyorum. Gerçekten, Atatürk ilkelerine bağlı, çağdaş, demokratik ve çalışkan arkadaşlarımızdır. Hatta, Yalınayak Beldesindeki bu okul da örnek okul seçilmiştir. Bu arkadaşlarımızın projesi de on güne kadar ödül alacak. Bu ödül alan arkadaşlarımız, bunları hak etmediler. Suçları ne?.. Bunların çok çalışmaları galiba. Bir de, aynı mezhepten olmaları mı?.. Tesadüf değil bunlar. Artık, bunları bırakın, insanları bölmeyin. Yazık, Millî Eğitimde bu memurların onuruyla, çalışmasıyla, hareketleriyle, şevklerini kırmayın, bölücülük yapmayın. Çünkü, bu arkadaşlarımız, her yönüyle cumhuriyet değerlerine sahip olan arkadaşlarımız.

Diğer bir konu ise, yargıya saygınız olduğunu savunuyorsunuz. Soruyorum, Mersin Millî Eğitim Müdürü mahkemeyi kazanarak döndüğü halde, tekrar neden göreve başlatılmadı? Bunları, Millî Eğitim Bakanı olsa da, keşke cevaplandırsa diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, hizmetli ve memurlar için özel hizmet tazminatı ödenmelidir. Kamu kurumlarımızın en önemli yapı taşlarından birisi olan memurlar, ciddî sorunlarla karşı karşıyadır. Diğer eğitim çalışanlarıyla aynı ortamda bulunan, ancak eşit haklara sahip olmayan memurlar, kendilerine yüklenen her türlü angaryayı tartışmasız yerine getirmeyle yükümlü saymaktadırlar kendilerini. Hizmetli ve memurların yıllardır süren mağduriyetlerini gidermek amacıyla, yaptıkları işlerin niteliği ve çalışma koşulları göz önünde bulundurularak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 7 Aralık 2005

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook